|
hüsamdikit
|
 |
« : Mayıs 18, 2008, 01:59:01 ÖÖ » |
|
Arkadaşlar edebiyat dünyasında yazar ve şairlerle ilgili bildiğiniz ilginç anekdotlar varsa burada paylaşalım elimizde toplu birşeyler olur hem de derslerimizde kullanırız.
|
|
|
|
|
Logged
|
Şirler bile pençe-i kahrımda olurken lerzan Beni bir gözleri âhuya zebun etti felek Yavuz Sultan Selim Han
|
|
|
|
hüsamdikit
|
 |
« Yanıtla #1 : Mayıs 18, 2008, 02:02:40 ÖÖ » |
|
YIKA DA GETİR Süleyman Nazif ve Abdülhak Şinasi birlikte yemek yerken, Şinasi garsonu çağırır ve su ister. Şinasi’nin kirden ve mikroptan eldivenle el sıkacak derecede korktuğunu bilen Süleyman Nazif garsona seslenmeden edemez: -Oğlum, beyefendinin suyunu yıka da öyle getir.
|
|
|
|
|
Logged
|
Şirler bile pençe-i kahrımda olurken lerzan Beni bir gözleri âhuya zebun etti felek Yavuz Sultan Selim Han
|
|
|
|
meryozcan
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #2 : Mayıs 18, 2008, 09:20:19 ÖÖ » |
|
Şinasi o kadar kibar beyefendiymiş ki Fransa'da bulunduğu yılları arkadaşlarına anlatırken Sen nehrine hicabından ''Siz'' diye hitap edermiş ..
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
hüsamdikit
|
 |
« Yanıtla #3 : Mayıs 18, 2008, 08:18:54 ÖS » |
|
SUSTURUCU TEDAVİ Zamane gençlerinden biri,bir toplantıda Akif’i küçük düşürmeye çalışıp: - Siz baytardınız, değil mi? Demiş. Akif, istifini bozmadan şu cevabı vermiş: - Evet,bir yeriniz mi ağrıyordu?
|
|
|
|
|
Logged
|
Şirler bile pençe-i kahrımda olurken lerzan Beni bir gözleri âhuya zebun etti felek Yavuz Sultan Selim Han
|
|
|
|
fuzuliye
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #4 : Mayıs 18, 2008, 11:03:46 ÖS » |
|
Cemal Süreyya bir arkadaşıyla girdiği bir iddia sonucunda adındaki bir harfi atarak Cemal Süreya olmuştur. Bunu "Elma" isimli şiirinin son dizesinde "Adımın bir harfini atıyorum" diyerek dile getirir. Yıllar sonra Süreyya Evren isimli yazar ise "ben de bu y yi alır adıma eklerim diyerek" Süreyyya Evren olmuştur. 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
fuzuli61
|
 |
« Yanıtla #5 : Mayıs 21, 2008, 10:00:29 ÖS » |
|
Yahya Kemal'e sormuşlar "Ankara'nın nesi güzel?" diye... verdiği cevap İstanbul aşkını dile geirir gibidir: -İstanbul'a dönüşü...
|
|
|
|
|
Logged
|
NE KADAR SULARSAN SULA KESER SAPI FİDAN OLMAZ...
|
|
|
|
lalezar
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #6 : Mayıs 26, 2008, 09:19:50 ÖS » |
|
usta şair fuzili ruhi ile betaber yürürken; ruhi:üstad şu ağacın altında şu köpek ne de fuzuli duruyor değil mi der. bunun üzerine, fuzuli:onun içindeki ruhiye bak sen karşılığını verir...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
lalezar
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #7 : Mayıs 26, 2008, 09:21:07 ÖS » |
|
Camsız gözlük
Sultan II. Mahmut zarif şair İzzet Molla'dan pek hoşlanır onunla şakalaşırmış. Bir gün Balmumcu Çiftliği'ne giderken onu da saltanat arabasına almış, birkaç kelam sohbetten sonra sırf onu söylendirmek için camsız bir gözlük çerçevesi hediye etmiş. Molla hediyeyi aldıktan sonra teşekkürler eşliğinde gözüne takmış, başını uzaklardaki mezarlıklara doğru çevirip güya bir taş okuyormuş gibi yüksek sesle hecelemiş:
- Hüve'l-Hallaku'l-Baki... El-Merhum....
Padişah o sırada takılmış:
- Maşallah Molla, pek uzakları bile okuyorsun...
Molla taşı gediğine koymuş:
- Hünkarım, bir de camları olsaydı, Levh-i Mahfuz'u okurdum ya!..
