EdebiyatOgretmeni.Net Forum
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.
Şubat 09, 2012, 05:17:16 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: 1 [2] 3
  Yazdır  
Gönderen Konu: STEPHEN KİNG  (Okunma Sayısı 6480 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
golgeli_yol
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 694



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #15 : Haziran 10, 2009, 10:39:32 ÖS »

Ayrica bu her zaman boyledir.Hicbir film kitabin yerini tutamaz.
Logged

sevdâ denilir düştüğümüz gizli melâle/bir hâile ömrüm ki alınmaz bile kâle
mtree
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 2071


tavanarasında yağmurun sesini dinleyen şemsiyelere


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #16 : Haziran 10, 2009, 10:41:07 ÖS »

Grange'in hangi kitaplari film yapilmis?
Kzıl Nehirler(1-2), Kurtlar İmparatorluğu bir de Taş meclisi galiba...
Logged

valizimi hazırlamama yardım et... kelimeleri sol tarafa koy... söylenmemiş olanları, yürünmemiş yolların yanına.. kollarını mavi gömleğimin boynuna... ayrı ayrı koy... güneşli günlerle karlı günleri karıştırma..

golgeli_yol
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 694



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #17 : Haziran 10, 2009, 10:42:57 ÖS »

Ben o filmlerin Grange'in kitaplarindan uyarlandigini bilmiyordum..Gülümseme
Sadece Siyah Kan'i bilirim:P
Logged

sevdâ denilir düştüğümüz gizli melâle/bir hâile ömrüm ki alınmaz bile kâle
mtree
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 2071


tavanarasında yağmurun sesini dinleyen şemsiyelere


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #18 : Haziran 10, 2009, 10:45:31 ÖS »

Zaten pek benzemiyor. Şaşırmış
Logged

valizimi hazırlamama yardım et... kelimeleri sol tarafa koy... söylenmemiş olanları, yürünmemiş yolların yanına.. kollarını mavi gömleğimin boynuna... ayrı ayrı koy... güneşli günlerle karlı günleri karıştırma..

golgeli_yol
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 694



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #19 : Haziran 10, 2009, 10:46:42 ÖS »

Iyi o zaman:D
Logged

sevdâ denilir düştüğümüz gizli melâle/bir hâile ömrüm ki alınmaz bile kâle
fuzuliye
Ziyaretçi
« Yanıtla #20 : Haziran 11, 2009, 01:50:19 ÖS »

Teşekkürler.
Logged
mtree
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 2071


tavanarasında yağmurun sesini dinleyen şemsiyelere


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #21 : Haziran 11, 2009, 03:49:24 ÖS »

Teşekkürler.
Rica ederim.
Logged

valizimi hazırlamama yardım et... kelimeleri sol tarafa koy... söylenmemiş olanları, yürünmemiş yolların yanına.. kollarını mavi gömleğimin boynuna... ayrı ayrı koy... güneşli günlerle karlı günleri karıştırma..

mtree
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 2071


tavanarasında yağmurun sesini dinleyen şemsiyelere


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #22 : Haziran 13, 2009, 06:07:24 ÖS »

GÖZ




düşünce gücüyle eşyaları hareket ettirebilen bir kızın öyküsü...
okulda dışlanan (ailesinin dindarlığı yüzünden) bir kızdır fakat birgün yapmamaları gereken bir hata yaparlar ve bu bütün kasabanın sonu olur...
Logged

valizimi hazırlamama yardım et... kelimeleri sol tarafa koy... söylenmemiş olanları, yürünmemiş yolların yanına.. kollarını mavi gömleğimin boynuna... ayrı ayrı koy... güneşli günlerle karlı günleri karıştırma..

golgeli_yol
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 694



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #23 : Haziran 13, 2009, 06:09:01 ÖS »

GÖZ




düşünce gücüyle eşyaları hareket ettirebilen bir kızın öyküsü...
okulda dışlanan (ailesinin dindarlığı yüzünden) bir kızdır fakat birgün yapmamaları gereken bir hata yaparlar ve bu bütün kasabanın sonu olur...


