EdebiyatOgretmeni.Net Forum
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Mayıs 23, 2012, 04:23:07 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Tıp Kökenli Yazar,Şair ve Besteciler  (Okunma Sayısı 1224 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11345


Üyelik Bilgileri
« : Ocak 06, 2011, 12:10:37 ÖS »

Dr.A.J. CRONIN
İskoç Yazar


Archibald Joseph Cronin; 1896 yılında, İskoçya'nın Cradross şehrinde doğdu. I. Dünya Savaşı çıktığı zaman, Glasgow Üniversitesi'nde Tıp tahsili yapmaktaydı. Silah altına alınarak, İngiliz donanmasına doktor olarak atandı. Savaştan sonra Güney Wales (Gal) bölgesinde, küçük bir şehirde doktor olarak çalışmaya başladı. Bir yıl kadar maden ocaklarında da doktorluk yapan Cronin, Londra'ya giderek muayenehane açtı. Fakirlere parasız bakması, hastalarıyla içten ilgilenişi, onun kısa sürede daha geniş çevrelerce tanınmasına neden oldu. İyi kazanan bir doktor olmuştu. Bir mide rahatsızlığı geçirmesi, onun bir süre için doktorluğu bırakmasına sebep olmasaydı, edebiyat dünyası böyle usta bir yazarı tanımamış olacaktı. 1930'da hastalığı geçip bir köyde dinlenirken, uzun zamandır beklediği fırsat eline geçmiş oldu. Yıllardır, aklında tasarladığı konuyu yazma kararı aldı. İlk romanını (Şapkacının Şatosu), aylarca çalışarak tamamladı. Çok başarılı bir eser oldu. Eleştirmenler ; Cronin'in yazılarını Thomas Hardy'ye, Charles Dickens'e, Honore de Balzac'a benzettiler. Bu başarı; yazarın , kendisini bütünüyle edebiyata vermesini sağladı. Edebiyat dünyasındaki, ünlü yazarlar arasındaki yerini aldı. Eserleri ; hep çok içli, insani konuları işleyen, bunların çok usta bir dille anlatılan yazılar olduğu için, Cronin'in başarısını sağlayan en önemli unsur olmuştur. 1981 yılında öldü.
 
Eserleri:

Kabus Şatosu
Şahika
Geçmişi Unutmak Lazım
Kuzey Işığı
Nöbetçı Hemşire
Umut Yılları
Pembe Yillar
Bir Acı Şarkı
Kuzey Işığı
Gece Nöbeti
Aşk Acilari
Erguvan Ağacı
Yeşîl Yıllar
Bu Yerin Ötesinde
Sabah Yıldızı
Yıldızlar Bakarken
Hayata Dönüş
Shannon'un Yolu
Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11345


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Ocak 10, 2011, 10:53:00 ÖÖ »

Halil İbrahim Bahar

Halil İbrahim Bahar, 1 Ocak 1928’de Trabzon’un Vakfıkebir  ilçesinde doğdu. İlkokulu Vakfıkebir’de okudu. Trabzon Lisesi’nden 1945-1946 öğretim yılında mezun oldu. 1953’te İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi. İstanbul Sosyal Sigortalar Kurumu hastanelerinde Sinir Hastalıkları Uzmanı olarak çalıştı.
   
İlk şiirleri 1950’de Beş Sanat dergisinde çıktı. Şiirlerini ve yazılarını 1960’tan itibaren Evrim, Ataç, Dönem, Papirüs, Yelken, Yeni İnsan, Soyut, Sa¬nat Olayı, Yazko Edebiyat, Gösteri, Karşı, Yeni Düşün, Eleştiri ve Edebiyat, Adam Sanat, Kıyı, Şiir Oku, Mecaz, Kitap-lık ve Üç Nokta dergilerinde yayımladı.   

Gerçeküstücü şairlerin etkisinde kaleme aldığı şiir ve denemeleriyle tanındı,  sahibi ve yönetmeni olduğu Soyut dergisinde pek çok genç şairin yetişmesine de katkıda bulundu. (Soyut Dergisi 12 yıl yayımlamıştı. Dergi Eylül 1977’de 107. sayısında kapanmıştı) Bir süre Yazko Edebiyat’ın yöneticiliğini üstlendi. (1985)
    
Halil İbrahim Bahar, yaşarken kitap çıkarmadı. Şiirleri çeşitli antolojilerde ve dergi sayfalarında kaldı.
   
Halil İbrahim Bahar 16 Kasım 2010’da İstanbul’da öldü. 18 Kasım 2010’da Ümraniye Hekimbaşı Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Halil İbrahim Bahar’dan iki şiir:

REÇİNE


kimbilir hangi çam ormanında
ağır ağır damlayan
reçinelerin kokusuyla yıkanmış rüzgâr
açıyor daralan soluğumuzu
bu kızgın yaz öğlesinde
yaslandığımız eksi yıkık duvar
akşamı bekliyoruz
bu duvarın gölgesinde
yorgunuz yaşamaktan
uyumak istiyoruz unutmak istiyoruz
her şeyi anlaşılan
mutlulukla mutsuzluk
düşle düş kırıklığı arasında
öylesine görünmez bir çatlak var ki
kapatılması yasaklanmış sanki
boşluktayız boşluğun ta ötesinde
bilmiyoruz
rüzgârın reçinesi
nasıl ulaşıyor bize
(Yazko Edebiyat, Kasım 1983, Sayı:37)


ELMALAR


dipdiri tutuyor beni
ölü bir dünyada
göğsünden yayılan
sarı elma kokusu
yüzüne bakıyorum
daha yeni çiçeklenmiş
bir elma bahçesinde
buluyorum kendimi
artık her şey
çiçek müziğine dönüşüyor
senin şiirin
yazılıyor kendinden
1977

(Yazko Edebiyat, Ocak/Şubat 1984, Sayı: 39-40)
 
 

Logged
Lâle
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 11345


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : Ocak 10, 2011, 12:43:34 ÖS »

Prof.Dr.Kemal SAYAR

1966 Ordu doğumlu. Eskişehir Anadolu Lisesi (1983) ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni (1989) bitirdi. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde (1989-1995), Vakıf Gureba Eğitim Hastanesi'nde (1997-2000) ve McGill Üniversi'tesi (Montreal, Kanada) sosyal ve transkültürel psikiyatri bölümünde(2001) çalıştı. 2000 yılında psikiyatri doçenti oldu. Halen Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi psikiyatri anabilim dalında öğretim üyesi.
Yayınlanmış kitapları: Sana Ruhtan Soruyorlar (1991), Hızır ve Roza (1991), Bir Bilim Olarak Psikiyatri (1992), Antipsikiyatri (1992), Yaşantının Politikası (R. D. Laing'ten çeviri, 1993), Hüzün Hastalığı (1995), îki Güneş Arasında (1995), Otoyol Uykusu (1996), Olmak Cesareti (1997), Psikiyatri ve Kültür (2000), Sufi Psikolojisi (2000). TV için kültür programlan ve belgeseller de hazırlamış olan yazan, denemelerini bir araya getiren son kitabı Kendine İyi Bak (2002) Kaknüs yayınları tarafından yayınlandı.

Kitapları:

BİR BİLİM OLARAK PSİKİYATRİ
KENDİNE İYİ BAK
ÖZGÜRLÜĞÜN BAŞ DÖNMESİ
RUH HASTALIĞINI ANLAMAK
 



Rüknettin'in aynalarda ağladığı kadar var.

bir mevsimin kıyısından tutarsan Rüknettin
kurak ovalara yağmur yağar
ayak bileklerinden kavrarsan bir harfi
kalbin şiir olup vadileri sular.

senin de vadilerin vardır Rüknettin!
kehanetler kurarsın, yağmalarsın kendini
kurtarıp o yangında ilk önce kalbini
niyedir, aynalarda azalır sesin.

doktorum
ben bu kalbimi sarınır örtünürüm
kış gecelerinde onu yakar ısınırım
üşürsem helak olacağımdan korkarım.

doktorum
gayya kuyusuna inmek istemem
bana bir ip uzat, yağmurlar istemem
aynaları kırarım, suretimi istemem
mevsimler dönedursun, bu dünyayı istemem

ben hep aynalardan geçerim doktor,
aynalar benden geçer
Araf'tan bir sepet sarkıtırım aşağı
doluşur içine narin böcekler
yaşamayı yeni öğrenmiş kelebekler
üşüşür ben kalbimi sarkıtınca aşağı
ben hep aynalardan geçerim doktor.

günahları için ağlayan kim varsa
kanatları ile okşar onu melekler

hep böyle midir
kalbin hep böyle yavaş mıdır rüknettin
aynalar sana bir savaş mıdır rüknettin
yârin dudaklarından trenler geçer de
kalbinin istasyonunda durmaz mı
sen hiç satrançta yenilmez misin
atına binip hep gidermisin rüknettin
bilmez misin atından ayrı düşen bir vezir
zehir gibi çoğaltır kanında yalnızlığı
ve nihayet şahlar da aynalardan geçer
bir sen mi kalırsın bu rüyada rüknettin
herhalde hep böyledir
bu dünya sevenlere bir tuzaktır rüknettin

Rüknettin'in kalbinin birinci muhasarası;

buraya kalbinizi kuşatmaya geldiydik
konuşmayı unuttuyduk hâl diliyle söylediydik
duâ okuduyduk yağmur dilediydik
kalbinizi kuşatmaya geldiydik.

hoşgeldiniz. buyrun, işte kalbim.
adımı unuttuğum zamanlarda rüknettinim.
gövdesi ihlâl edilmiş bir yetimim.
şu kapıdan buyurun, az ilerisi benim kalbim.

benim kalbim bir ıslah evidir doktor
yetim bir çocuk durmadan azarlanır içinde
benim kalbim gövdesi ıslahevlerine çakılı bir
kuştur
uçmayı bilmeden ölür kenar otellerde
kalbim ıslah olmaz bir kuştur doktor
tıkanır, ölür metropollerde
ardından ağıtlar okunur.

bir çiçeği uyandırmek için mi
söner bu ateşgâhlar
kaldırmak için mi yeraltını
o derin uykudan
kurur bu göl
ne var ne oluyor
neden türkü söylüyor fesleğenler
uzakta biri mi göründü
biri incil okurken düşüp bayıldı mı
bir rüya mı gördü yalnız keşişler
yeni bir ilim mi keşfedildi
ne oldu?

adım rüknettin, tanışıyor olmalıyız
bir çay oçağında yahut bir merdiven başında
sunmuş olmalıyım kalbimi size
bakın! demiş olmalıyım henüz avladım onu
iğvanın zehrini boşalttığı kuyularda.
yalnız günah parlar zifiri karanlıkta
ve kuyudan kuyuya bir yol yoktur
bir avcı tüfeğini doğrulttuğunda
ay gibi ışıdığında bir aşk
bir mevsim yönünü şaşırdığında.

hayret etmiş olmalsınız, kalbim
hazerfen misali havalanınca.

korkarım sevgili doktor bu mektuba kendimi
üzerek başlayacağım
çabuk büyüyen bir çocuk gibi çeplerimin
nerede olduğunu unutacağım önce
ve mazi gizlenecek bir yer bulamayacak kendine.

sonra bir menekşeyi teheccüde kaldırmayı
unutacağım
unutacağım hangi şehirde durursam yâr
beni karşılar
nerede ölürsem bahtıma idamlar çıkar
gülümseyen bir arap olacak yüzümün size
bakan tarafı
terkedip gitmelerin ağırlaştırdığı bir güz
olacak öte yarısı

alnımın dokunduğu yerden savaşlar artacak
ve bahar giysilerine bürünmüş gelirken kıyamet
gönüllü mahlupları olacak hayatın doktor!
'yarından korkan adam' rüknettin böyle söyler.

siz doktor yazabilir misiniz bir gülü yeniden
alıştırabilir misiniz baharı çürüyen toprağa
kabaran yağmuru yeraltına
ve bir aşkı ayrılığa
yakıştırabilir misiniz doktor
kanatlarında hüzün ve manolya
taşıyan kuşlarla konuşabilir
ve trampetimi geri verebilirmisiniz bana

bir ilkokul atlasında gemilerim yandıydı
cenevizden geliyordum elimde mektuplarım vardı
elimde ölü bir kızın sağır saçları vardı
benki rüknettindim kuşlardan bir ordum vardı
bir mevisimin ortasında kalakaldıydım

bakkaldan manavdan değil
cenevizden geliyordum doktor
o kızın saçlarından geliyordum
yitirilmiş bir mahkemeden
galiba kalbimden geliyordum.

o ayaklarını değdirdiğin deniz rüknettin,
yani yarın
o ıssız ve derin ülkesi yavrukurtların
içli kızlarım kederine ilişkin o hakikat
gün gelir seni açıklarında boğar
ve haykırır ardından terkedip geldikleri sulara
hiç ağ vurmamış balıklar;
eve dön! eve dön!

dönersin aklında hüthüt kuşları kalır
ardında sevmeyen ve sevilmeyen bir adam kalır
ve rüknettin, senin kalbinden, her akşam
utangaç çocuklar yeryüzüne dağılır.

güvercinler nasıl taşırsa ömrünü
öyle taşırsın sır misali kalbini
tabipler o yardan el çekerse
aynalar sırrına agâh olur rüknettin

ne bir halvet olur sana bu dünya
ne tutuşan gövdene bir gölge
suskun balıkların dilini çözen rüya
gün gelir sana mihrap olur rüknettin.

bir güle boyun eğdiren nedir
o aşk değilse
nedir kalbe çıkartılan
tutuklama emri
aşk değilse
Ah, o sığınaklardan
yitikleri toplayan
ve düşlere vuran gemi
nedir aşk değilse

size kendimden bahsediyorum doktor
'biraz yağmur kimseyi inciltmez'

iyi ruhların arasında dolaşan
bir gölgeden söz ediyorum
acıdan çatlamış kalbi
soğu dayanıklı kılan
bir bilgiden
terkedilmiş şizofrenleri
kendine çeken vadiden
keşişlerin hüznünden
ve bir aşk yüzünden
ayları karıştıran kişinin
tababeti ruhiyesinden

size kendimden bahsediyorum doktor
'ben kar yağarken ıslanmam'

benim öbür adım rüzgar
uğradığım orman
değdiğim kalp uğuldar
.........

(iki güneş arasında- iz yayınları
 
Kemal Sayar

Dost
Kolunu kardeşinin boynuna dolayıp
Cepheye yürür gibi bir gar kahvesinden

Dilinde O'nun Kahhar adıyla
Her dem ölür gibi kalp titremesinden

Bir zaman dost diye bir kimse vardı
Ateşi ve nuru paylaşmak hevesinden
 
Kemal Sayar



Logged
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM