|
mintiminti
|
 |
« Yanıtla #1 : Aralık 08, 2009, 10:20:35 ÖS » |
|
MİLLİ EDEBİYAT’TA TİYATRO Mili Edebiyat Döneminde tiyatro yeniden canlandı. Darülbedayi tiyatro ve müzik bölümleri ile eğitim vermeye başladı. Burada oynanan eserlerin çoğu vodvil, hafif komedi ve manzum dramdı. Oyunlar zayıf teknikli olmasına rağmen dil ve üslup bakımından başarılıdır. MİLLİ EDEBİYAT’TA EDEBİYAT TARİHİ
Bu alandaki verimli çalışmalar bu dönemde Fuat Köprülü tarafından yapıldı. Fuat Köprülü Türk edebiyatını şuara tezkireleri anlayışından kurtararak destanlar çağından bugüne kadar olan dönemi bir bütün haline ele aldı.
MİLLİ EDEBİYAT AKIMININ SANATÇILARI Mehmet Emin Yurdakul Ziya Gökalp Ali Canip Yöntem Ömer Seyfettin Mehmet Fuar Köprülü, Hamdullah Suphi Tanrıöver Ahmet Hikmet Müftüoğlu Celal Sahir Erozan
MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİNDE ÖĞRETİCİ METİNLER 1. MAKALE Bir konu hakkında bilgi vermek bir fikir veya konuya açıklık kazandırmak üzere belli bir uzunlukta kaleme alınan makale türü bizde Tanzimat’ı takip eden yıllarda görülür. Tanzimat Dönemi Makale Yazarları: Namık Kemal, Şinasi, Ahmet Mithat, Ziya Paşa Servet-i Fünûn Dönemi Makale Yazarları: Hüseyin Cahit Yalçın, Süleyman Nazif Cenap Şehabettin Bu tür Milli Edebiyat döneminde daha fazla yaygınlık kazanmıştır. Yazarlar düşüncelerini ortaya koymak için makaleye ağırlık vermiştir. Bu çerçevede Milli edebiyat yazarları Türkçülük akımını tüm yönleriyle ortaya koymak, yeni dil anlayışını benimsetmek, halkı eğitmek ve yönlendirmek, siyaseti yönlendirmek için düşüncelerini makale türü ile ortaya koymuşlardır. ÖMER SEYFETTİN: “Genç Kalemler” dergisinde Türk dilinin sadeleştirilmesi için makaleler yazmış, bu yazılar “Yeni Lisan” hareketinin yayılmasında ve Milli edebiyat akımının yayılmasında etkili olmuştur. ALİ CANİP YÖNTEM: Yeni edebiyatın savunmasını yapmış, edebiyat ve edebiyat tarihi konularında yaptığı çalışmalarla tanınmıştır. Türk Yurdu’nda yayımlanmış olan makalelerini “Milli Edebiyat Meseleleri” ve “Cenap Bey’le Münakaşalar” adlı kitaplarında toplamıştır. ZİYA GÖKALP: Türkçülüğün dilde, sanatta, bilimde, hukukta, dinde, ahlakta, siyasette, felsefede ve iktisatta nasıl gerçekleştirileceğini makaleleriyle ortaya koymuştur.
2. FIKRA: Gazete veya dergilerin belli bir bölümünde yayınlanır. Başlangıçta siyasi olan fıkra yazıları zamanla konu bakımından genişlemiştir. Fıkralar zaman içinde günlük, sosyal konuları işleyen, hak ve hukuk konularına da el atan, bir kişi ya da edebi konuları da tartışan yazılara dönüşmüştür. Milli edebiyat döneminde ise günlük sosyal konuların yanında bir kişiyi ya da edebi bir konuyu tartışan fıkralar da yazılmıştır. Edebiyatımızdaki Fıkra yazarları: Ahmet Rasim, Hüseyin Cahit Yalçın Ahmet Haşim, Refik Halit Karay, Falih Rıfkı Atay. Halide Edip Adıvar… Ahmet Rasim: Şehir Mektupları, Eşkal-i Zaman Muharrir, Bu ya Ahmet Haşim: Bize Göre, Guraba-hâne-i Laklakan Refik Halit Karay: Bir Avuç Saçma, Bir İçim Su, Ay Peşinde, Guguklu Saat, Kirpinin Dedikleri Orhan Seyfi Orhon: Kulaktan kulağa Ziya Osman Atay: Satı çizmeli Mehmet Ağa, Gün Doğmadan. Falih Rıfkı Atay: Eski Saat, Çile edebiyatımızın fıkra türünde yazılmış eserleridir.
MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİNDE SADE DİL VE HECE ÖLÇÜSÜYLE YAZILMIŞ ŞİİRLER Sade dil ve hece vezni ile yazılan bir şiir hareketinin oluşmasında ve gelişmesinde GENÇ KALEMLER dergisi önemli bir işlev görmüştür. “Genç Kalemler”,1910-1912 yıllarında Selanik’te yayınlanan milliyetçi bir fikir dergisidir. “Hüsün ve Şiir” adı altında yayın hayatına başlayan dergi, 8. sayıdan itibaren “Genç Kalemler” adını alır. Adını alır. Derginin başyazarı ise Ali Canip Yöntem’dir. Dergide, 1911 yılının nisan ayında Ömer Seyfettin tarafından “Yeni Lisan” adlı bir makale yayımlanır. Yeni Lisan hareketinin özünü, dilde sadeleşmenin gerçekleşmesinin, Türkçeden yabancı kuralların çıkarılması ve yazı dili ile konuşma dili arasındaki ayrımın ortada kaldırılması oluşturur. Bu hareket dilde birliği ve ulusallaşmayı savunmuştur. “Ziya Gökalp”ın “Aruz sizin olsun hece bizimdir, Halkın söylediği Türkçe bizimdir; Leyl sizin, şeb sizin, gece bizimdir, Değildir bir mana üç ada muhtaç.” dizeleriyle ortaya koyduğu anlayış bir ilke haline gelmiş; hece ölçüsüyle şiir yazmak, aruzla şiir yazan şairleri de etkileyecek şekilde edebiyatta yer etmiştir. Özellikleri: • Sade bir dil kullanılmıştır. • Hece vezni kullanılmıştır. • Halk şiirinden yararlanılmıştır. • Halkın ve ülkenin sorunları işlenmiştir. • Öğretici niteliği ağır basan şiirler yazılmıştır. • Milliyetçilik ve Türkçülük fikrini işleyen, milli coşkuyu artırıcı şiirler yazılmıştır. • Şiirlerde yalnız dörtlük değil, değişik dize kümeleri kullanılmış, Batı edebiyatı kaynaklı nazım şekillerinden yararlanılmıştır. Milli Edebiyat Döneminde Sade Dil ve Hece Ölçüsüyle Yazılan Şiirlerde Ahengi Sağlayan Unsurlar: Milli Edebiyat Akımı şairleri şiirde ölçü ve uyağa önem vermişler, çoğu zaman doldurma uyaklarla ahengi sağlama yoluna gitmişlerdir. Hece ölçüsü kullanmaları da şiirde ahengi sağlamaya yönelik bir adımdır.
Ritim Özellikleri: Ritim hece ölçüsündeki duraklarla sağlanmıştır. Ses tekrarları ve sözcük tekrarları da ritmi sağlamaya yardımcı olur. Ses ve Söyleyiş Özellikleri: Milli Edebiyat şairlerinin, özellikle gençleri vatan savunmasına teşvik edici şiirlerinde ve Türklük fikrinin aşılandığı manzumelerinde coşkulu bir söyleyiş göze çarpar. Ancak onların Servet-i Fünûn şairleri gibi bireysel duyarlılıkları anlattıkları duygusal şiirleri de vardır. Yapı: Halk edebiyatından esinlenmiş olsalar da heceyle yeni kalıplar denemekten geri durmamışlardır. Hatta Batı kaynaklı nazım şekillerini (sone) de kullanmışlardır. Söz Sanatları ve İmge: Şiirlerini söz sanatları ile süsleme gibi bir tavır takınmamışlardır. Ancak benzetme, teşhis, tekrir gibi Halk şirinde sıkça kullanılan söz sanatlarını sıkça kullanmışlardır. Şiirleri imge açısından da çok zengin değildir. Çünkü onlar olabildiğince düz, yalın, açık, anlaşılır, düz şiirler yazmışlardır. Şiirlerin önemli bir kısmında kuru bir didaktizm göze çarpar. ZİYA GÖKALP (1876–1924) Şiirleri de düz yazıları da fikir ağırlıklıdır. O, bunlarda sanatsal bir ağırlığa yönelmediği gibi dilsel bir yetkinliğe ulaşamamıştır. Onun en büyük özelliği Türkçülük sisteminin bir düzene bağlamasıdır. Milli Edebiyat Akımına düşünsel yönden büyük katkılar sunmuştur. Edebiyatımızın gelişmesi için halka, ulusal kaynaklara gidilmesi, yalın bir dil kullanılması, aruz yerine hece ölçüsünün tercih edilmesi konuşma dili ile yazı dilinin birleştirilmesi, Halk edebiyat ile Batı edebiyatının örnek alınması gerektiğini savunur. Eserinde sade, konuşma diline yakın, doğal, kolay anlaşılır bir dil kullanmıştır. Türk mitolojisinden, Türk folklorundan, Dede Korkut Hikâyelerinden, masalardan yararlanılır. Hece ölçüsünün benimsenip yaygınlaşmasında büyük rolü olmuştur. İnceleme, makale, didaktik şiir, manzum destan, masal türlerinde eserler vermiştir. ESERLERİ: Yeni Hayat, Kızıl Elma, Altın Işık (Şiir) Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak Trükçülüğün Esasları Türk Medeniyet Tarihi Malta Mektupları
MEHMET EMİN YURDAKUL *Tanzimat Döneminde ortaya çıkan “halk için halk diliyle yazma” anlayışını Servet-i Fünûn Döneminde yeniden canlandıran sanatçı Mehmet Emin Yurdakul’dur. *Şiirlerinde Türk milletinin yüceliğini haykırır. *1897’de Türk-Yunan Savaşı sırasında “Cenge Giderken” adlı şiiri yazmıştır. Bu şiiri yazmıştır. Bu şiirin ilk dizesi olan “Ben bir Türküm; dinim, cinsim uludur.” sözüyle edebiyatımızda yeni bir çığır açmıştır. *Şiirlerinde kahramanlık ve milli bilinci öne çıkararak savaşa giden halkı cesaretlendirmiştir. *Konuşma diliyle ve hece ölçüsüyle şiirler yazmak gerektiği üzerinde durmuştur. *Türkçe şiirler adlı kitabıyla edebiyat çevrelerinde sesini duyurmuştur. Onun bu eseri ile Türkçülük edebiyat alanına girmiştir. *Sade dil ve hece ölçüsü ile şiirler yazan ilk şairdir. *Milli duyguları ve sosyal konuları işlemiştir. *Dil ve şekil özellikleri bakımından halk şiirinden etkilenmiştir. MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİNDE SAF (ÖZ) ŞİİR ANLAYIŞI: Hece vezniyle, yalın bir dille, devrin gerçeklerini, halkın sorunlarını dile getiren şiirler yazmak yerine, sanat değeri yüksek saf (öz) şiire yönelmişlerdir. Bu anlayışa yönelik şiir yazan şairler: Yahya kemal Beyatlı, Ahmet Haşim. *Aruz ölçüsüyle yazmışlardır. *Bireysel konularda yazmışlardır. *Dil doğal dilden farklıdır. Sözcüklere yeni anlamlar yükleyerek imge oluşturma yoluna gitmişlerdir. Yahya Kemal Beyatlı (1884-1958) *Üsküp’te doğmuştur. İlk ve orta öğrenimini Üsküp, Selanik ve İstanbul’da yaptıktan sonra 1903’te Paris’e gitmiştir. *Kişiliği Paris’te Albert Sorel’den aldığı tarih dersi ile şekillenmiştir. Sorel’den aldığı metotla Osmanlı tarihini incelemeye başlamıştır. *Baudelaire, Victor Hugo, Verlaine gibi Fransız şairlerinin etkisinde kalmıştır. *Onun şiirlerinin çıkış noktası Osmanlı tarihi ve şiiridir. Onun şiirlerinde neo-klasik bir anlayış vardır. Yeni şekillerle ve sade bir dille yazdıklarında bile Osmanlı medeniyetine bağlı olduğu görülür. *Konu olarak tarih, vatan, millet ve İstanbul sevgisi ön plandadır. *Yahya Kemal’de tarihe yaslanan bir milliyetçilik vardır. *Duygu, düşünce ve hayali ustalıkla kaynaştıran şair, pek çoğuna hikâye karakteri verdiği lirik-epik şiirleri geniş bir kültürün, derin bir felsefenin ürünüdür. *Sanatçı şiirde iç ahengi her şeyden üstün tutan sanatçı, şiirleri de şiirsel bir bütünlüğe ulaşmış; iç ve dış ahenklerin yardımı ile bu konuda başarılı olmuştur. Bu ahengin oluşumunda daha elverişli olduğu için “Ok” şiiri dışındaki tüm şiirlerin aruz vezni ile yazmıştır. *Divan şiirimizin Batı şiirindeki bütün anlayışıyla ele almıştır; bu şiiri çağdaş bir yorumla yeniden sunmuş neo-klasik bir şairdir. *Aruza en güzel şeklini vermiştir. *Şiirlerinin yanında düzyazı olarak makale, gezi, deneme, anı, fıkra, mektup, hikaye, monografi türlerinde yazılar yazmış, çeviriler yapmıştır. Şiir: Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgârıyla, Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş Bitmemiş şiirler Düzyazı: Aziz İstanbul, Eğil Dağlar, Siyasi Hikâyeler, Siyasi ve Edebi Portreler, Edebiyata Dair, Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve edebi Hatıralarım, Tarih Muhasebeleri, Mektuplar-Makaleler Ahmet Haşim (1884-1933) *Türk edebiyatında sembolizmin en önemli temsilcisidir. *Şiirlerini aruz ölçüsü ile kaleme almıştır. *Eserlerinde oldukça ağır bir dil kullanmıştır. *Haşim’e göre şiir, hissedilmek, duyulmak için yazılan bir türdür. Şiirde ahenk, musiki, anlamda önce gelir. Üstelik şiir anlaşılmak için değil, duyulmak için yazılmalıdır. Şiirin dili, musiki ile söz arasında ve sözden ziyade musikiye yakındır. *Ahmet Haşim, şiirlerinde dış dünyayı olduğu gibi değil, hayallerle süsleyerek şiire aktarmıştır. Şiirinde anlam kapalılığından yanadır. Ona göre şiiri herkes nasıl anlıyorsa şiirin anlamı odur. *Haşim, yaşadığı dünyada mutlu değildir, onun iç dünyasına karamsarlık hâkimdir. Bu karamsarlık onun şiirlerine de yansımıştır. Bu karamsarlığın oluşmasında annesini küçük yaşta kaybetmesi ve yüzündeki yara önemli olmuştur. *Haşim hep aynı tarz şiir yazmıştır. Şiirlerinde aşamalı bir değişme yoktur. Yalnızca derinleşme, ustalaşma söz konusudur. Şiirimize getirdiği imgeler özgün olmakla birlikte Türk hayal sisteminin ve doğayı algılama ve yorumlayışın bir ürünü değildir. *Haşim, Batı şiirini özellikle Fransız şiirini iyi incelemiştir. Baudelaire, Rodenbach, Valery, Mallerme gibi şairlerin etkisi görülür. *”Sanat şahsi ve muteremdir.” Görüşüne ömrünün sonuna kadar bağlı kalmıştır. Bu bakımdan Haşim’in şiirlerinde hiçbir ideolojik, sosyal ve siyasal konu yer almaz. *Şiirleri belli bir anı yakalamak için çaba gösteren empresyonist ressamları akla getiren Haşim’in üç döneminde, üç ayrı renge düşkünlük göstermiştir. *Şiir-i kamer’de sarı, Göl Saatleri’nde kara, Piyale’de kırmızı renkler ağır basar. *Haşim’in en çok kullandığı nazım birimi dörtlüktür. Biçim açısından şiirimize getirdiği önemli bir yenilik ise serbest müstezattır. *Haşim’in dili çok küçük bir sözlükten oluşur. Sözcüklerin az olması, işlediği konuların sınırlılığındandır. Onun konularında, benzetmelerinde, duygularında, düşüncelerinde bir çeşitlilik bulunmaz; hep aynı şeyleri hem de aynı sözcüklerle anlatır. MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİNDE ROMAN Bu dönem romancıları topluma karşı duyarlı kişilerdir. Toplumdaki olaylara kayıtsız kalmamışlardır. Başlangıçta Fecr-i Âtî topluluğuna bağlı olarak hareket ettikten sonra “Yeni Lisan” makalesindeki memleketten bahseden edebiyat oluşturma çizgisinde birleşmişlerdir. Bu birleşim; romanın konusunu, dilini etkilemiştir. Milli edebiyat romancılarının ortak özellikleri; toplumun ve bireyin problemlerini dengeli olarak işlemek, memleket ve millet sevgisini romantik duygularla beslemek, milli değerlere sempati ile yaklaşmak şeklinde özetlenebilir. MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİNİN ROMANININ YAPI ÖZELLİKLERİ Olay: Olaylar, genelde tarihi ve toplumsal gerçekliklerden hareketle tasarlanmıştır. Bu dönem romanlarında olaylarda; İstanbul dışında, memleket sorunları etrafında oluşmuştur. Kişiler: Milli Edebiyat romanı dışa-Anadolu’ya açılmış-başka insanların da var olduğu bilinciyle hareket eden, içinde yaşadığı toplumun sorunlarına, sıkıntılarına yabancı kalmayan kahramanların romanı olmuştur. Zaman: Genelde kendi yaşadıkları zamanın tarihi ve sosyal konularını ele almışlardır. Mekân: Mekan olarak şehir, kasaba ve köyleriyle Anadolu; romana bir taraftan gerçekçi bir bakış açısıyla, diğer taraftan da bir memleket romantizmi ile girmiştir.
Milli Edebiyat Dönemi Romanının Tema Özellikleri: Romanların teması bireysellikten kurtarmış, toplumsal konular tema işlenmiştir. Tema; Siyasi kavgalar, Türkçülük, yanlış Batılılaşma, kuşaklar arası çatışma, geri kalmışlık, eğitimsizlik, cehalet, yoksulluk… Dil ve Anlatım Özellikleri: Eserlerin günlük konuşma diliyle yazılması gerektiğini savunmuşlardır. Sade dil ile yazılmıştır. Etkilenen Akımlar: Sanatçıların yaşadığı dönemin toplumsal gerçekliğinden hareketle kurgulanmıştır. Bu eserler, iyi bir gözlem sonucunda yazılmıştır. Bu yönüyle Milli edebiyat Dönemi romanları realist özellik taşımaktadır.
|