|
LEF
|
 |
« : Temmuz 29, 2009, 07:27:13 ÖS » |
|
Türkçe'de Yaşayan Lâtince Kelimeler
İsa’dan önce 190 yılında Manisa’nın kuzeydoğusunda yapılan büyük savaşta bütün Anadolu’yu eline geçirmeye çalışan Suriye Kralı III. Antiokhos’un Bergama Kralı Attalos’tan yardım gören Romalılara yenilmesiyle Anadolu Romalıların egemenlik alanına giriyor ve 133 yılında Bergama Kralı III. Attalos’un, devletini kalıt (= miras) olarak Romalılara bırakmasıyla 126 yılında bu devletin ülkesi Asia gibi gerçeğe uymayan parlak bir adla Roma eyaleti oluyor. Başlangıç olarak 126 yılını, bitim olarak da Roma Imparatorluğu’nun doğu ve batı diye ikiye bölünüşünü alırsak Anadolu’nun batısı aşağı-yukarı 400 yıl Roma boyunduruğu altında kalmış demektir. Bu uzun zaman içinde Lâtin dili birtakım izler bırakmış olacaktır. Türklerin Anadolu’yu ele geçirmesiyle yerlilerin dilindeki bu Lâtince sözlerin hepsi unutulmasa gerektir. Biz burada Romalılardan kaldıklarını sandığımız bu eski kelimelerle daha sonraları çeşitli yollarda gelme Lâtin asıllı kelimelerin izi üzerinde yürümek istiyoruz.
Anlattığımız zamanlardan kalma olmasa da, yazısı cebimizden, kendisi ağzımızdan düşmediği için, araştırmamıza kuruş ile başlayalım. Kuruş, Arap harfleriyle Guruş diye yazılırdı. Lâtince "iri" demek olan grossus orta Lâtincede (1300 yılı çevresi) "iri metelik", "iri akçe" yahut "iri dinar" (grossus denarius) anlamında kullanılıyor. Guruş şekli bize Bohemye - Avusturya yoluyla gelmiş olmalı (Almanca Groschen). Paradan sonra en çok kullandığımız Lâtince kelimeler ay adlandır sanırım. Romalıların Martius mensis ’i (= Mars-lık ay, Mart ayı, Savaş-tanrı ayı) bizde Mart, Mensis Maius ’u ("büyüme tanrısı" olan deus Maius ’un ayı, Lâtincede maius "daha büyük" demek) bizde mayıs, Augustus mensis ’i (Roma İmparatoru Oktavianus’a senatonun IÖ. 27 yılında verdiği Augustus adı "kutlu" anlamına geliyor; bu aya o zamana kadar 6. ay deniyordu) bizde ağustos olmuştur. Anadolu’nun birtakım yerlerinden "nisan" ayı için bugün de kullanılan April ’da Lâtince Aprilis mensis (= açıcı-ay) yaşamaktadır.
Lâtince testa, pişmiş topraktan yapılma her türlü kabı bildirir; bize testi diye geçmiş. Romalılar evin çatısını örttükleri nesneye tegere (= örtmek) mastarıyla aynı kökten olarak tegula demişler: Lâtince tegula ’yi tuğla diye almışız, o işi Yunanca kiremid’e gördürmüşüz. Creat kelimesiyle Romalılar "tebeşir” ve çeşitli "killi toprak"ları anlatıyorlar; bizim kireç bundan gelme olacak. Aslında terra creta, yani "elenmiş, kalburlanmış toprak" demekmiş, kelime benzerliğinden (Kreta = Girit) ve Girit denizindeki Kimolos adasından gelmesi yüzünden "Girit toprağı" diye yanlış anlaşılmış. Fransızlar ile Almanlar "tebeşir" anlamında almışlar (Fr. craie, Alm. Kreide).
Ortaçağ’da cariapeum, eski çağdaş conopeum diye Lâtince bir kelime var: "üstü cibinlikle örtülü yatak"ın adıymış. Bu kelime eski Yunancaya dayanıyor: konops Yunancada "sivrisinek" demek, koni yani "mahrut" demek olan konos ile "yüz" demek olan ops ’tan kurulduğuna göre eski Yunanlar sivrisineğin yüzünün koni biçiminde yani "sivri" olduğunu görecek kadar keskin bakışlı imişler. Konopeion ise "sivrisineklik" yani "cibinlik" demek. Bizde kılığını ve anlamını biraz değiştiterek kanape olan bu " cibinlikli yatak" ne zaman ne yoldan bize geçmiş, orasını bilmiyorum. Kandil sözü de ondan daha az ilgilendirici değil. Lâtince candela (candere = parlamak, ışık saçmak) balmumundan yahut içyağından "ışık" demek; mumdan yapıldığından biz Türkler mum demişiz, Araplar da öyle yapıp şem (= balmumu) demişler. Karagöz oyununda kandil değil şem ’a yakıldığında dikkat edile. Eskiden Arapça cemilendirilerek güzel güzel kandiller yerine kanadil de diyorlardı. Lâtince candelabrum, Osmanlıcanın şamdan ’ı anlamına (şem Arapça, dan Farsça) kullanılıyor. Kandil için en uygun yer masa ’dır. Öyle ya, ikisi de Lâtince: mensa, Lâtincede masa demek. Biz Romalıların masası ’nı almışız, Fransızlar, İngilizler ve Almanlar ile Romalıların torunu olan İtalyanlar Lâtince "tahta" demek olan tabula ’yı (Fr. îng. table, Alm. Tafel, İt. tavola). Aynı tahta üzerinde oyun oynandığı için bize sonra bu İtalyanca tavola, tavla diye geçmiş. Romalılar tabula ’nın küçüğüne tabella diyorlar: o da İtalyanca yoluyla olacak, bize tabela diye gelmiş.
Lâtin dili manus (= el) ile tergere ’yi (= silmek) birleştirerek elini sildiği ve peçete gibi göğsüne iliştirdiği keten beze mantele yahut mantle demiş. Türk dili de el ile bez’i birleştirip elbezi yapmış, fakat Türkler bu "elbezi"ni yeter bulmayıp Lâtinceden aynı bezi mendil diye almışlar. Anadolu’da mendil karşılığı olarak çevre ile yağlık’tan başka elbezi, elçiti gibi kelimelerin bulunduğunu analım.
Eski Romalılardan "arabanın oku"nun adı temon ’dur (is). Aynı kelime bugünkü İtalyancada timone kılığında hem "araba oku", hem de dümen anlamına kullanılıyor; Türkçede bu kelime dümen olmuş. Lâtincede de buna benzer bir şey geçmiş: Eski Yunanca kübernân " gemiyi, arabayı yönetmek." demek; Lâtinceye gubernare diye girmiş, "dümen"in adı gubernaculum," dümenci"nin adı gubernator olmuş. Lâtincenin gubernare ’si sonradan gouverner diye Fransızlara geçmiş, Fransızlar devlet gemisini düzenleyenlere guvernement demişler.
Masa Türkçeye geçerken yanma iskemleyi de almış: Lâtince scamnulum "ayak dayayacak, oturacak tahta" demek olan Lâtince scamnum ’un küçüğüdür; bize gelmiş iskemle, İtalyanlara gitmiş sgabelle, Fransızlara varmış escabelle, Almanlara göçmüş Schemel adını almış.
Lâtincede " ticaret ve tüccar eşyası" anlamına gelen commercium ’un Anadolu’ya (Bizans’a) geçişi oldukça eski olmalı: İtalyanca commercio da ci = ç okunduğu halde Lâtincede c=k oluşu gümrük şeklinin k’sına commerce ’de ce=s daha uygun geliyor. Türkçe iskele de iskemle gibi başına bir i gelerek Türkçeleşenlerden biri: scalae Lâtincede "merdiven" demek; erlerin savaşta şehir duvarlarına tırmanmak için dayandıkları merdivenin adı da bu. Dilimizdeki kiler kelimesinin Lâtince "yemek odası", "erzak odası" demek olan cellarium ’dan geldiği anlaşılıyor. İlk Roma imparatorunun adı olan, bu yüzden "imparator" (Almanca Kaiser, Rusça çar) anlamı kazanan Caesar kelimesi (Julius Caesar) Kayseri şehrinin adında yaşıyor (Lâtince yazılışı Caesarea, Yunanca yazılışı Kaisareia).
Lâtince "evlenmemiş erkek" demek olan caelebs Bizanslıların diline giriyor, oradan da çelebi kılığında Türkçeye geçiyor. İşimizin uğurlu gitmesi için yazımızı uğur kelimesiyle bitirelim: augur Romalılarda kuşların uçuşlarını ve başka alâmetleri, belgileri yoran kâhindir, augurium "yorma, kâhinlik" demektir. İtalyancada birincisine augure, ikincisine augurio deniyor, Fransızlarda augure, bizde uğur olmuş.
Türkçedeki Lâtince asıllı kelimelerin birkaçını gözden geçirdik. İtalyanca, Fransızca yoluyla dilimize yerleşmiş olan Lâtin doğumlu kelimelerin sayısı pek büyüktür ve bugün batı kültürüne sıkı sıkıya bağlandığımız için Fransızca yoluyla durmadan sayıları artmaktadır: natura, falso, kadastro, sedye, lisans, profesör, doçent, ajans, tela, kukulata, asistan, moda, kooperatif, konsültasyon, prensip, süje, obje, prevantoryum, sanatoryum gibi kelimeler asıl manalarını ancak Lâtince bilenin anlayabileceği ve aralarında bağlantı kurulabileceği Lâtin asıllı kelimelerdir. Bu gibi kelimelerin ne zaman hangi yolla Türkçeye girdiğini araştırıp bulmak güç ve yorucu olmakla birlikte Türkçenin etimologya sözlüğü için gerekli hazırlıklardan biridir.
|