EdebiyatOgretmeni.Net Forum
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Mayıs 23, 2012, 04:20:42 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kanseri Önlemek Elinizde  (Okunma Sayısı 258 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
sozedebiyattan
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1184



Üyelik Bilgileri
« : Ekim 24, 2011, 03:49:42 ÖS »

Prf. Dr. A. Rasim Küçükusta
    
Kanserleri önlemek elimizde



Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer kanserde her yıl yüzde 1-2 artış olduğunu belirterek, "Bugün kanserle yaşayan 350 bin hasta var.

Bu artış devam ederse 2030'da yarım milyon vatandaşımız yeni tanı alacak." diyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), her sene 7 milyon insanın kanser yüzünden hayatını kaybettiğini bildiriyor; artış hızında bir değişiklik olmazsa da 2030 senesinde 26 milyon insana kanser teşhisi konulacağını ve bunların 17 milyonunun öleceğini tahmin ediyor. Gelişmiş ülkeler, dünya nüfusunun ancak yüzde 15'ine sahip, ancak kanser ölümlerinin yüzde 30'u bu ülkelerde görülüyor. İnsan ömrünün uzaması sebebiyle kansere, gelişmekte olan ülkelerde daha fazla rastlanıyor. Zengin ülkelerde kalın bağırsak, meme ve prostat kanserleri daha fazla iken, fakir olanlarda ise karaciğer, yemek borusu ve mide kanserleri başı çekiyor.

Kanser nedir: Kanser, vücudun herhangi bir dokusundan kaynaklanan 200'den fazla hastalığın genel ismidir. Habis tümör ve malin tümör de kanserle eşanlamlı kullanılan diğer tabirlerdir. Kanserin komşu dokulara doğrudan veya uzak organlara kan veya lenf yollarıyla yayılmasına metastaz ismi verilir. Metastaz, bütün kanserler için hastalığın ilerlemiş ve tedavisinin de zor olduğu manasına gelir. Kanserler, hücre büyümesi ve tamirinden sorumlu olan genlerdeki değişikliklerden dolayı ortaya çıkar. Bu değişikliklerin oluşumunda birçok çevresel faktörün büyük önemi vardır. Kanser oluşumunda kalıtsal, çevresel ve hayat tarzımızla ilgili birçok faktörün rolü vardır. Kalıtsal özelliklerimizi değiştirmek elbette elimizde olmamakla beraber, çevresel faktörlere karşı tedbir alarak, hayat tarzımızı düzenleyerek ve bazı alışkanlıklarımızdan vazgeçerek pek çok kanser türünü önlemek mümkün olabilir.

Tüm kanserlerin üçte birinin sebebi tütün: Tütünün sadece sigara şeklinde içilmesi değil, puro, pipo, nargile aracılığıyla solunması da kanser yapıcı etkiye sahip. Pasif olarak sigara dumanına maruz kalmak akciğer kanseri için bir risk faktörüdür. Tütün, en çok akciğer kanserine sebep olmakla beraber, ağız, yemek borusu, gırtlak, mide, kalın bağırsak, mesane, pankreas, rahim ağzı kanserlerinin ve bazı lösemilerin oluşumunda da rolü vardır.

Beslenme önemli: Sebebi ne olursa olsun obezite yani şişmanlık, kanser riskini artıran bir etkendir. Şişmanlıkla ilgili kanserler içinde meme, rahim içi, böbrek, yemek borusu ve kalın bağırsak kanserleri başta gelir. Diyetimiz de kanser oluşumunda büyük önem taşır. Sebze, meyve, tahıl, lifli besinler ve deniz ürünlerinden zengin beslenme sindirim sistemi kanserlerini azaltırken, fazla miktarda yenen kırmızı et, yağ ve tuz, kanser riskini artırır. Sosis, salam gibi işlenmiş etlere koruyucu olarak eklenen nitritlerin kanser yapıcı etkileri olan bileşiklere dönüşebileceği de unutulmamalıdır.

Besinlerin pişirilme tarzı da kanser oluşumunda mühimdir. İdeal olanı haşlama, buğulama ve ızgara gibi pişirme yöntemleridir. Tütsüleme, yağda kızartma ve kömür ateşinde hazırlanan yiyeceklerden olabildiğince uzak durulmalıdır; özellikle mangalda pişirilen etlerin yanmamasına dikkat edilmelidir.

Besinlere konulan bazı katkı maddelerinin, hazır yiyecek ve içecek kap ve ambalajlarının, tarım ve böcek ilaçlarının da kanser yapıcı etkileri olabilir. Alkol içenlerde, karaciğer, gırtlak, ağız, boğaz ve yemek borusu kanseri riski daha yüksektir. Alkolle beraber sigara içilmesi kanser riskini daha da artırır.

Eviniz de kansere yol açabilir: Birçok ülkede yapılan araştırmalarda, akciğer kanserli hastaların evlerinde, diğer evlere göre yüksek düzeylerde radon gazı bulunmuştur. Radon, kayalardaki ve topraktaki uranyumun harap olması ile ortaya çıkan radyoaktif bir gazdır. Radon kaynağı kayaçlar Türkiye'de fazla miktarda bulunmaktadır. Depremler sırasında yerkabuğundaki kırılma ve çatlamalar ile binalara radon sızması kolaylaşır ve insanlar daha fazla radona maruz kalabilirler.

Mühim bir kanser yapıcı madde de asbesttir: Halk arasında ak toprak, ceren toprağı olarak da bilinen asbest de mühim kanserojenlerdendir. Isıya, aşınmaya, kimyasal maddelere çok dayanıklı lifsel yapıda bir mineral olan asbest özellikle gemi, uçak, otomobil yapımında, inşaat sektöründe, ısı ve ses yalıtımında kullanılır. Asbest, Anadolu'nun birçok yöresinde yerkabuğunda bulunur ve evlerin damlarına sermek, badana yapmak için ve küçük çocuklarda pudra yerine bilinçsizce kullanılır. Bu sırada havaya karışan asbest lifleri yoğun şekilde solunur. Asbest, onu topraktan çıkaran ve kullanan köylülerden başka, asbestin kullanıldığı endüstri alanlarında çalışan işçiler için de çok zararlıdır. Dünyanın birçok ülkesinde asbest kullanımı kaldırılmış ya da sınırlandırılmıştır, çünkü asbest, akciğer ve karın zarı kanserlerinin bir numaralı sebebidir.

Bunlara dikkat!

Kanser oluşumunda çevre kirliliğinin de önemli rolü vardır. Dizel egzozundaki tanecikleri yoğun olarak soluyanlarda akciğer kanseri riski yüksektir.

Az hareket eden insanlarda, özellikle de yaşlılarda kalın bağırsak, meme, rahim içi, böbrek ve yemek borusu kanserleri daha fazla görülür.

Uzun süre ultraviyole ışınlara maruz kalmak deriyi yaşlandırarak ve hücrelerin DNA'sında hasara yol açarak melanom ve diğer deri kanserlerinin oluşumunu kolaylaştırır ama güneş ışınlarının dik olmadığı saatlerde düzenli olarak her gün 20 dakika güneş banyosu yapılmasının kansere karşı koruyucu etkisi vardır.

Son senelerde hastalıkların teşhisinde giderek daha çok kullanılmaya başlanan, gereksiz yere sık tekrarlanan tomografi, mamografi, sintigrafi, anjiyografi ve benzeri radyolojik incelemelerin de kansere zemin hazırlayabileceği dikkate alınmalıdır.


  

08 Ekim 2011, Cumartesi
 
« Son Düzenleme: Ekim 24, 2011, 08:21:35 ÖS Gönderen: sozedebiyattan » Logged
sozedebiyattan
Genel Yetkili
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 1184



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Kasım 28, 2011, 12:07:46 ÖS »

Kanserden Korunmanın En Kolay Yolu

Kanserden korunmanın en kolay yollarından birisi de iyi bir gece uykusu.Melatonin hormonu gece uyurken vücudu tamir ediyor...
Kişiyi çeşitli hastalıklara karşı korumasının yanı sıra kansere de kalkan. Prof. Dr. Murat Tuncer görme engellilerin kansere daha az yakalandığını söylüyor. Düzenli ve yeterli bir melatonin salınımı için karanlık ortamda uyumak şart. Gece lambası da olsa ışıktan kaçının.

Vücudumuz güneşten beslendiği gibi karanlıktan da besleniyor. Vücudun biyolojik saatini koruyup, doğal ritmini ayarlayan melatonin hormonu, gece uyunulan saatlerde ve karanlıkta salgılanabiliyor. Melatonin, kişiyi çeşitli hastalıklara karşı korumasının yanı sıra kansere karşı da kalkan görevi görüyor.Sağlık BakanlığıKanser Dairesi Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer, görme özürlü insanların kansere daha az yakalanmasını buna delil gösteriyor.

Melatonin, beyindeki epifiz bezinden özellikle geceleri karanlık ortamda salgılanan bir hormon. Hormonun temel görevi vücudun biyolojik saati ve ritmini ayarlamak. Prof. Dr. Tuncer, bu hormonun protein ve yağların antioksidan etkisinden korunmasını sağladığını belirtiyor. Melatoninin gece uyurken bir nevi vücudu tamir ettiğini söyleyen Tuncer, alzheimer başta olmak üzere birçok hastalıktan koruduğunu ifade ediyor. Tuncer, özellikle dekanserüzerinde olumlu etkilerinin ispat edildiğini vurguluyor. Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde melatoninin kanser ile direkt ilişkisinin tespit edildiğini belirten Tuncer, "Bu hormon hücreleri yeniliyor, hücresel hasarlarda da onarım sağlıyor. Araştırmalara baktığımızda görme engelliler kansere daha az yakalanıyor. Örneğin görme engelli bir kadında meme kanseri çok nadir görülüyor." diyor.

Işık, melatonin üretimine engel oluyor. Işık kısa süreli de olsa yeterli şiddette ise, melatonin salınımını baskılıyor. Uykusuz kalmak, melatonin üretimini etkilemiyor. Tuncer, ışıkta melatoninin salgılanmaması sebebiyle kanser hücrelerinin daha çabuk geliştiğini vurguluyor. Tuncer, 'Gece lambası da olsa ışıktan kaçının' uyarısında bulunuyor.

Dünya Sağlık Örgütü, gece çalışmayı 'muhtemel kanserojen etkisi bulunanlar' listesine dâhil etti. Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi ise gece aydınlatmalarının zararlarını anlatmak için hazırladığı raporda melatonin hormonunun önemini vurguladı. Belediyelere gönderilen raporda 'sağlığımız için gereksiz aydınlatmayla karanlığımızı kısmayın' çağrısında bulunuldu. Belediyelerden şehir merkezlerini ayrı, yerleşim yerlerini ayrı aydınlatmaları istendi. Sokak lambalarının sadece aşağıya ışık vermesi, evlere yansıtılmaması gerektiği belirtildi. Zira yeterli aydınlanma dışındaki ışık gece insan sağlığına zararlı.

En kaliteli uyku 22.00-03.00 arası

Düzenli ve yeterli bir melatonin salınımı için karanlık ortamda uyuyun. Gece lambası kullanmayın. Zaruriyse solgun kırmızı ışık olanları tercih edin. Saat 22.00-23.00 ile 02.00 - 03.00 arasındaki uykuyu mutlaka uyuyun. Bu saatler arası uyku, sağlık ve iş performansı açısından önemli. Televizyon karşısında uyuklama yapılırsa, televizyon kapatılmalı ve prizden fişi çekilmeli. Gece çalışmaları mümkünse gündüze kaydırılmalı. Aynı saatlerde yatıp kalkmaya özen gösterilmeli. Yulaf, mısır, pirinç, arpa, zencefil, domates, muz, kivi, elma, vişne, lahana gibi melatoninden zengin besinler tüketilmeli.
« Son Düzenleme: Kasım 28, 2011, 02:35:57 ÖS Gönderen: sozedebiyattan » Logged
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM