Hepimizin bildiği bazı cümleler vardır. Belki yazanı, söyleyeni pek iyi bilmeyiz ama o cümleyi biliriz, içimizde hissederiz. “Her şey bir insanı sevmekle başlar” ya da “Şimdi sevişme vakti” böyle cümlelerdir ve bunları yazan kişi Sait Faik’tir. O, başında şapkası ve bize gülümseyen yüzünde utangaç bir hüznü saklayan, Türk hikayeciliğinde devrim yaratan yalnız bir adamdır. Onu Burgazada’ya sürükleyen belki de bu yalnızlık duygusudur.

Burgazada’dan Beyoğlu’na gelmiş ustamız, Yapı Kredi Kültür Merkezi, Sermet Çifter Kütüphanesi’nde bizleri bekliyor, gelenlere kendi dünyasını büyük bir incelikle sunuyor. Kurşun kalemle yazdığı hikaye müsveddelerini, fotoğraflarını, pasaportunu, doktor raporlarını, mektuplarını, olta takımını gösteriyor.
Sait Faik, Türk hikayeciliğinin köşe taşlarından biridir. Hikayeleri insanın içine işler, o hikayeyi yıllar geçse de unutamazsınız. Unutamadığımız o kadar çok hikayesi var ki; “Hişt, hişt”, “Semaver”, “Balıkçının Ölümü”, “Havuz Başı”, “Dülger Balığının Ölümü”... Nedir bu hikayeleri unutulmaz yapan? Sait Faik öylesine sade anlatır ki hikayesini, en içimizde saklı korkuyu, kokuyu, öfkeyi, kötülüğü öylesine sakin ve öylesine yalın anlatır ki yaşamın içindeki gerçeği aniden görürsünüz ve sarılırsınız. Sait Faik yalın ve gerçek insanı, ruhunu, kokusunu anlatır. Denizi, balıkları, tabiatı anlatır. “Yazmasam deli olacaktım” diyen Sait Faik, insan ruhunu çok inceden kavramıştı ve yazamazsa yapamazdı. “İnsanların mesut olduğu, hiç olmazsa iş bulduğu, doyduğu bir dünya...Haksızlıkların, başkalarının hakkına tecavüz edenlerin, istismar edenlerin olmadığı; para için ar, namus, haya ve hayatın satılmadığı bir dünya...İçinde iyi şeyler söylemeye selahiyetten kıvranan bir adamın, korkmadan, yanlış tefsir edilmeden bir şeyler söyleyebildiği bir dünya...“ istiyordu Sait Faik. İnsana yaklaşımı böylesine, güzel olan ve kısacık yaşamına 171 hikaye, iki roman ve pek çok şiir sığdıran Sait Faik, Türk hikayeciliğinde devrim yapan Sait Faik ve ne yazık ki yazarlığını ispat edemeyen yine Sait Faik. “Bir yerde lazım oldu da mesleğimi sordular. Doğrusu epey çekinerek ama gururla ‘yazıcı’ dedim. Mesleğimi bir kağıdın meslek hanesine kaydedeceklerdi. Benden yazıcılığımı ispat edecek bir vesika istediler. ‘Efendim, birkaç hikaye kitabım var’ diyecek oldum... O resmi kağıtta meslek haneme ‘YOK’ yazdılar.” İnsanın içini burkan bu gerçeği yaşayan Sait Faik’i, selamlayalım.