|
nisa2
|
 |
« Yanıtla #2 : Nisan 17, 2010, 09:27:04 ÖS » |
|
ŞİİRDE BİÇİMSEL ÖZELLİKLER Edebiyat dilinde temel olarak iki türlü anlatım şekli vardır: a) Düzyazıyla (nesirle) anlatım b) Şiirle (nazımla) anlatım Derginizin bu sayısında şiirle (nazımla) anlatım üzerinde duracak, şiirin özellikle dış yapısını inceleyeceğiz. ŞİİR Edebiyatta önemli bir tür olarak kabul edilen "şiir"in bugüne kadar birbirinden farklı tanımları yapılmıştır. Hemen her şair kendine göre bir şiir tanımı ortaya koymuş, çağlar boyunca değişik şiir anlayışları oluşmuştur. Geleneksel olarak ölçü (vezin) ve uyak (kafiye) şiirin temel öğesi sayıldığı için eskiden beri ölçülü ve uyaklı her söze şiir denmiştir. Oysa şiirsel anlatım, salt ölçü ve uyağa yaslandırılamaz; çünkü ölçüsüz ve uyaksız söylenmiş şiirler de vardır. Şiir, dil ve düşünce yönüyle öteki yazı türlerinden ayrılır. Öteki yazı türlerine göre şiirde daha yoğun, daha duygulu bir anlatım vardır. Şiirin dili de kendine özgüdür; yani şiir dili, "özel bir dil"dir ve günlük dilden çoğu zaman farklıdır. ŞİİRDE ÖLÇÜ Türk şiirinde üç türlü ölçü (vezin) vardır: a) Hece ölçüsü b) Aruz ölçüsü c) Serbest ölçü 1. Hece Ölçüsü Hece ölçüsü, bir şiirin dizelerindeki hece sayısının eşitliğine dayanır. Bütün bir şiiri oluşturan dizelerin hece sayısına göre ad alır. Sözgelimi, sekiz heceli dizelerden kurulu bir şiirin ölçüsü "sekizli hece kalıbı" diye adlandırılır. Hece şiirlerinde, sayı denkliğinden başka durak denkliği de aranır. "Durak", hece ölçüsüne uyum sağlayan bir çeşit ses kesimidir. Güzel bir şiirde, sözcük tam durak yerinde biter ve okuyana uygun bir nefes payı böylece verilmiş olur. Duraklar hiçbir zaman sözcüğü bölmez; sözcük sonlarına gelir. Heceyle oluşturulan bütün şiirlerde durak aranacak diye bir kural da yoktur. Yani hece ölçüsüyle oluşturulmuş duraksız şiirlerimiz de vardır. İslamiyet'ten önceki dönemlerde de kullandığımız hece ölçüsü, tamamen yerli ve milli ölçü-müzdür. Halk edebiyatının temel ölçüsü olmasına rağmen Nedim ve Şeyh Galip gibi büyük Divan şairleri tarafından da kullanılmıştır. Eskiden bu ölçüye "parmak hesabı" veya "parmak ölçeği" denirdi. Hece ölçüsünün Türk edebiyatında kullanılan başlıca kalıpları 5 ile 16 hece arasındadır. 5 heceden küçük kalıplarla yazılan ya da söylenen şiirler çok azdır. Örnekler: Gâh eserim I yeller gibi 4 + 4 = 8 Gâh tozarım I yollar gibi 4 + 4 = 8 Gâh akarım I seller gibi 4 + 4 = 8 Gel gör beni I aşk neyledi 4 + 4 = 8 (Yunus EMRE) Yukarıdaki dörtlük, 8'li hece ölçüsü ile söylenmiştir ve 4 + 4 duraklıdır. Güzellerin bahçesinde açılan (4 + 4 + 3 = 11) Lale midir sümbül müdür gül müdür (4 + 4 + 3 = 11) Beyaz gerdanına İnip saçılan (4 + 4 + 3 = 11) Zülüf müdür kakül müdür tel midir (4 + 4 + 3 = 11) (Gevheri) Yukarıdaki dörtlük, 11 'li hece ölçüsüyle söylenmiştir ve 4 + 4 + 3 duraklıdır.
Bir sonbahar akşamı I sahillerdeyim (7 + 5 = 12) Gamlı bir heykel gibi I kayalarda ben (7 + 5 = 12) Dağınık saçlarımdan I pervasız esen (7 + 5 = 12) Rüzgârların elinde I kırık bir neyim (7 + 5 = 12) (Faruk Nafiz ÇAMLIBEL) Yukarıdaki dörtlük, 12'li hece ölçüsüyle oluşturulmuştur ve 7 + 5 duraklıdır. Tutam yâr elinden tutam Çıkam dağlara dağlara Olam bir yaralı bülbül Inem bağlara bağlara (Anonim) Yukarıdaki dörtlük, 8'li hece ölçüsü ile söylenmiştir ve duraksızdır. UYARI; Türk edebiyatının Arap ve Iran edebiyatlarının etkisine girmediği çağlarda Türkler yalnızca hece ölçüsünü kullanmışlardır. Bir başka deyişle hece ölçüsü, Türklerin şiirdeki ulusal şiir ölçüsüdür. 2. Aruz Öiçüsü Aruz; Arap, Fars ve Türk edebiyatlarında "hecelerin uzunluk ve kısalıkları temeline dayanan nazım ölçüsü" anlamında kullanılır. Aruz ölçüsü, Arapçanın hece dizgisine sıkı sıkıya bağlıdır ve ondan ayrı düşünülemez. Aruz ölçüsünde uzun (kapalı) ve kısa (açık) olmak üzere iki türlü hece vardır. Ünsüzle biten ya da uzun okunan ünlülerle biten heceler uzun hece sayılır ve şiir çözümlemelerinde uzun çizgiyle (—) gösterilir. Ünlüyle biten heceler ise kısa hece sayılır ve nokta (.) ile gösterilir. Bir beytin ilk dizesinde hangi ölçü kullanılmışsa ikinci dizede de aynı ölçünün olması gerekir. Dize sonlarındaki açık heceler kapalı olarak değerlendirilir. Aruzun bütün esası bundan ibarettir. Örnekler: Seni söyler I bana dağlar I dereler 1e i lâ tün / fe i lâ tün / fe i lün Bir sözle I teselli ey I le bâri mef û lü / me fâ i lün / fe û lün Belli hâlim I den ne hacet I söylemek fâ i lâ tün / fâ i lâ tün / fâ I lün Aruz Ölçüsüyle İlgili Bazı Terimler: İmâle (Uzatma): Kısa bir heceyi ölçü gereği uzatmaktır. Zihaf (Kısma): Uzun bir heceyi ölçü gereği kısaltmaktır. Ulama (Vasi): Bir sözcük ünsüzle biter, ondan sonraki sözcük ünlüyle başlarsa; ilk sözcüğün ünsüzü sonraki sözcüğün ünlüsüyle başlayan heceye bitişik okunur. Buna ulama denir. Ne şair yaş döker ne âşık ağlar Tarihe karıştı eski sevdalar Yukarıdaki dizelerde altı çizili sözcükler arasında ulama yapılabilir:..........â - şı - kağ - lar Türk Şiirinde Aruz - Hece Tartışmaları: Türklerin çok eski çağlardan beri güçlü bir halk şiiri geleneği vardı ve Türkler hece ölçüsü kullanıyorlardı, islamiyeti kabul ettikten sonra, Iran edebiyatının etkisiyle Türkler de Farsça şiirler yazmışlar ve Farsçayı şiir dili olarak benimsemişlerdir. Böylece Türkler ilk şiirlerinde Iran aruzunu kullanmaya başlamışlardır. Yusuf Has Hacip'in Kutadgu Bilig (1069)'i, Türkçede aruzla yazılmış ilk yapıttır. Aruzu kullanmaya başlayan Türk şairleri büyük bir güçlükle karşılaştılar. Çünkü Türkçenin yapısı, Arapça ve Farsçaya benzemiyordu. Türkçede uzun ünlü bulunmaması, Türkçe sözcükler-deki kimi ünlülerin uzatılması sonucunu doğuruyordu. Bununla birlikte Türkler ilk zamanlarda hece ölçüsüne en yakın kalıpları seçerek işe başlamışlardır. Türkçenin yüzyıllarca direnerek karşı koyduğu aruz, birkaç ünlü Divan şairi dışında, ancak 19. ve 20. yüzyıllarda Tevfik Fikret, Mehmet Akif ve Yahya Kemal gibi şairlerin elinde bir Türk aruzu durumuna gelmiştir. Tanzimat'tan sonra başlayan toplum yapısındaki değişme ve gelişme, edebiyatı da etkilemiş, özellikle Fransız edebiyatından Türk edebiyatına aktarılan yeni tür ve kavramlarla birlikte, eski sorunlar da yeni bir bakışla tartışılmıştır. Bunlar arasında aruz - hece tartışmasının ayrı bir yeri vardır. Tanzimat döneminde aruza karşı ilk tepki Ahmet Cevdet Paşa'dan gelmiştir. Ahmet Cevdet Paşa Türk şiirinin doğal ölçüsünün hece ölçüsü olduğunu söyleyerek aruzun Türk lehçesini bozduğunu iddia etmiştir. Namık Kemal de birçok yazısında hece ölçüsünü savunmuş ve özellikle tiyatro yapıtlarında aruz yerine hece ölçüsünün kullanılmasının doğru olacağını söylemiştir. Buna uyarak Abdülhak Hamit, bazı oyunlarını hece ölçüsüyle yazmıştır. Recaizâde Mahmut Ekrem, aruz ölçüsü içinde Türkçe sözcüklerin ses yapısının bozulduğunu kabul etmekle birlikte yine aruzu heceye yeğler. Recaizâde Ekrem, La Fontaine'den kimi hikâyeleri hece ölçüsüyle Türkçeye çevirmek ister; fakat başarı sağlayamayarak aruza döner. Aruzun önemli bir edebiyat sorunu olarak ele alınması Servet-i Fünun şairleriyle başlar. Servet-i Fünun şairleri, aruz kalıplarını önce müzik değerleri bakımından ele almışlar; sonra, kullanılan kalıbın şiirin konusuna ve dize içindeki sözcüklerle olan uygunluğu üzerinde önemle durmuşlar, hatta ölçünün müzik değeri açısından konu ile bağlılığını sağlayabilmek için konunun gelişmesine göre aynı şiir içinde farklı kalıplar kullanmışlardır. Bunun en başarılı örnekleri Tevfik Fikret ve Cenap Şehabettin'de görülür. Cumhuriyet döneminde hece ölçüsü aruza karşı kesin bir üstünlük kazandıktan sonra da aruz - hece tartışması sürmüştür. 3. Serbest Ölçü Dizeler arasında hece sayısı yönünden bir kurala bağlı kalınmaksızın yazılan şiirler serbest ölçülüdür. Edebiyatımızda ölçü zorunluluğu olmadan şiir yazmanın yaygınlaşması Garip akımının etkili olduğu dönemlere (1940'lı yıllar) rastlar. Örnek: Haydi Abbas, vakit tamam; Akşam diyordun, İşte oldu akşam Kur bakalım çilingir soframızı Dinsin artık bu kalp ağrısı Şu ağacın gölgesinde olsun Tam kenarında havuzun (Cahit Sıtkı TARANCI) Yukarıdaki şiir, serbest ölçüyle yazılmıştır. ÖRNEK -1 (ÖYS -1994): Siz baksanız bir şey göremezsiniz Benim yurdumdur orası Ardıçlar, gürgenler, tozlu yollar Tokat'la Niksar arası Bu dizelerde aşağıdakilerden hangisi yoktur? A) Redif B) Uyak C) Ölçü D) Dilek - koşul kipi E) Eksiltili cümle ÇÖZÜM: Verilen parçada "orası", "arası" sözcükleri arasında "-sı" ekleri redif, "ra" heceleri tam uyak oluşturuyor. Son iki dize eksiltili cümle durumunda. İlk dizelerdeki "baksanız" sözcüğünde dilek - koşul kipi kullanılmış. Verilen şiirin dizelerindeki hece sayısı birbirini tutmuyor, şiirde ölçü yok. Doğru cevap (C) seçeneğidir. KAFİYE (UYAK) TÜRLERİ Mısra sonlarındaki ses benzerliklerine kafiye (uyak) denir. Uyaklardan sonra gelen aynı görevli eklere veya yazılışı, anlamı aynı olan sözcüklere redif denir. Arı vardır uçup gezer Teni tenden seçip gezer Bu dizelerde "gezer" sözcükleri yazılışları ve anlamları yönünden aynıdır; bunlar sözcük biçiminde rediftir. "Uçup" ve "seçip" sözcüklerinin kökleri, "uç" ve "seç"tir. Bu köklerden sonra gelen "-ip" eki aynı görevlidir ve rediftir. "Uç" ve "seç" arasında, en sondan sadece "ç" ünsüzleri benzeşmektedir; İşte bu sese kafiye denir. UYARI: Tüm şiirlerde kafiye ve redif bulunması zorunluluğu yoktur. Bazı şiirlerde ise kafiye olduğu halde redif olmayabilir: Gün olur sürüyüp beni derbeder Bu ses rüzgârlara karışır gider Yukarıdaki dizelerde altı çizili sözcükler ses yönünden benzeşmektedir; ancak bunlarda redif yoktur "-der" sesleri ise kafiye oluşturmuştur. ÖRNEK - 2: Aşağıdaki dizelerin hangisinde redif yoktur? A) Eviniz kutu gibi küçücük bir evdi, Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi. B) Kim bilir şimdi nerdesin Merdivende ayak sesin C) Dadaloğlu'm yarın kavga kurulur Öter davlumbazlar vurulur D) Çekme şu dünyanın endişesini Temizle kalbin her köşesini E) Düştüm ateşlere durmaz yanarım İçip aşkın dolusundan kanarım ÇÖZÜM; A'da "evdi" sözcükleri, C'de "-ulur", D'de "-sini" ekleri, E'de "-arım" ekleri redif oluşturmuştur. B'deki dizelerde redif yoktur. Doğru cevap (B) seçeneğidir. Şiirde kafiye (uyak) iki açıdan incelenebilir: 1. Ses benzerliğine göre kafiyeler 2. Şiirdeki dizilişlerine göre kafiyeler UYARI: Divan edebiyatının büyük şairleri, hece ölçüsüyle şiir yazmayı basitlik olarak görmüşlerdir. Divan şairlerinden Aşık Paşa, Nedim ve Şeyh Galip'in heceyle birer şiir yazdığı bilinmektedir. Halk şairlerinin bir kısmı medrese öğrenimi görmüş ve aruzla da şiirler yazmışlardır. Âşık Ömer, Dertli, Gevheri, Yunus Emre'nin hece yanında aruz ölçüsüyle yazılmış şiirleri de vardır. Bu durum, Divan ve Halk şairlerinin birbi-rinden etkilendiğini gösterir. SES BENZERLİĞİNE DAYALI KAFİYE TÜRLERİ 1. Yarım Kafiye: Mısra sonlarında tek ses benzerliğine dayalı kafiyelere denir. Yarım kafiye daha çok Halk edebiyatında kullanılmıştır. Örnek: Şeyhimin elleri Uzaktır yolları Açılmış gülleri Dermeğe kim gelir Yukarıdaki dörtlükte altı çizili sözcüklerde ses benzerliği vardır. "Elleri, yolları, gülleri" sözcüklerinin kökleri "el, yol, gül"dür. Bu köklerin sonunda sadece "I" ünsüzü ortak kullanılmış ve yarım kafiye oluşturmuştur, "-leri" eki ise rediftir. Güzel yüzün görülmezdi Bu aşk bende dirilmezdi Güle kıymet verilmezdi Âşık ve maşuk olmasa Bu dörtlükte de "-r" ler yarım uyak, "-ilmezdi" rediftir. Hörü kızlar sürmelemlş gözünü Kaldır perçemini görem yüzünü Yukarıdaki dizelerde, "z" ler yarım uyak, "-ünü" ler ise rediftir. 2. Tam Kafiye Mısra sonlarındaki çift ses benzerliğine dayalı kafiyelere denir. Ben yâr ile ettim savaş Akıttım gözümden kan yaş Bu dizelerde "savaş" ve "yaş" sözcüklerinin "aş" sesleri tam kafiye oluşturmuştur; redif yoktur. Bu yağmur kanımı boğan bir iplik. Bu yağmur yerde taş ve bende kemik. Bu dizelerde "-ik"ler tam kafiyedir, redif kullanılmamıştır. UYARI i Dize sonlarında uzun okunan "â" ve "û" ünlüleri, çift ses değeri taşıdığı için tam kafiye oluşturur. Örnek: Deniz kadın gibidir tetik bulun zira Ona hiç güvenmek olmaz hâ (Tevfik Fikret) Bu dizelerdeki "â" ünlüsü uzun okunduğu için tam kafiye oluşturur. ÖRNEK - 3 (ÖSS - 2006): Ela gözlerine kurban olduğum Yüzüne bakmaya doyamadım ben İbret için gelmiş derler cihana Noktadır benlerin sayamadım ben Bu dörtlükle ilgili aşağıdaki yargılardan hangisi yanlıştır? A) 11 'li hece ölçüsüyle yazılmıştır. B) Redif vardır. C) Tam uyak kullanılmıştır. D) Koşma türünün özelliklerini taşımaktadır. E) Benzetme sanatından yararlanılmıştır. ÇÖZÜM : Verilen parça, 11 'li hece ölçüsü ile söylenmiş bir koşmadır. "Ben" sözcükleri şiirde redif oluşturmaktadır. Şair, sevgilisinin yüzündeki benleri noktaya benzetmiştir. "Doyamadım - sayamadım" sözcüklerinde "y" ünsüzleriyle yarım kafiye yapılmıştır. Şiirde tam kafiye yoktur. Doğru cevap (C) seçeneğidir. 3. Zengin Kafiye: Mısra sonlarında ikiden çok ses benzerliğine dayalı kafiyelere denir. Örnek: Geçen dert değil ki aransın çare İşte gülen servi susan minare Bu dizelerde "çare" ile "minare" sözcüklerinin sondan üç sesi (are) benzeşmekte ve zengin kafiye oluşturmaktadır; redif yoktur.
Unutulsun artık isimler Geçsin gitsin mevsimler Bu dizelerde "sim" ler zengin uyak, sondaki "-ler" eki ise rediftir. Dünyâ nedir anmasak unutsak Âvâreyiz âşiyâne tutsak Bu dizelerde "-utsak" lar zengin kafiyedir, redif kullanılmamıştır. ÖRNEK-4: Aşağıdaki dizelerin hangisinde zengin kafiye kullanılmıştır? A) Ağaçlar kökünden kopacak gibi Bir türlü dinmiyor başlayan tipi B) Çınla ey coşkun deniz kayalıklarda çınla! Sar bütün kumsalları o dolaşık saçınla C) Kardır yağan üstümüze geceden Yağmurlu, karanlık bir düşünceden D) Dağlar, omuz omuza yaslanan dağlar Sular kararınca paslanan dağlar E) Kervan yürür peşi sıra düşemem Yıldız akar uçsam da yetişemem ÇÖZÜM: ........çınla ........saçınla sözcüklerinde ikiden çok ses benzerliği vardır ve zengin kafiye kullanılmıştır (Bu sözcüklerin sonundaki eklerin aynı görevli olmadıklarına dikkat ediniz). Doğru cevap (B) seçeneğidir. UYARI: İkiden fazla ses benzerliğinin oluştuğu durumlarda kafiyeli sözcüklerden birinin diğeri içinde olduğu gibi yer almasıyla oluşan zengin kafiye çeşidine "tunç kafiye" denir. Örnek: Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı (Mehmet Akif ERSOY) Burada "tanı" ve "yatanı" sözcükleri tunç kafiye oluşturmuştur. 4. Cinaslı Kafiye: Anlamları ya da görevleri farklı; fakat yazılış ve söylenişleri aynı olan sözcüklerin kafiyeli olarak kullanılmasıdır. Cinaslı kafiye, özellikle Halk şiirimizdeki manilerde kullanılmıştır. Bunun tam ve yarım cinas gibi türleri vardır. Cinas aynı zamanda bir söz sanatıdır. örnekler; Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç (Yahya KEMAL) Gül erken Bilmem ki yaz mı gelmiş Niçin açmış gül erken Aklımı kayıp ettim Nazlı yârim gülerken (Anonim) SECİ Divan edebiyatında nesir (düzyazı) içindeki kafiyeye seci (içkafiye) denir. Örnek: İlahi! Dil verdin, zikrinden ayırma: gönül verdin fikrinden caydırma: imân verdin, dâim eyle; ihsan verdin kâim eyle. (Sinan Paşa, Tazarrunâme'den) Yukarıdaki parçada geçen "dil, gönül; zikir, fikir; ayırma, caydırma; imân, ihsan; dâim, kâim" sözcükleri düzyazıda kafiye oluşturduğundan secidir.
|