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
gördesli hoca
Yeni Üye
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 37
|
 |
« Yanıtla #8 : Haziran 18, 2008, 01:41:29 ÖÖ » |
|
ÇIKMAYAN MANA Mehmet Akif, Baytar Mektebi’nde müdür muavini olarak çalıştığı bir dönemde, muhasebeden gelen bir yazıyı anlayamaz. Yazıyı kaleme alan Salih Efendi’yi aratarak yazıda ne demek istediğini sorar:.: -“ Salih Efendi İki türlü mana çıksın diye böyle yazdık efendim” cevabını verince, Akif dayanamaz ve: -Hayret doğrusu, der. Biz birini bile çıkartamadık da.
|
|
|
|
|
Logged
|
Bi baht olanın bağına bir katresi düşmez Baran yerine dürri güher yağsa semadan
|
|
|
|
Mevlânâ muhibbi
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #9 : Haziran 19, 2008, 10:56:34 ÖÖ » |
|
*SAKIN TERK-İ EDEPTEN*
Anlatılır ki ünlü şair Nabî hacca gittiği vakit, kervan Medine’ye yakın bir yerde konaklar. Nabî, Hz. Peygamber’in huzuruna yaklaşmış olmanın heyecanıyla şairane düşüncelere dalmışken, kervanda bulunan devletlûlardan birinin sorumsuzca davranarak, ayaklarını Ravza-i Mutahhara’ya doğru uzatıp yattığını görür. O anda dudaklarından,
Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâdır bu Nazargâh-ı İlâhî’dir makâm-ı Mustafâ’dır bu
Beyitiyle başlayan gazel tarzındaki ünlü naat dökülür. Sabaha yakın, kervan düzülüp de Medine’ye yaklaştıklarında Razvza-i Mutahhara’nın bütün minarelerinden müezzinlerin davudî makamla bu gazeli okuduklarını duyarlar. Meğer o gece Efendiler Efendisi, müezzinlerin her birinin rüyasına girip ezandan evvel bu neşideyi savt-ı hazîn ile okumalarını buyurmuş.
(İskender Pala, Güldeste)
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
fıstıkçışahap
Yeni Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 9
|
 |
« Yanıtla #10 : Haziran 19, 2008, 11:03:26 ÖÖ » |
|
Arkadaşlar HAKKI SÜHA GEZGİN'in "EDEBİ PORTRELER" ADLI BİR ESERİ VAR BU YAZAR TÜRK EDEBİYATININ BİRÇOK ÖNEMLİ SİMASINI YAKINDAN TANIMIŞ VE BUNLARIN ENTERESAN YÖNLERİNİ BU ESERDE ANLATMIŞ . DERSLERDE KULLANMAK İÇİN BİREBİR . TAVSİYE EDİYORUM. SELAMLAR
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
fuzuliye
Ziyaretçi
|
 |
« Yanıtla #11 : Haziran 19, 2008, 03:48:59 ÖS » |
|
ÇIKMAYAN MANA Mehmet Akif, Baytar Mektebi’nde müdür muavini olarak çalıştığı bir dönemde, muhasebeden gelen bir yazıyı anlayamaz. Yazıyı kaleme alan Salih Efendi’yi aratarak yazıda ne demek istediğini sorar:.: -“ Salih Efendi İki türlü mana çıksın diye böyle yazdık efendim” cevabını verince, Akif dayanamaz ve: -Hayret doğrusu, der. Biz birini bile çıkartamadık da.

|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
gördesli hoca
Yeni Üye
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 37
|
 |
« Yanıtla #12 : Haziran 19, 2008, 10:54:19 ÖS » |
|
ANLADIĞININ İSPATI Tanıdıklardan biri, yazdığı romanın müsveddelerini Neyzen Tevfik’e göstererek fikrini sorar: Neyzen beğenmediğini ifade edince, adam: -İyi ama, der. Siz hiç roman yazmadınız ki! Neyzen Tevfik şu cevabı verir: -Ben yumurtanın tazesini bayatını iyi anlarım. Ama bu güne kadar hiç yumurtlamadım.
|
|
|
|
|
Logged
|
Bi baht olanın bağına bir katresi düşmez Baran yerine dürri güher yağsa semadan
|
|
|
|
emretekin
|
 |
« Yanıtla #13 : Haziran 21, 2008, 08:23:15 ÖS » |
|
Bir gün Necip Fazıl lokantaya gitmiş, pek hoşlanmadığı bir adamla. Garson gelmiş, ilk olarak adama sormuş, ne alırsınız efendim diye? adam da bana bi pilav üstüne et demiş. Garson Necip Fazıl'a sormuş , üstad da "bana bir pilav üstüne etme" demiş 
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
emretekin
|
 |
« Yanıtla #14 : Haziran 21, 2008, 08:27:07 ÖS » |
|
Doktor Abdullah Cevdet'le Süleyman Nazif hemşehri olmalarına rağmen pek anlaşamazlarmış, daha doğrusu Nazif Cevdet'i pek sevmezmiş. Bu arada cevdet bir zamanlar Türk ırkı çirkinleşti, Macarlardan damızlık erkek getirelim diyen sapık fikirli ve çirkin suratlı bir adamdır. bir gün S. Nazif'e sormuşlar "yahu üstad bu adamın sevdiğin hiçbir tarafı yok mu ?" Nazif de şöyle cevap vermiş: Bir tek huyunu seviyorum, Sireti suretine aksetmiş, demiş.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|