|
emretekin
|
 |
« Yanıtla #15 : Haziran 21, 2008, 08:38:47 ÖS » |
|
Necip Fazıl Paris'te kumarda her şeyini kaybetmiş ve paris sokaklarında sadece iç çamaşırlarıyla koşuyormuş, polisi görmüş ve şöyle demiş _Benden daha önce geçen oldu mu? _hayır _iyi o zaman ben birinciyim 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
emretekin
|
 |
« Yanıtla #16 : Haziran 21, 2008, 10:21:27 ÖS » |
|
Yine NEcip Fazıl... Bir gün Necip Fazıl'a demişler ki İngiliz ansiklopedisine iki şair almışlar. necip Fazıl da: " diğeri kim." demiş...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
gördesli hoca
Yeni Üye
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 37
|
 |
« Yanıtla #17 : Haziran 23, 2008, 12:17:37 ÖÖ » |
|
1950'li yılların başında Ankara'daki halk evlerinde Orhan Veli ve arkadaşları toplanır ve edebiyata-sanata dair sohbetler ederler. Edebiyat camiasından olmamasına rağmen Sair adında bir edebiyat dostu da elinden geldiğince bu sohbetlere iştirak eder; yalnız nedense Orhan Veli her defasında -sevdiğinden olsa gerek- Sair'e takılır. Yİne böyle halkevindeki buluşmaların birinde Orhan Veli içeri girer girmez Sair'i farkeder ve ona şöyle seslenir: Hey gidi koca Sair Ne var sende aşka dair? Sair boş durur mu, hemen cevabı yapıştırır: Hey gidi Orhan Veli Kanık Halkı kandırmaktan sanık "Sende ne varsa bende de o var" der. Epeyce gülüşürler...
|
|
|
|
|
Logged
|
Bi baht olanın bağına bir katresi düşmez Baran yerine dürri güher yağsa semadan
|
|
|
|
zekeriyametin
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #18 : Haziran 23, 2008, 09:59:38 ÖÖ » |
|
Yahya Kemal'den: Yahya Kemal'in Genç şairlere sohbet verdiği bir gün salonun en sessiz anında dinleyicilerden biri yellenir, anlaşılmasın diye de oturduğu tahta sandalyeyi gcırdatmaya başlar. Genç şairin telaşlı durumuna bakan Yahya Kemal: - Hayırdır genç arkadaşım, birinci dizeye kafiye mi arıyorsun?...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Mevlânâ muhibbi
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #19 : Haziran 23, 2008, 11:05:32 ÖÖ » |
|
Garip halleri ile ünlü olan şair Ruhî, serbest nazım usulüyle şiir yazmanın moda olduğu dönemlerde bir gün, eline geçen bir şiir mecmuasında genç şairlerden birinin irili ufaklı mısralarla bütün bir sahifeyi dolduran şiirine uzun uzun baktıktan sonra: _ Garip, demiş. Bunlar üzüm salkımı, yazanlar da şair değil manav olsa gerek!.. 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
gördesli hoca
Yeni Üye
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 37
|
 |
« Yanıtla #20 : Haziran 23, 2008, 04:36:13 ÖS » |
|
abdülhak hamit tarhan sevgili eşinin vefatı üzerine makber şiirini yazar ama eşinin kırkı çıkmadan başka bir bayanla birlikte görününce eşinin vefatı hatırlatılır. abdülhak hamit de "ah ah ben acımdan ne yaptığımı biliyorum mu ki?" diye cevap verir.
|
|
|
|
|
Logged
|
Bi baht olanın bağına bir katresi düşmez Baran yerine dürri güher yağsa semadan
|
|
|
|
zekeriyametin
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #21 : Haziran 23, 2008, 05:26:25 ÖS » |
|
Derler ki: Mehmet akif sandalyeye oturmuş, milletin acıları ile hem-hal olmuş, saç sakal karışık bir vaziyette ve yüzü kapıya dönük.... içeri Tevfik Fikret girer . yüzyüze gelirler. tevfik fikret: - Ne bu hal üstat maymuna dönmüşsün M.Akif hiçbir şey söylemeden ayağa kalkar. Pencerenin önüne gelir bu arada Tevfik Fikret'e sırtını dönmiştür. Cevabını yapıştırır: - İnsanlık hali, ne zaman neye döneceğimiz belli değil, bak şimdi de pencereye döndüm.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Günay
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #22 : Haziran 23, 2008, 05:30:16 ÖS » |
|
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
fuzuliye
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #23 : Haziran 23, 2008, 07:53:05 ÖS » |
|
abdülhak hamit tarhan sevgili eşinin vefatı üzerine makber şiirini yazar ama eşinin kırkı çıkmadan başka bir bayanla birlikte görününce eşinin vefatı hatırlatılır. abdülhak hamit de "ah ah ben acımdan ne yaptığımı biliyorum mu ki?" diye cevap verir.

|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
gördesli hoca
Yeni Üye
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 37
|
 |
« Yanıtla #24 : Haziran 23, 2008, 10:53:47 ÖS » |
|
FİKRET’İN YALISI Şair Tevfik Fikret’in Rumeli Hisarı’nda bir yalısı vardı. Yalı bir aralık uzun müddet kiracısız kalmıştı. Fikret* nadir görülen keyifli zamanlarının birinde hem yalının kirasını ayda on liradan sekiz liraya indirdi* hem de şu kıt’ayı büyük harflerle bir kağıdın üzerine yazarak yalının camına astı.
“Gel beri varsa cebinde para
Verilir işbu yalı icara
Evvel on altın idi* şimdi sekiz
Sahibi bakmıyor artık kara.”
|
|
|
|
|
Logged
|
Bi baht olanın bağına bir katresi düşmez Baran yerine dürri güher yağsa semadan
|
|
|
|
zekeriyametin
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #25 : Haziran 24, 2008, 09:14:26 ÖÖ » |
|
Şair Eşref Bitlis gezisinden sonra kendisine sorulan - Bitlis'in valisini gördün mü? sorusuna Bitlis'in valisini görmedim ama valinin Bitlis'ini gördüm (valinin bitlisi)
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Mevlânâ muhibbi
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #26 : Haziran 25, 2008, 03:19:46 ÖS » |
|
Ünlü bir sigara tiryakisi olan Reşat Nuri Güntekin'e doktor nasihat eder: - Azizim, bundan böyle sigara içmeyeceksiniz. - İyi ama doktor, sigara bana faydalı. İştahımı kesiyor. Doktor kararından dönmez ve izahata başlar: -Sigara bir taraftan iyidir; bir taraftan fena... - Merak etme doktorcuğum. Ben sigarayı bir tarafından içiyorum. 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
gördesli hoca
Yeni Üye
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 37
|
 |
« Yanıtla #27 : Haziran 27, 2008, 11:21:01 ÖS » |
|
BRAVO!.. Genç bir şair, saçma sapan şiirlerini Victor Hugoya okuduktan sonra: -Üstad, diye sormuş. Şiirlerimi nasıl buldunuz? Victor Hugo: -Vezinsiz, kafiyesiz ve manasız bir şey yazmak istemiş ve tam muvaffak olmuşsunuz, demiş. Bravo doğrusu.
|
|
|
|
|
Logged
|
Bi baht olanın bağına bir katresi düşmez Baran yerine dürri güher yağsa semadan
|
|
|
|
Mevlânâ muhibbi
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #28 : Temmuz 14, 2008, 10:15:48 ÖÖ » |
|
Hayalci Hafız III. Sultan Selim döneminin ünlü hayalcisi Kasımpaşalı Hafız, bir akşam sultan huzurunda Karagöz oynatıyordu. Oyunda Hacivat esirci olmuş, köleler ve cariyeler satıyordu. Herkesin dikkatle oyunu izlediği bir sırada Karagöz kölelerden birine adıyla seslendi: “Seliiim!” Padişah da şaka olsun diye “Lebbeyk, buradayım!” diyerek oyuna katıldı. Kasımpaşalı Hafız, sultanın sesini duyunca büyük bir hata yaptığını düşündü ve oyunun senaryosunu değiştirip birkaç dakika içinde Hacivat’ı konuşturdu: -Karagöz’üm! Huzûr-ı şâhânede bir sürç-i lisan ettin ki ne tamiri ne de affı kâbildir. Belki tevbekâr olup hacca gidesin... Artık sana hayal oynatmak gerekmez. Kasımpaşalı Hafız cümlesi bitince perdenin arkasındaki muma üfleyiverdi. Ve tabii Sultan Selim’in ısrarlarına rağmen bir daha asla Karagöz oynatmadı. 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Mevlânâ muhibbi
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #29 : Temmuz 14, 2008, 10:28:56 ÖÖ » |
|
SEYRANÎ ARADIM ONU HER YERDE Seyranî, yaşadığı dönemde bazılarınca "Velî", bazılarınca "Sarhoş", bazılarınca "Deli" gibi lakaplarla anılmış, velilikle meczupluk arasında bir bilgelik sürerek ölmüştür. Hakkında pek çok rivayet, menkıbe ve hikaye anlatılmıştır. Rahmetli Hasan Ali Kasır'ın "Seyranî" isimli kitabında bunların hemen tamamı derlenmiştir (İstanbul 2001). İşte bir tanesi: "Bir gün gözleri artık görmez olan bir dostu Seyranî'ye: - Aah baba, artık bende dünyayı görecek göz yok, demiş Cevap: - Üzülme gayrı, dünyada da görülecek yüz kalmadı zaten!.. (İskender Pala'nın makalesinden) 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|