Ya bu kitabin filmi yapildi mi?Sanki bu konuda bir film izlemis gibiyim..
Logged

sevdâ denilir düştüğümüz gizli melâle/bir hâile ömrüm ki alınmaz bile kâle
mtree
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 2071


tavanarasında yağmurun sesini dinleyen şemsiyelere


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #24 : Haziran 13, 2009, 06:09:38 ÖS »

Yapılmadı galiba
Logged

valizimi hazırlamama yardım et... kelimeleri sol tarafa koy... söylenmemiş olanları, yürünmemiş yolların yanına.. kollarını mavi gömleğimin boynuna... ayrı ayrı koy... güneşli günlerle karlı günleri karıştırma..

golgeli_yol
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 694



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #25 : Haziran 13, 2009, 06:11:52 ÖS »

Yapılmadı galiba

Ben 2 filmi karistirip bu konuyu ortaya cikardim galiba.Gülümseme
Logged

sevdâ denilir düştüğümüz gizli melâle/bir hâile ömrüm ki alınmaz bile kâle
mtree
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 2071


tavanarasında yağmurun sesini dinleyen şemsiyelere


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #26 : Haziran 26, 2009, 01:35:16 ÖS »

YAZMA SANATI



Tutku ile okunan bir yazar, Stephen King.
Stephen King’in her çıkan eserini takip eden biri, bir gün “Yazma Sanatı” ve Stephen King’le karşılaşırsa şaşırabilir. Stephen King denildiğinde, ‘korku ve gerilim’ akla gelirken, “Yazma Sanatı” adlı kitap ile King, okuyucularına farklı seslenir.
Yıl 1999 ve King, kendi hayatını ve roman yazma sanatını sayfalara döker. King’in yazar kimliğini anlattığı kitap, diğer ‘roman nasıl yazılır?’ adlı kitaplardan çok farklı ve ‘yazma’ ile ilgilenenler için oldukça faydalı bir kitap. Kitabın ilk bölümlerinde King’in kimliği anlatılırken, ikinci bölümünde ise nasıl yazılır, yazarken neler yapılır vs. yazı yazma ile ilgili yararlı araçlar, çok farklı ifadelerle anlatılıyor. King’in kitabında, yazma tutkusunun çocukluğu döneminde nasıl başladığı, bazı gençlik anıları ve ilk romanı “Göz”le karşılaştığı sıkıntıları öyle bir ifade ile anlatırken, yazma sanatı adeta insanı etkisi altına alabiliyor.





Stephen King (1947-Portland), yazdıklarıyla birçok ödül aldı ve korku-gerilim dalında dünyada bir klasik oldu. Peki, bu kitabı neden yazdı? İşte, Stephen King “Yazma Sanatı” adlı kitabı neden yazdığını kitabın başında şu söylemlerle açıklıyor.

Yazarın ilk çalışma masasının bir çamaşır sepeti olduğunu, yazı yazdığı zamanlarda eşinin bazı istekte bulunduğu şeylere nasıl sinir olduğunu; çocuk, iş, akraba ve günlük hayatın koşuşturmalarından dolayı yazamadığı zamanlar nasıl içinin sızladığını ve yazmak için okumanın şart olduğunu ve daha birçok araçları bu kitapta bulmak mümkün.



Küçük Alıntılar / “Yazma Sanatı” S.King

“Ne kadar sıkıcı ya da kışkırtıcı olduğuna bakmadan, hoşunuza giden ne varsa deneyin. Eğer işe yarıyorsa mesele yok. Yaramıyorsa, kaldırıp atın. Sevseniz bile kaldırıp atın. Sir Arthur Quiller-Couch bir keresinde "Sevgililerinizi öldürün." demişti ve haklıydı.”
“En iyi yazı, yazar için bir tür ilham verici bir oyun olduğu zaman yazılandır ve bu hep, hep, hep, hep böyledir.”
“Eğer kitap okumaya vaktiniz yoksa yazı yazacak donanımınız ve de zamanınız da yoktur.”
"Şimdi bir şeyi açıklığa kavuşturalım, tamam mı? Fikir Deposu diye, Öykü Merkezi diye, Gömük Çok Satanlar Adası, diye bir yerler yok; iyi öykü fikirleri kelimenin tam anlamıyla yoktan var oluyor, boş bir gökyüzünde dosdoğru üstünüze geliyorlar; daha evvelden birbiriyle hiç ilişkisi olmayan iki fikir bir araya gelip güneşin altında yepyeni bir şey oluşturuyor. Sizin işiniz bu fikirleri bulmak değil ve fakat kendilerini gösterdiklerinde onları tanımak."
Bu kitap ile kurgu ustası King'in kurgu olmadan bir kitabı nasıl yazdığı ve tabi ki dünyada popüler bir yazar olan King'in yazma hakkındaki muhteşem fikirleri ile büyülenmek mümkün.



"Yıllarca, odamın ortasında masif, meşe antika bir çalışma masasına sahip olmayı düşledim. 1981’de hayalimdeki masaya kavuştum ve onu evimin arka tarafındaki geniş, aydınlık çalışma odamın ortasına yerleştirdim. Ve tam altı yıl o masanın ardında hiçbir şey yapmadan sarhoş ya da kafam dumanlı oturdum...

Alkol ve uyuşturucudan kurtulduktan sonra aklımı başıma topladım ve o çirkinlik abidesini oturma odasına taşıtıp başımdan def ettim... Doksanlı yılların başlarında kendi yollarına gitmeden önce, çocuklarımla birlikte basketbol maçı ya da film izlerken o masanın üzerinde pizza yedik... Sonradan o dinazorun yarı büyüklüğünde el yapımı çok güzel bir masa aldım. Ve onu çalışma odamın en dip köşesine bir şemsiyenin altına yerleştirdim. Şimdi elli altı yaşında gözleri bozuk, bacağı sakat ve aklı başında bir adam olarak masanın başında şemsiyenin altında oturuyorum. Bildiğim işi yapıyorum. Çünkü bu işin nasıl yapılacağını biliyorum. Size başımdan geçenleri anlattım... Şimdi de elimden geldiğince yaptığım işi anlatacağım...

İşe şöyle başlayın: Masanızı odanızın en dipteki köşesine yerleştirin ve her yazı yazmaya oturduğunuzda, masanın neden odanın ortasında durmadığını kendinize hatırlatın. Yaşam, sanatı destekleme sistemi değildir. Bunun tam aksidir..."


KAYNAK: Kitap adı: “Yazma Sanatı” Stephen KING
Logged

valizimi hazırlamama yardım et... kelimeleri sol tarafa koy... söylenmemiş olanları, yürünmemiş yolların yanına.. kollarını mavi gömleğimin boynuna... ayrı ayrı koy... güneşli günlerle karlı günleri karıştırma..

mtree
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 2071


tavanarasında yağmurun sesini dinleyen şemsiyelere


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #27 : Temmuz 27, 2009, 12:41:07 ÖS »

DÜŞ KAPANI




Dört arkadaş çocukluklarında yaşadıkları bir olayda gösterdikleri kahramanca tavır nedeniyle herkesin sevgisini kazanmışlardır. Ancak, yaşadıkları bu olay, onları anlayamadıkları bir biçimde değiştirmiştir. Aradan geçen 25 yıl sonunda her biri çok farklı yaşamlar sürseler de asla ayrılmayan bu sıkı dostlar, her yıl av mevsiminde Maine ormanlarında buluşurlar. Her zamanki gibi eğlenceli geçireceklerini düşündükleri son av partilerine yolunu kaybetmiş bir adam da katılır. Ancak bu yabancının garip tavırları ve sürekli gökyüzündeki ışıklardan söz etmesi grubu tedirgin eder. Kısa süre sonra, sakin başlayan tatil serüvenleri başka bir gezegenden geldiğini anladıkları bir yaratıkla ölüm kalım mücadelesine dönüşür. Kurtuluşları ise geçmişlerinde ve düş kapanının elindedir.
Logged

valizimi hazırlamama yardım et... kelimeleri sol tarafa koy... söylenmemiş olanları, yürünmemiş yolların yanına.. kollarını mavi gömleğimin boynuna... ayrı ayrı koy... güneşli günlerle karlı günleri karıştırma..

mtree
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 2071


tavanarasında yağmurun sesini dinleyen şemsiyelere


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #28 : Kasım 29, 2009, 01:17:34 ÖS »




SİS

Kitaptan..

I. Fırtınanın Gelişi
Olanları anlatıyorum... Kuzey New England'ın gelmiş geçmiş en müthiş sıcak dalgası 19 Temmuz gecesi sona ererken, bütün Batı Maine bölgesini şiddetli fırtınalar sarmaya başladı. Şimdiye kadar tanık olduğum fırtınaların en korkuncuydu bunlar.
Biz Uzun GöTün kıyısında oturuyorduk. Karanlık basmadan az önce, ilk fırtınanın suları döverek bize doğru yaklaştığını gördük. Bir saat öncesine kadar hava son derecede durgundu. Babamın 1936'da bizim kayıkhaneye astığı Amerikan bayrağı, direğinden gevşekçe sarkıyor, ucu bile oynamıyordu. Sıcak sanki elle tutulacak kadar yoğun, taş ocağının dibindeki kara sular kadar derindi. O gün akşam üzeri üçümüz yüzmeye gitmiştik. Ama derinlere açılmadıkça, su insanı ferahlatmıyordu. Steff de ben de derinlere açılmak istemiyorduk. Çünkü Billy bizi izleyemezdi   Henüz beş yaşındaydı.
Beş buçukta, göle bakan balkonda iştahsız iştahsız yemek yedik. Jambonlu sandviç ve patates salatası. Kimsenin canı Pepsi'den başka bir şey istemiyor gibiydi. Şişeler buz dolu çelik kovada duruyordu.
Billy, akşam yemeğinden sonra, bir süre alçak trapezinde oynamaya gitti. Steff'le ben de balkonda oturduk. Pek konuşmadan sigaralarımızı içiyor, dümdüz bir aynaya benzeyen, kasvetli gölün karşı kıyısındaki Harrison'a bakıyorduk. Oraya buraya gidip gelen birkaç motorun homurtusu duyuluyordu. Kışın yaprak-
¦— 7
larını dökmeyen ağaçlar toza bulanmıştı, sıcağa yenik düşmüş gibi gözüküyorlardı. Fırtına habercisi, mor renkli, dev bulutlar batıda ağır ağır toplanıyordu. Bir ordu gibi. Şimşekler çakıyordu. Komşumuz Brent Norton'un, Washington Dağının tepesinden yayın yapan ve sadece klasik müzik çalan istasyona ayarlanmış olan radyosu, her şimşek çakışında korkunç parazit yapıyordu. Brent Norton, New Jersey'li bir avukattı. Uzun Göl'deki küçük evine sadece yazları gelirdi. Evde ne kalorifer kazanı vardı, ne de ısı yalıtımı. Norton'la iki yıl önce sınır yüzünden tartışmaya başlamış, sonunda o bölgenin mahkemesine kadar gitmiştik. Davayı ben kazanmıştım. Norton da davayı buralı olmadığı için kaybettiğini iddiaya kalkışmıştı. Yani birbirimize karşı dostça duygular beslemiyorduk.
Steff içini çekti ve çapraz askılı., omuzları açık bluzunun önünü kaldırarak göğüslerini yelpazelemeye çalıştı. Bu hareketin onu serinlettiğini sanmıyordum. Ama oldukça çekici görünüyordu.
«Seni korkutmak istemiyorum,» dedim. «Ama galiba korkunç bir fırtına yaklaşıyor.»
Steff bana kuşkuyla baktı.   «Dün gece de fırtına bulutları toplandı David, önceki gece de. Sonra dağıldı.» «Bu gece dağılmayacak.» «Öyle mi?»
«Fırtına şiddetlenirse alt kata ineriz.» «Çok şiddetlenir mi sence?»
Gölün bu kıyısına, bütün yıl boyunca oturulabilecek İlk evi babam yapmıştı. Hemen hemen çocuk denilecek bir yaşta, iki kardeşiyle birlikte, şimdi evin bulunduğu yere yazlık bir kulübe kurmuştu. Ve 1938'de bir yaz fırtınası evi yıkmıştı, taş duvarları bile. Sadece kayıkhane zarar görmemişti. Babam da bir yıl sonra büyük evi yapmaya koyulmuştu. Şiddetli fırtınalarda çevreye en çok ağaçlar zarar verir. Ağaçlar yaşlanır, rüzgâr da onları devirir. Tabiat ana, evini zaman zaman böyle temizler işte.
«Bilmiyorum,» dedim. Bu bir bakıma doğruydu. 1938'deki korkunç fırtına konusunda sadece bazı hikâyeler duymuştum. «Ama rüzgâr gölden büyük bir hızla esebilir.»
Bir süre sonra Billy döndü. Çok terlediği için, trapezde pek
— 8 —
eğlenemediğinden yakınıyordu.    Saçlarını  karıştırarak ona  bir Pepsi daha verdim. Böylece dişçiye daha fazla iş çıkacaktı.
Fırtına bulutları yaklaşıyor, maviliği yutuyordu. Fırtına çıkacağı kesindi artık. Norton radyosunu kapatmıştı. Billy, annesiyle benim aramızda oturmuş, büyülenmiş gibi gökyüzünü seyrediyordu. Gök gürlüyordu. Ses göle yayılıyor, sonra da çevrede yankılanıyordu. Bulutlar dönüyor, yuvarlanıyordu. Bazan kara, ba-zan mor, bazan da damar damardılar. Sonra yine kapkara kesiliyorlardı. Yavaş yavaş gölün üzerine çöreklendiler. İnceden bir yağmur yağıyordu. Biz fırtınayı seyrederken, herhalde Bolster's Mill sağanak altındaydı. Hatta belki Norway kenti bile...
Derken havada bir kıpırdanma başladı. Önce kesik kesikti. Bayrağı havalandırıp bırakıyordu. Ortalık serinledi ve gittikçe söğüdü. Vücutlarımızı kaplayan ter buz kesildi.
Tam o sırada, gölde ilerleyen gümüş perdeyi fark ettim. Harrison'u birkaç saniyede gözden silen perde, dosdoğru üstümüze geliyordu. Motorlar çoktan kaçmıştı.
Billy bizim branda koltukların küçük bir modeli olan koltuğundan kalktı. Portatif koltuğun arasında adı bile yazılıydı «Baba, bak!»
«İçeri girelim,» diyerek ayağa kalkıp, kolumu Billy'nin omu-zuna attım.
«Onu görüyor musun? Baba, nedir o?»
«Su-hortumu. içeri girelim.»
Steff şaşkın şaşkın bana bir göz attı. «Haydi, Billy. Babanın dediğini yap.»
Yana kaydırılarak açılan kapıdan oturma odasına girdik. Kapıyı kapattım ve bir an durup dışarı baktım. Gümüş perde gölün dörtte üçünü aşmıştı. Giderek alçalan kapkara gökyüzüyle, parlak beyaz çizgili, kurşun rengi suların arasında çılgınca dönen dev bir fincana benziyordu. Göl azgın denizler gibi, korkunç bir görünüme bürünmüştü. Yüksek dalgalar birbirini izliyor, rıhtımlara ve mendireklere çarparak beyaz köpükler saçıyor, ortalardaki kaba dalgalar, beyaz kafalarını göğe doğru kaldırıyordu.
Su-hortumunu seyretmek insanı ipnotize ediyordu sanki. Tam bize eriştiği sırada, müthiş bir şimşek çaktı. Bu çok parlak ışık, bütün eşyaların negatiflerini gözlerime işledi.
Logged

valizimi hazırlamama yardım et... kelimeleri sol tarafa koy... söylenmemiş olanları, yürünmemiş yolların yanına.. kollarını mavi gömleğimin boynuna... ayrı ayrı koy... güneşli günlerle karlı günleri karıştırma..

mtree
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 2071


tavanarasında yağmurun sesini dinleyen şemsiyelere


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #29 : Kasım 29, 2009, 01:21:32 ÖS »




GECE YARISINI DÖRT GEÇE

Kitaptan..

BİRİNCİ BÖLÜM
DUBLÖR
1

Sam Peebles, daha sonra, «Bütün suç o kahrolasıca akrobattaydı,» diye karar verecekti. «Eğer o herif, uygunsuz bir anda sarhoş olmasaydı, başım da böyle belaya girmezdi.»
Sam belki de haklı olarak, acı acı, «Zaten yaşam dipsiz bir uçurumun bir kenarından diğerine doğru tutulan ince ışına benziyor,» diyecekti. «Gözlerimiz bağlı olarak üzerinden geçmemiz gereken bir ışına. Bu kötü tabii. Ama yeteri kadar değil. Çünkü bazan bizi bu ışının üzerinden itiveriyorlar.»
Ama bütün bunlar daha sonra olacaktı. Başlangıçta, hatta Kitaplık Polisi'nden daha da önce, o sarhoş akrobat vardı...

2

Junction kentinde, her ayın son Cuma gecesi, yerel Rotarian Derneği'nde bir konuşmacı ağırlanırdı. 1990 Martı'nın son Cuma gecesi üyeler, «Curry ve Trembo'nun Yıldızlar Sirki»nde çalışan Muhteşem Akrobat Joe'yu dinleyecek ve böylece hoşça vakit geçireceklerdi.
Perşembe günü öğleden sonra saat dördü beş geçe Sam Peebles'in Junction Kenti Emlak ve Sigorta Şirketi'ndeki bürosunda, masanın üzerindeki telefon çaldı. Sam, alıcıyı kaldırdı. Telefona her zaman o cevap verirdi. Ya kendisi, ya da telesekreter. Çünkü Junction Kenti Emlak ve Sigorta Şirketi'nin sahibi ve tek personeliydi. Zengin bir adam değildi. Ama oldukça mutlu bir insan sayılırdı. Herkese, «İlk Mercedes'imi almama daha çok var,» demekten hoşlanırdı. «Ama bir Ford'um olduğunu söylemeliyim. Arabam hemen hemen yeni sayılır. Kelton Caddesi'ndeki ev de benim.» Ardından da eklerdi. «Ayrıca işim sayesinde bira ve eğlenceden yoksun kalmıyorum.» Aslında üniversiteden beri fazla bira içtiği yoktu. Bu 'eğlence' lafıyla da neyi kastettiğini pek bilmiyordu.
«Junction Kenti Emlak ve Si...»
«Sam, ben Craig. Akrobat boynunu kırmış!»
«Ne?»
Craig Jones sinirli sinirli, «Ne dediğimi duydun!» diye bağırdı. «Akrobat, lanet olasıca boynunu kırmış.»
Sam, «Ah!..» dedi. «Ya!..» Bir an düşündü sonra da ihtiyatla sordu. «Ölmüş mü?»
«Hayır, ölmemiş. Ama bizim için ölmüş sayılır. Şimdi adam Cedar Rapids'deki hastanedeymiş. Boynunu on kilo kadar alçıyla kaplamışlar. Billy Bright biraz önce telefon etti. Akrobatın bugün öğleden sonra matineye zil zurna sarhoş geldiğini söyledi. Ahmak, arkaya doğru perende atmaya kalkışmış ve boyun üstü çakılmış. Billy, çatırtıyı ta tribünlerden duyduğunu söyledi. Tıpkı buz tutmuş bir su birikintisine bastığın zaman çıkan sese benziyordu,' dedi.»
Sam yüzünü buruşturdu. «Ayyy!»
«Açıkçası buna hiç şaşmadım. Ne de olsa adamın adı 'Muhteşem Akrobat Joe.' Sirkte gösteri yapan biri için ne biçim bir isim bu. Yani -adı 'Muhteşem Randix' olsa anlarım. 'Muhteşem Tortellini' de fena sayamaz. Ama 'Muhteşem Joe'? Bence bu ahmaklığın daniskası.»
«Tanrım! Bu çok kötü!»
«Kötü de ne kelime! Bu, yarın akşama konuşmacımızın olmayacağı anlamına geliyor, aziz dostum.»
Sam, keşke bürodan tam dörtte ayrılsaydım, diye düşünmeye başlamıştı. Böylece Craig, telesekretere anlatmak zorunda kalır, o da düşünmek için zaman bulurdu. Biraz sonra düşünmek için zamana gerek olacağını seziyordu çünkü. Craig Jones'un kendisine zaman tanımayacağını da.
«Evet,» dedi. «Bu doğru sanırım.» Filozofça ama çaresiz bir tavırla konuşmuş olduğunu umuyordu. «Çok yazık.»
«Gerçekten öyle.» Sonra Craig darbeyi indirdi. «Ama onun yerini memnunlukla atacağından eminim.»
«Ben mi? Craig, herhalde şaka ediyorsun? Ben doğru dürüst takla bile atamam. Hele perende!..»
Craig Jones, Sam'i amansızca zorladı. «Tek kişinin sahibi olduğu bir şirketin, küçük bir kentin yaşamındaki önemi konusunda bir konuşma yapabileceğini düşünüyordum. Ama bu konuyu beğenmiyorsan, o zaman beysboldan söz edebilirsin. O da olmazsa pantolonunu indirir, seyircilere bir gösteri yaparsın. Sam, ben yalnızca Konuşmacılar Komitesi'nin Başkanı değilim. Bu bile yeteri kadar kötü. Ama Kenny buradan ayrıldığı, Cari da toplantılara gelmekten vazgeçtiğinden beri Konuşmacılar Komitesi yalnızca benden oluşuyor. Bu yüzden bana yardım etmelisin. Yarın gece için bir konuşmacı bulunması şart. Bu lanet olasıca kulüpte güvenebildiğim beş kişi var yalnızca. Onlardan biri de sensin.»
«Ama...»
«Ve bugüne kadar böyle durumlarda konuşmacının yerini almayan bir tek sen kaldın. Onun için seni seçtim, ahbap.»
«Ama Frank Stephens...»
«Geçen yıl Kamyon Taşımacıları Sendikası'ndan bir üye sahtekârlıkla suçlandığı için toplantıya gelemediğinden onun yerini aldı. Sam, sıra sende. Beni yüz üstü bırakamazsın, ahbap. Bana borçlusun.»
Sam, «Ben sigortacıyım!» diye bağırdı. «Sigorta poliçeleri hazırlamadığım zaman da çiftlik satıyorum! Genellikle bankalara! Çoğu kimse bu konuları iç sıkıcı buluyor. Sıkıcı bulmayanlar da tiksinti verici!»
«Hiçbirinin önemi yok.» Craig'in, Sam'in güçsüz karşı koyuşlarına aldırdığı yoktu. Avını ele geçirmek üzereydi. «Zaten hepsi yemeğin sonunda iyice sarhoş olacaklar. Bunu sen de biliyorsun. Cumartesi sabahı söylediklerinin bir tek kelimesini bile hatırlamayacaklar. Ama o arada ayağa kalkarak yarım saatlik bir konuşma yapacak birine ihtiyacım var. Ve bu iş için seni seçtim!»
Sam bir süre daha karşı koydu ama, Craig amansızca sıkıştırmasını sürdürdü. Sözcükleri zalimce vurgulayıp duruyordu. «İhtiyaç!..» «Şart!..» «Bana borçlusun...»
Sam sonunda, «Pekâlâ,» diye bağırdı. «Pekâlâ, pekâlâ. Yeter!..»
Craig sevinçle, «Dostumsun!» dedi. Sesi şimdi sanki güneş ışınları ve gökkuşaklarıyla doluydu. «Unutma. Konuşmanın yarım saatten daha uzun sürmesi şart değil. Sorular için de on dakika ayıracaksın. Tabii soru soracak kimse çıkarsa. Ve istersen pantolonunu indirerek bir gösteri de yapabilirsin. Tabii kimsenin bunu farkedeceğini sanmıyorum ama...»
Sam, «Craig,» dedi. «Yeter artık!»
«Ah! Affedersin! Çenemi tutmalıyım!» Craig, belki de rahatladığı için gıdaklar gibi güldü.
«Dinle. Neden bu konuşmayı sona erdirmiyoruz?» Sam, yazı masasının çekmesindeki mide yatıştırıcı nane şekerlerine uzandı. Önündeki yirmi sekiz saat içinde bir hayli nane şekerine ihtiyacı olacağını biliyordu. «Anladığım kadarıyla oturup bir konuşma yazmam gerekiyor.»
Craig, «iyi bildin,» dedi. «Yalnızca şunu hatırla: Yemek altıda, konuşma yedi buçukta. 'Hawai Beş-0' programında dedikleri gibi: 'Orada ol! Aloha!'»
Sam, «Aloha, Craig,» diye mırıldanarak telefonu kapattı. Bir süre gözleri alıcıda öyle oturdu. Sıcak gazın göğsünden boğazına doğru yükseldiğini hissediyordu. Geğirdi. Beş dakika öncesine kadar sakin olan midesinin marifetiydi bu. Sam, ilk nane şekerini yedi. Gerçekten de daha çok yiyecekti bu şekerlerden.
Logged

valizimi hazırlamama yardım et... kelimeleri sol tarafa koy... söylenmemiş olanları, yürünmemiş yolların yanına.. kollarını mavi gömleğimin boynuna... ayrı ayrı koy... güneşli günlerle karlı günleri karıştırma..

Sayfa: 1 [2] 3
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM