EdebiyatOgretmeni.Net Forum
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.
Şubat 09, 2012, 11:48:07 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: slm sitenize yeni katıldım bana yardım edin lüften  (Okunma Sayısı 1270 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
erdemozer34
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3


Üyelik Bilgileri
« : Nisan 17, 2010, 02:01:02 ÖS »

şiirsel anlatım özellikleri dönem  ödevim örneklerde lazım bu konula ilgili yardım ederseniz çok sevinirim

erdemozer@ws.tc
Logged
erdemozer34
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Nisan 17, 2010, 07:42:11 ÖS »

kimse yokmu :S
Logged
nisa2
Sürekli Üye
***
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 124



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : Nisan 17, 2010, 09:27:04 ÖS »

ŞİİRDE BİÇİMSEL ÖZELLİKLER
Edebiyat dilinde temel olarak iki türlü anla­tım şekli vardır:
a) Düzyazıyla (nesirle) anlatım
b) Şiirle (nazımla) anlatım
Derginizin bu sayısında şiirle (nazımla) anla­tım üzerinde duracak, şiirin özellikle dış yapısını inceleyeceğiz.
ŞİİR
Edebiyatta önemli bir tür olarak kabul edilen "şiir"in bugüne kadar birbirinden farklı tanımları yapılmıştır. Hemen her şair kendine göre bir şiir tanımı ortaya koymuş, çağlar boyunca değişik şiir anlayışları oluşmuştur. Geleneksel olarak ölçü (vezin) ve uyak (kafiye) şiirin temel öğesi sayıldığı için eskiden beri ölçülü ve uyaklı her söze şiir denmiştir. Oysa şiirsel anlatım, salt ölçü ve uyağa yaslandırılamaz; çünkü ölçüsüz ve uyaksız söy­lenmiş şiirler de vardır.
Şiir, dil ve düşünce yönüyle öteki yazı türle­rinden ayrılır. Öteki yazı türlerine göre şiirde daha yoğun, daha duygulu bir anlatım vardır. Şiirin dili de kendine özgüdür; yani şiir dili, "özel bir dil"dir ve günlük dilden çoğu zaman farklıdır.
ŞİİRDE ÖLÇÜ
Türk şiirinde üç türlü ölçü (vezin) vardır:
a) Hece ölçüsü
b) Aruz ölçüsü
c) Serbest ölçü
1. Hece Ölçüsü
Hece ölçüsü, bir şiirin dizelerindeki hece sa­yısının eşitliğine dayanır. Bütün bir şiiri oluşturan dizelerin hece sayısına göre ad alır. Sözgelimi, sekiz heceli dizelerden kurulu bir şiirin ölçüsü "sekizli hece kalıbı" diye adlandırılır. Hece şiirle­rinde, sayı denkliğinden başka durak denkliği de aranır. "Durak", hece ölçüsüne uyum sağlayan bir çeşit ses kesimidir. Güzel bir şiirde, sözcük tam
durak yerinde biter ve okuyana uygun bir nefes payı böylece verilmiş olur.
Duraklar hiçbir zaman sözcüğü bölmez; söz­cük sonlarına gelir. Heceyle oluşturulan bütün şi­irlerde durak aranacak diye bir kural da yoktur. Yani hece ölçüsüyle oluşturulmuş duraksız şiirle­rimiz de vardır.
İslamiyet'ten önceki dönemlerde de kullan­dığımız hece ölçüsü, tamamen yerli ve milli ölçü-müzdür. Halk edebiyatının temel ölçüsü olmasına rağmen Nedim ve Şeyh Galip gibi büyük Divan şairleri tarafından da kullanılmıştır. Eskiden bu öl­çüye "parmak hesabı" veya "parmak ölçeği" de­nirdi.
Hece ölçüsünün Türk edebiyatında kullanı­lan başlıca kalıpları 5 ile 16 hece arasındadır. 5 heceden küçük kalıplarla yazılan ya da söylenen şiirler çok azdır.
Örnekler:
Gâh eserim I yeller gibi 4 + 4 = 8
Gâh tozarım I yollar gibi 4 + 4 = 8
Gâh akarım I seller gibi 4 + 4 = 8
Gel gör beni I aşk neyledi 4 + 4 = 8
(Yunus EMRE)
Yukarıdaki dörtlük, 8'li hece ölçüsü ile söy­lenmiştir ve 4 + 4 duraklıdır.
Güzellerin bahçesinde açılan
(4 + 4 + 3 = 11)
Lale midir sümbül müdür gül müdür
(4 + 4 + 3 = 11)
Beyaz gerdanına İnip saçılan
(4 + 4 + 3 = 11)
Zülüf müdür kakül müdür tel midir
(4 + 4 + 3 = 11)
(Gevheri)
Yukarıdaki dörtlük, 11 'li hece ölçüsüyle söy­lenmiştir ve 4 + 4 + 3 duraklıdır.
 


 

Bir sonbahar akşamı I sahillerdeyim
(7 + 5 = 12)
Gamlı bir heykel gibi I kayalarda ben
(7 + 5 = 12)
Dağınık saçlarımdan I pervasız esen
(7 + 5 = 12)
Rüzgârların elinde I kırık bir neyim
(7 + 5 = 12)
(Faruk Nafiz ÇAMLIBEL)
Yukarıdaki dörtlük, 12'li hece ölçüsüyle oluşturulmuştur ve 7 + 5 duraklıdır.
Tutam yâr elinden tutam
Çıkam dağlara dağlara
Olam bir yaralı bülbül
Inem bağlara bağlara
(Anonim)
Yukarıdaki dörtlük, 8'li hece ölçüsü ile söy­lenmiştir ve duraksızdır.
UYARI;
Türk edebiyatının Arap ve Iran edebiyatlarının etkisine girmediği çağlarda Türkler yalnızca he­ce ölçüsünü kullanmışlardır. Bir başka deyişle hece ölçüsü, Türklerin şiirdeki ulusal şiir öl­çüsüdür.
2. Aruz Öiçüsü
Aruz; Arap, Fars ve Türk edebiyatlarında "hecelerin uzunluk ve kısalıkları temeline dayanan nazım ölçüsü" anlamında kullanılır. Aruz ölçüsü, Arapçanın hece dizgisine sıkı sıkıya bağlıdır ve ondan ayrı düşünülemez.
Aruz ölçüsünde uzun (kapalı) ve kısa (açık) olmak üzere iki türlü hece vardır. Ünsüzle biten ya da uzun okunan ünlülerle biten heceler uzun hece sayılır ve şiir çözümlemelerinde uzun çizgiy­le (—) gösterilir. Ünlüyle biten heceler ise kısa he­ce sayılır ve nokta (.) ile gösterilir. Bir beytin ilk di­zesinde hangi ölçü kullanılmışsa ikinci dizede de aynı ölçünün olması gerekir. Dize sonlarındaki açık heceler kapalı olarak değerlendirilir. Aruzun bütün esası bundan ibarettir.
Örnekler:
Seni söyler I bana dağlar I dereler 1e i lâ tün / fe i lâ tün / fe i lün
Bir sözle I teselli ey I le bâri mef û lü / me fâ i lün / fe û lün
Belli hâlim I den ne hacet I söylemek fâ i lâ tün / fâ i lâ tün / fâ I lün
Aruz Ölçüsüyle İlgili Bazı Terimler:
İmâle (Uzatma): Kısa bir heceyi ölçü gereği uzatmaktır.
Zihaf (Kısma): Uzun bir heceyi ölçü gereği kısaltmaktır.
Ulama (Vasi): Bir sözcük ünsüzle biter, on­dan sonraki sözcük ünlüyle başlarsa; ilk sözcü­ğün ünsüzü sonraki sözcüğün ünlüsüyle başlayan heceye bitişik okunur. Buna ulama denir.
Ne şair yaş döker ne âşık ağlar
Tarihe karıştı eski sevdalar
Yukarıdaki dizelerde altı çizili sözcükler ara­sında ulama yapılabilir:..........â - şı - kağ - lar
Türk Şiirinde Aruz - Hece Tartışmaları:
Türklerin çok eski çağlardan beri güçlü bir halk şiiri geleneği vardı ve Türkler hece ölçüsü kullanıyorlardı, islamiyeti kabul ettikten sonra, Iran edebiyatının etkisiyle Türkler de Farsça şiirler yazmışlar ve Farsçayı şiir dili olarak benimsemiş­lerdir. Böylece Türkler ilk şiirlerinde Iran aruzunu kullanmaya başlamışlardır. Yusuf Has Hacip'in Kutadgu Bilig (1069)'i, Türkçede aruzla yazıl­mış ilk yapıttır.
Aruzu kullanmaya başlayan Türk şairleri bü­yük bir güçlükle karşılaştılar. Çünkü Türkçenin yapısı, Arapça ve Farsçaya benzemiyordu. Türk­çede uzun ünlü bulunmaması, Türkçe sözcükler-deki kimi ünlülerin uzatılması sonucunu doğuru­yordu. Bununla birlikte Türkler ilk zamanlarda he­ce ölçüsüne en yakın kalıpları seçerek işe başla­mışlardır. Türkçenin yüzyıllarca direnerek karşı koyduğu aruz, birkaç ünlü Divan şairi dışında, an­cak 19. ve 20. yüzyıllarda Tevfik Fikret, Mehmet Akif ve Yahya Kemal gibi şairlerin elinde bir Türk aruzu durumuna gelmiştir.
Tanzimat'tan sonra başlayan toplum yapı­sındaki değişme ve gelişme, edebiyatı da etkile­miş, özellikle Fransız edebiyatından Türk edebi­yatına aktarılan yeni tür ve kavramlarla birlikte, eski sorunlar da yeni bir bakışla tartışılmıştır. Bunlar arasında aruz - hece tartışmasının ayrı bir yeri vardır. Tanzimat döneminde aruza karşı ilk tepki Ahmet Cevdet Paşa'dan gelmiştir. Ahmet Cevdet Paşa Türk şiirinin doğal ölçüsünün hece ölçüsü olduğunu söyleyerek aruzun Türk lehçesi­ni bozduğunu iddia etmiştir. Namık Kemal de bir­çok yazısında hece ölçüsünü savunmuş ve özel­likle tiyatro yapıtlarında aruz yerine hece ölçüsü­nün kullanılmasının doğru olacağını söylemiştir. Buna uyarak Abdülhak Hamit, bazı oyunlarını he­ce ölçüsüyle yazmıştır.
Recaizâde Mahmut Ekrem, aruz ölçüsü için­de Türkçe sözcüklerin ses yapısının bozulduğunu kabul etmekle birlikte yine aruzu heceye yeğler. Recaizâde Ekrem, La Fontaine'den kimi hikâyele­ri hece ölçüsüyle Türkçeye çevirmek ister; fakat başarı sağlayamayarak aruza döner.
Aruzun önemli bir edebiyat sorunu olarak ele alınması Servet-i Fünun şairleriyle başlar. Servet-i Fünun şairleri, aruz kalıplarını önce müzik değer­leri bakımından ele almışlar; sonra, kullanılan kalı­bın şiirin konusuna ve dize içindeki sözcüklerle olan uygunluğu üzerinde önemle durmuşlar, hatta ölçünün müzik değeri açısından konu ile bağlılığı­nı sağlayabilmek için konunun gelişmesine göre aynı şiir içinde farklı kalıplar kullanmışlardır. Bu­nun en başarılı örnekleri Tevfik Fikret ve Cenap Şehabettin'de görülür.
Cumhuriyet döneminde hece ölçüsü aruza karşı kesin bir üstünlük kazandıktan sonra da aruz - hece tartışması sürmüştür.
3. Serbest Ölçü
Dizeler arasında hece sayısı yönünden bir kurala bağlı kalınmaksızın yazılan şiirler serbest ölçülüdür. Edebiyatımızda ölçü zorunluluğu olma­dan şiir yazmanın yaygınlaşması Garip akımının etkili olduğu dönemlere (1940'lı yıllar) rastlar.
Örnek:
Haydi Abbas, vakit tamam; Akşam diyordun, İşte oldu akşam Kur bakalım çilingir soframızı Dinsin artık bu kalp ağrısı Şu ağacın gölgesinde olsun Tam kenarında havuzun
(Cahit Sıtkı TARANCI) Yukarıdaki şiir, serbest ölçüyle yazılmıştır.
ÖRNEK -1 (ÖYS -1994):
Siz baksanız bir şey göremezsiniz Benim yurdumdur orası Ardıçlar, gürgenler, tozlu yollar Tokat'la Niksar arası Bu dizelerde aşağıdakilerden hangisi yoktur?
A) Redif B) Uyak
C) Ölçü D) Dilek - koşul kipi
E) Eksiltili cümle
ÇÖZÜM:
Verilen parçada "orası", "arası" sözcükleri arasın­da "-sı" ekleri redif, "ra" heceleri tam uyak oluş­turuyor. Son iki dize eksiltili cümle durumunda. İlk dizelerdeki "baksanız" sözcüğünde dilek - ko­şul kipi kullanılmış. Verilen şiirin dizelerindeki he­ce sayısı birbirini tutmuyor, şiirde ölçü yok.
Doğru cevap (C) seçeneğidir.
KAFİYE (UYAK) TÜRLERİ
Mısra sonlarındaki ses benzerliklerine kafiye (uyak) denir. Uyaklardan sonra gelen aynı görevli eklere veya yazılışı, anlamı aynı olan sözcüklere redif denir.
Arı vardır uçup gezer Teni tenden seçip gezer
Bu dizelerde "gezer" sözcükleri yazılışları ve anlamları yönünden aynıdır; bunlar sözcük biçi­minde rediftir. "Uçup" ve "seçip" sözcüklerinin kökleri, "uç" ve "seç"tir. Bu köklerden sonra ge­len "-ip" eki aynı görevlidir ve rediftir. "Uç" ve "seç" arasında, en sondan sadece "ç" ünsüzleri benzeşmektedir; İşte bu sese kafiye denir.
UYARI:
Tüm şiirlerde kafiye ve redif bulunması zorun­luluğu yoktur. Bazı şiirlerde ise kafiye olduğu halde redif olmayabilir:
Gün olur sürüyüp beni derbeder
Bu ses rüzgârlara karışır gider
Yukarıdaki dizelerde altı çizili sözcükler ses yö­nünden benzeşmektedir; ancak bunlarda redif yoktur "-der" sesleri ise kafiye oluşturmuştur.
ÖRNEK - 2:
Aşağıdaki dizelerin hangisinde redif yoktur?
A) Eviniz kutu gibi küçücük bir evdi, Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi.
B) Kim bilir şimdi nerdesin Merdivende ayak sesin
C) Dadaloğlu'm yarın kavga kurulur Öter davlumbazlar vurulur
D) Çekme şu dünyanın endişesini Temizle kalbin her köşesini
E) Düştüm ateşlere durmaz yanarım İçip aşkın dolusundan kanarım
ÇÖZÜM;
A'da "evdi" sözcükleri, C'de "-ulur", D'de "-sini" ekleri, E'de "-arım" ekleri redif oluşturmuştur. B'deki dizelerde redif yoktur. Doğru cevap (B) seçeneğidir.
Şiirde kafiye (uyak) iki açıdan incelenebi­lir:
1. Ses benzerliğine göre kafiyeler
2. Şiirdeki dizilişlerine göre kafiyeler
UYARI:
Divan edebiyatının büyük şairleri, hece ölçü­süyle şiir yazmayı basitlik olarak görmüşlerdir. Divan şairlerinden Aşık Paşa, Nedim ve Şeyh Galip'in heceyle birer şiir yazdığı bilinmektedir. Halk şairlerinin bir kısmı medrese öğrenimi görmüş ve aruzla da şiirler yazmışlardır. Âşık Ömer, Dertli, Gevheri, Yunus Emre'nin hece yanında aruz ölçüsüyle yazılmış şiirleri de var­dır. Bu durum, Divan ve Halk şairlerinin birbi-rinden etkilendiğini gösterir.
SES BENZERLİĞİNE DAYALI KAFİYE TÜRLERİ
1. Yarım Kafiye:
Mısra sonlarında tek ses benzerliğine dayalı kafiyelere denir. Yarım kafiye daha çok Halk ede­biyatında kullanılmıştır.
Örnek:
Şeyhimin elleri Uzaktır yolları Açılmış gülleri Dermeğe kim gelir
Yukarıdaki dörtlükte altı çizili sözcüklerde ses benzerliği vardır. "Elleri, yolları, gülleri" söz­cüklerinin kökleri "el, yol, gül"dür. Bu köklerin so­nunda sadece "I" ünsüzü ortak kullanılmış ve ya­rım kafiye oluşturmuştur, "-leri" eki ise rediftir.
Güzel yüzün görülmezdi Bu aşk bende dirilmezdi Güle kıymet verilmezdi Âşık ve maşuk olmasa
Bu dörtlükte de "-r" ler yarım uyak, "-ilmez­di" rediftir.
Hörü kızlar sürmelemlş gözünü
Kaldır perçemini görem yüzünü
Yukarıdaki dizelerde, "z" ler yarım uyak, "-ünü" ler ise rediftir.
2. Tam Kafiye
Mısra sonlarındaki çift ses benzerliğine da­yalı kafiyelere denir.
Ben yâr ile ettim savaş
Akıttım gözümden kan yaş
Bu dizelerde "savaş" ve "yaş" sözcüklerinin "aş" sesleri tam kafiye oluşturmuştur; redif yok­tur.
Bu yağmur kanımı boğan bir iplik.
Bu yağmur yerde taş ve bende kemik.
Bu dizelerde "-ik"ler tam kafiyedir, redif kul­lanılmamıştır.
UYARI i
Dize sonlarında uzun okunan "â" ve "û" ünlüle­ri, çift ses değeri taşıdığı için tam kafiye oluştu­rur.
Örnek:
Deniz kadın gibidir tetik bulun zira
Ona hiç güvenmek olmaz hâ
(Tevfik Fikret) Bu dizelerdeki "â" ünlüsü uzun okunduğu için tam kafiye oluşturur.
ÖRNEK - 3 (ÖSS - 2006):
Ela gözlerine kurban olduğum Yüzüne bakmaya doyamadım ben İbret için gelmiş derler cihana Noktadır benlerin sayamadım ben Bu dörtlükle ilgili aşağıdaki yargılardan hangi­si yanlıştır?
A) 11 'li hece ölçüsüyle yazılmıştır.
B) Redif vardır.
C) Tam uyak kullanılmıştır.
D) Koşma türünün özelliklerini taşımaktadır.
E) Benzetme sanatından yararlanılmıştır.
ÇÖZÜM :
Verilen parça, 11 'li hece ölçüsü ile söylenmiş bir koşmadır. "Ben" sözcükleri şiirde redif oluştur­maktadır. Şair, sevgilisinin yüzündeki benleri nok­taya benzetmiştir. "Doyamadım - sayamadım" sözcüklerinde "y" ünsüzleriyle yarım kafiye yapıl­mıştır. Şiirde tam kafiye yoktur.
Doğru cevap (C) seçeneğidir.
3. Zengin Kafiye:
Mısra sonlarında ikiden çok ses benzerliğine dayalı kafiyelere denir.
Örnek:
Geçen dert değil ki aransın çare
İşte gülen servi susan minare
Bu dizelerde "çare" ile "minare" sözcükleri­nin sondan üç sesi (are) benzeşmekte ve zengin kafiye oluşturmaktadır; redif yoktur.
 


 

Unutulsun artık isimler
Geçsin gitsin mevsimler
Bu dizelerde "sim" ler zengin uyak, sondaki "-ler" eki ise rediftir.
Dünyâ nedir anmasak unutsak
Âvâreyiz âşiyâne tutsak
Bu dizelerde "-utsak" lar zengin kafiyedir, redif kullanılmamıştır.
ÖRNEK-4:
Aşağıdaki dizelerin hangisinde zengin kafiye kullanılmıştır?
A) Ağaçlar kökünden kopacak gibi Bir türlü dinmiyor başlayan tipi
B) Çınla ey coşkun deniz kayalıklarda çınla! Sar bütün kumsalları o dolaşık saçınla
C) Kardır yağan üstümüze geceden Yağmurlu, karanlık bir düşünceden
D) Dağlar, omuz omuza yaslanan dağlar Sular kararınca paslanan dağlar
E) Kervan yürür peşi sıra düşemem Yıldız akar uçsam da yetişemem
ÇÖZÜM:
........çınla
........saçınla
sözcüklerinde ikiden çok ses benzerliği vardır ve zengin kafiye kullanılmıştır (Bu sözcüklerin so­nundaki eklerin aynı görevli olmadıklarına dikkat ediniz).
Doğru cevap (B) seçeneğidir.
UYARI:
İkiden fazla ses benzerliğinin oluştuğu durum­larda kafiyeli sözcüklerden birinin diğeri içinde olduğu gibi yer almasıyla oluşan zengin kafiye çeşidine "tunç kafiye" denir.
Örnek:
Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı
(Mehmet Akif ERSOY)
Burada "tanı" ve "yatanı" sözcükleri tunç kafi­ye oluşturmuştur.
4. Cinaslı Kafiye:
Anlamları ya da görevleri farklı; fakat yazılış ve söylenişleri aynı olan sözcüklerin kafiyeli ola­rak kullanılmasıdır. Cinaslı kafiye, özellikle Halk şiirimizdeki manilerde kullanılmıştır. Bunun tam
ve yarım cinas gibi türleri vardır. Cinas aynı za­manda bir söz sanatıdır.
örnekler;
Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç
(Yahya KEMAL)
Gül erken
Bilmem ki yaz mı gelmiş Niçin açmış gül erken Aklımı kayıp ettim Nazlı yârim gülerken
(Anonim)
SECİ
Divan edebiyatında nesir (düzyazı) içindeki kafiyeye seci (içkafiye) denir.
Örnek:
İlahi! Dil verdin, zikrinden ayırma: gönül verdin fikrinden caydırma: imân verdin, dâim eyle; ihsan verdin kâim eyle.
(Sinan Paşa, Tazarrunâme'den)
Yukarıdaki parçada geçen "dil, gönül; zikir, fikir; ayırma, caydırma; imân, ihsan; dâim, kâim" sözcükleri düzyazıda kafiye oluşturduğundan se­cidir.
Logged

Bir bakışki açıyor gönül muammasını,
İki sevdalı kalbin en gizli yarasını,
Bir bakış ki kudreti hiç bir lisan da yoktur,
Bir bakış ki bazen şifa, bazen zehirli oktur.
nisa2
Sürekli Üye
***
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 124



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #3 : Nisan 17, 2010, 09:28:54 ÖS »

ŞİİRDEKİ DİZİLİŞLERİNE GÖRE KAFİYE TÜRLERİ
1. Düz Kafiye:
Bir şiirde dizelerin "a-a / b-b / c-c..." biçi­minde dizilerek oluşturulduğu kafiyelere düz kafi­ye denir. Düz kafiye, "mesnevi tipi kafiye" olarak da adlandırılmıştır.
Örnek:
Maziyi yâda daldığım zaman.........a
Tüter içimde eski buhurdan..........a
Gizliden gizli genzime dolar...........o
Kokular gibi hep hatıralar..............b
Hatıralarla aklımı çeler..................c
Eski bahçeler, eski bahçeler........c
2. Çapraz Kafiye :
Bir şiirde birinci ile üçüncü, ikinci ile dördün­cü dizelerin kafiyelenmesidir. Çapraz kafiyede di­ziliş, "a-b-a-b" şeklindedir.
Örnek:
Siyah kâküllerin dökmüş..........a
Kızıl güllere güllere..................b
Ala gözlerini dikmiş.................a
ince yollara yollara..................b
ÖRNEK - 5:
Sesimi alıp da kaybetse rüzgâr Versem gözlerimi bir sonsuz renge dizeleriyle;
I. tenimi cenge
II. içimde bir mahşer
III. ruhumdur çağıran
IV. uğultusu var
sözleri kullanılarak "çapraz uyak" düzeninde bir dörtlük oluşturulmak istenirse doğru sıra­lama aşağıdakilerin hangisindeki gibi olur?
A) II - IV B) II -1 C) IV - II
III-I III-IV I - III
D) III - IV E) IV -1
l-ll II-III
ÇÖZÜM:
Çapraz kafiyeli oluşturacağımız dörtlüğün ilk iki dizesi verilmiş ve bunlar a-b şeklinde kafiyelen-miş. Dörtlükte üçüncü dize ilk dizeyle, sonuncusu da ikinci dizeyle kafiyeli olmalı ki çapraz kafiye düzeni oluşsun. Buna göre verilen parçalarla son iki dize, aşağıdaki gibi kurulur:
İçimde bir mahşer (II) uğultusu var (IV).......a
Ruhumdur çağıran (III) tenimi cenge (I)......b
Doğru cevap (A) seçeneğidir.
3. Sarmal Kafiye:
Şiirde, birinci ile dördüncü, ikinci ile üçüncü dizelerin kafiyelenmesidir. Sarmal kafiyede diziliş "a-b-b-a" şeklindedir.
Örnek:
Dumanlarla örtülen bir deniz gibi..........a
Canlanıyor en hazin dalgalar bende.....b
Bekliyoruz yuvanı şimdi bahçende.......b
Ben kimsesiz, ağaçlar kimsesiz gibi...,, a
4. Örüşük Kafiye:
İlk kez İtalyan edebiyatında ve terza-rima nazım biçiminde kullanılan bu kafiye şekli, biz­de Servet-i Fünun şairleri tarafından denenmiş-
tir. Örüşük kafiye sisteminde, kafiyeleniş, "a-b-a / b-c-b / c-d-c / ... e" şeklindedir. Terza-rimalarda en sonda tek dize bulunur ve bu dize diğer dize-
lerle kafiyesizdir.
Örnek:
Bir dereden kopardım................a
Bu incecik kamışı........................b
Ve bir bıçakla yardım..................a
Pek solgunsa da dışı.................b
Sesinde gizli, berrak..................c
Pınarların akışı...........................b
Dinle ne şakıyorbak.................d
(Ali Mümtaz AROLAT)
5. Mani Kafiye:
Mani tipi şiirler, "a-a-x-a" şeklinde kafiyele-
nir.
Örnek:
Bahar gördüm yaz gördüm........a
Güzel gördüm naz gördüm......a
Her tarafı dolaştım...................x
Senin gibi az gördüm..............a
Logged

Bir bakışki açıyor gönül muammasını,
İki sevdalı kalbin en gizli yarasını,
Bir bakış ki kudreti hiç bir lisan da yoktur,
Bir bakış ki bazen şifa, bazen zehirli oktur.
erdemozer34
Yeni Üye
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 3


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #4 : Ağustos 02, 2010, 02:10:18 ÖS »

çok tşk ederim allah razı olsun ...
Logged
nisa2
Sürekli Üye
***
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 124



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #5 : Ağustos 07, 2010, 03:23:56 ÖS »

Rica ederim , Allah sendende razı olsun
Logged

Bir bakışki açıyor gönül muammasını,
İki sevdalı kalbin en gizli yarasını,
Bir bakış ki kudreti hiç bir lisan da yoktur,
Bir bakış ki bazen şifa, bazen zehirli oktur.
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM