EdebiyatOgretmeni.Net Forum
 
*
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun. Mayıs 23, 2012, 03:47:50 ÖS


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Ahmet Haşim Biyografisi  (Okunma Sayısı 1806 defa)
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
meryemozcan
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8580


Güzel olan sevgili değildir,sevgili olan güzeldir


Üyelik Bilgileri
« : Şubat 25, 2009, 09:00:02 ÖÖ »


Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,
Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak...


"Sevgili arkadaşlar Ahmet Haşim'i bütün yönleri ile bu başlıkta tanıtalım istedim. İlk bilgiyi ekliyorum devamı dileklerimle."  Gülümseme


“ 1915’de bütün Türk gençleri ile birlikte Çanakkale’de Ahmet Hâşim de savaşmış fakat bu tecrübelerinden pek az bahsetmiştir.”
 Bir şairin savaşa katılması, savaş esnasında ya da savaş sonrasında yapacakları itibariyle normal bir insanın katılımından elbetteki farklı bir durum arz eder. Hele bu savaş Çanakkale ve savaşa katılan da Türk Edebiyatın’ın en büyük şairlerinden biri olan Ahmet Hâşim olursa.
Ahmet Hâşim hem şiirleri hem de yaşayışı itibariyle nev-i şahsına münhasır bir şahsiyet. Savaşa olan tepkisi de beklenenden farklı. Düşündüğümüzün ya da tahmin ettiğimizin aksine bir tutum yani. Bu tutumu belirtmeden önce, Hâşim’in sanat görüşünü bilmemiz gerekiyor ki şairimize karşı haksız bir değerlendirme yapmaktan kaçınalım.
 
Osmanlı bakıyyesi şairlerin en kuvvetlilerinden olan ve birçok Cumhuriyet devri şairini etkileyen Hâşim, şiirleri dilden dile dolaşsa da toplumun neredeyse bütününe mal olmuş hareket ve akımlardan uzak durmuştur. Bu, şüphesiz onun sanat anlayışından kaynaklanmaktadır. Şiirlerini sembolist anlayış çerçevesinde kaleme alan şairimiz günlük olaylardan, toplumu derinden etkileyen hâdiselerden hatta kendi sıkıntılarından ve çilelerinden bahsetmez. Elbette şirinin derinliklerine inildiğinde, özellikle çocukluğunu geçirdiği şehir ve maruz kaldığı olayların tesiri görülür. Ama bunlar çok derindedir ve vasat okuyucuların vâkıf olması mümkün değildir.

Ahmet Haşim Fecr-i Âtî edebiyat grubuna dâhildir. Bu topluluktakiler, şiir ve sanat anlayışları itibariyle Servet-i Fünûncuların devamıdırlar. Yani sanat sanat içindir anlayışını benimsemişlerdir. Hâşim de Fecr-i Ati beyannamesine imzasını atmış ve hayatı boyunca kabul ettiği sanat anlayışından sapmamıştır. Elbette şairimizin yaşı ilerledikçe fikirleri de inkişaf etmiştir ama bulunduğu çizgi itibariyle ilk şiirindeki tutumu neyse son şiirinde de aynı Hâşim çıkar karşımıza. O ne millî edebiyatçılardan ne de diğer gruplardan etkilenmiştir. Şunu da belirtelim ki Hâşim’in yaklaşık on yıllık bir şiir orucu vardır. 1911–1921 seneleri arasında Hâşim’in hiç şiiri yayımlanmamıştır. Ne mecmualarda ne de gazetelerde tek bir şiirine rastlanmaz. Ya yazmamış ya da yazdıklarını neşretmemiştir. Sanat anlayışındaki sağlamlığın delili tam da burada çıkar karşımıza. Haşim orucunu Dergâh mecmuasında yayımlanan “Bir Günün Sonunda Arzu” şiiriyle bozar. Tarihler 1921’i göstermektedir. Yani İstiklal savaşı günleri. Millet vatanı işgalden kurtarmak için istiklal mücadelesi verirken, deyim yerindeyse kan gövdeyi götürürken, o tutmuş bir günün sonundaki arzudan, istekten bahsetmektedir. Elbette o sıkıntılı ve gergin ortamda bu şiir tartışmalara sebep olur ve Haşim eleştiri oklarına maruz kalır. O ise doğru bildiği yolda ilerlemeye devam eder ve yine aynı üslûpla yazar şiirlerini. Hatta, hem bu eleştirilere bir cevap hem de onun poetikası konumunda olan ve aynı zamanda Türk Edebiyatı’nın ilk esaslı poetikası sayılan “Şiirde Mânâ ve Vuzûh” veya “Piyâle Mukaddimesi” olarak adlandırılan metni kaleme alır. Bu olaylar ve yazılardan sonra sanat anlayışını ve şiirini bir mücahit gibi savunan bir Ahmet Hâşim çıkar karşımıza.

Haşim’in sanat anlayışında ne derecede sâbit-kadem olduğunu yakın dostu Nurullah Ataç şu cümlelerle özetler: “Ahmet Haşim, şiirini böyle herkese kabul ettirmek için modaya hiçbir tavizde bulunmadı. Eserleri beğenilen şairlere uymadı. Kendi çerçevesi içinde mütemadiyen değişen bu şair, denilebilir ki hiç değişmedi. İlk manzumeleri kimlere hitap ediyorsa, hangi tasavvurunun mahsulü ise, yeni şiirleri de yine o tasavvurlarının mahsulüdür ve yine o kârilere(okuyuculara) hitap eder.”**



Hâşim 1915 senesinde Çanakkale cephesine yedek subaylık vazifesiyle tayin edilmiştir. Yani bazı şair ve aydınlar gibi askere moral vermek ya da savaşın gidişatını belgeleyen notlar alıp fotoğraflar çekmek için değil. Ne kadar kaldığı neler yaşadığı tam olarak bilinmiyor. Çünkü bu günlerinden çok az bahsetmiştir. Savaş hakkında ne bir şiiri ne de yazısı vardır. 
Hüzünlerimizi destanlaştıran şair olan Mehmet Akif’e farklı bir üslupla bir zafer destanı olan “Çanakkale Şehitleri” manzumesini, Necmettin Halil ONAN’a “Dur Yolcu” şiirini yazdıran Çanakkale zaferi, Haşim’e bir şiir yazdıramamıştır.
Biz onun hassas ruhundan askerlerimizin şevkini artıracak, milletimize moral verecek; şair ruhun inceliğine karşı savaşın hoyratlığı ve bu iki zıt duygunun o hisli ruhtaki aks-i sadalarını yansıtan şiirler beklerken o susmakla yetinir. Tâ 1921’e kadar. Bu tarihteki şiirin özelliğinden ve yapılan tartışmalardan bahsettik yukarıda. Çanakkale sonrasındaki tutumu da bu tutumu kadar kesindir. Yani Ataç’ın ifadesiyle, modaya uymak için asla sanatından taviz vermemiştir. Ondan Çanakkale hakkında
“Savaş, yine savaş, yine savaş
Boğazda bir çığlık koptu can-hıraş”
diye başlayan bir şiir beklemek onu tanımamak manasına gelir. Ama kim bilir belki bir gün bir yerlerden saklı kalmış bir şiiri ya da yazısı çıkar. Kim bilir?

 


Kaynaklar:
*İnci Enginün, Yeni Türk Edebiyatı Araştırmaları, s.133, Dergâh yay., 4. basım, İstanbul 2001
**Nurullah Ataç, Miliyet, nr.2517, 12 Şubat 1933

 
 
« Son Düzenleme: Şubat 25, 2009, 09:02:52 ÖÖ Gönderen: meryozcan » Logged


Allahım bizi bize bırakma , bizi bizsiz bırak ama bizi sensiz bırakma ...
meryemozcan
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8580


Güzel olan sevgili değildir,sevgili olan güzeldir


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Şubat 25, 2009, 07:23:53 ÖS »

Pek çok âlim yetiştirmiş, eski ve yaygın bir aile olan Âlûsizâde'lere mensuptur. 1894 de İstanbul'a geldi. Ahmed Haşim, babasının Arap vilayetlerinde memurluk yapmasından dolayı İstanbul'a geldiğinde Türkçe bilmiyordu.
Önce Nümune-i Terakki Mektebi'ne (1895) devam etti. Mekteb-i Sultani'ye (Galatasaray Lisesi) parasız yatılı olarak girdi (1896) ve buradan mezun oldu (1906).

Reji memurluğu, İzmir Sultanisinde Fransızca öğretmenliği (1907-8), Maliye Mezareti'nde tercümanlık yaptı. I. Dünya Savaşı sırasında ihtiyat zabiti (yedeksubay) olarak askere alındı. Anadolu'nun çeşitli yerlerindeki askerî birliklerde görev yaptı. Böylece bir nisbette Anadolu'yu tanıma imkânı buldu.

Savaştan sonra Düyûn-ı Umûmiye'de çalıştı. Sanayi-i Nefise Mektebi'nde (Güzel Sanatlar Akademisi) estetik ve mitoloji dersleri vermeğe başladı. Bu hocalığı uzun seneler devam etti. 1924 yazını Paris'te geçirdi. Fransız sembolistlerinin yayın organı Mercure de France dergisinde "Les tendances actuelles de la literatüre Turque" adlı, Tanzimattan sonra Türk edebiyatını ele alan bir makalesi yayımlandı (1 Ağustos 1924). Dönüşte Osmanlı Bankası'nda çalıştı. Aynı zamanda Mülkiye Mektebi ve Harp Akademisi'nde Fransızca dersleri verdi ve Sanayi-i Nefîse'deki görevine devam etti. Bu yıllar sanat hayatı bakımından da en hareketli yıllarıdır. 1928 de, hastalığı sebebiyle ikinci defa Paris'e gitti. Dönüşünde sıhhati için daha rahat bir iş; Anadolu Şimendöferleri Şirketi İdare Meclisi azalığı bulmuştu. Hastalığı ilerliyordu. 1932 de tedavi için gittiği Frankfurt'tan iyileşemeden döndü. 4 Haziran 1933 de vefat etti. Mezarı Eyüp'tedir.
Logged


Allahım bizi bize bırakma , bizi bizsiz bırak ama bizi sensiz bırakma ...
meryemozcan
Site Yöneticisi
VIP Üye
*****
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8580


Güzel olan sevgili değildir,sevgili olan güzeldir


Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #2 : Şubat 25, 2009, 07:25:15 ÖS »

Ahmed Haşim'in sanat hayatı Galatasaray'da öğrenci iken başlar. Burada onun şiir zevkini geliştiren ilk tesir, edebiyat öğretmeni Ahmed Hikmet'ten gelir. Mektep arkadaşları İzzet Melih, Hamdullah Subhi, Emin Bülend ve Abdülhak Şinasi ile beraber bir sanat çevresi teşkil ettiler. Bu çevre içinde Haşim'in ilk şiiri Hayâl-i aşkım 7 Mart 1901 tarihli Mecmua-i edebiye'de çıktı. O yıl içinde aynı mecmuada neşredilen onüç manzumemesinde Servet-i fünun şiirinin, bilhassa Cenap ve Fikret'in tesiri görülür.

1906-8 yılları Haşim, Fransız şiirini, özellikle sembolistleri ve Batı edebiyatının estetik temellerini yakından tanımaya çalıştı. Halid Ziya, Kırk yıl'da, Hâşim'in kendi nesli içinde Avrupa şiirini en iyi araştıran ve bilen bir şair olduğunu söyler. 1908 de İzmir dönüşü Aşiyan, Musavver muhit mecmualarında, şahsiyetini daha çok belirten şiirlerini neşre başladı. Bu tarihten ölümüne kadar şiirlerinin çıktığı diğer dergiler Resimli kitap, Servet-i fünun, Rebab, Dergâh, Yeni mecmua ve Yeni Türk'tür. 1909 da Fecr-i âti topluluğuna katıldı. Ancak, grupla bağı bu topluluğun yayın organı durumundaki Servet-i fünun mecmuasına şiir vermekle kaldı. Grubun toplantılarından yalnız birine katıldı. Şahsiyet olarak da bu topluluğun dışında olan A. Haşim, ömrünün sonuna kadar da hiç bir akım içinde yer almadı, kendine has bir şiir ve nesir anlayışıyla kendine has bir şahsiyet olarak kaldı.

Ahmed Haşim'in olgunluk devresini teşkil eden şiirlerde, Abdülhak Hâmid'le beraber, bâzı Servet-i fünun şairlerine tesir eden Şeyh Galib'in duygu ve hayâl gücü hissedilir. Gül-bülbül, Leylâ-Mecnun gibi motifler, mum alevinde yanan pervaneler, alevden kadeh ve şarap, hayâl havuzları... Galib'i hatırlatan veya düşündüren imajlardır.

Ahmed Haşim'in, başta Şiir-i kamer'leri olmak üzere birçok şiirlerinde, Bağdad'da geçen çocukluğuna ait hatıraları bulmak mümkündür. Bazen platonik bir aşk olarak da görünen derin bir anne sevgisi, güneşten kaçıp çöle hayat veren geceye sığınma, hastalık ve ölüm gibi motifler çocukluğundan getirdiği, bazan açık, bazan şuur-altında gizlenmiş hatıraların izlerini taşır. Haşim'in sosyal tarafı bulunmayan şairliği de fıtraten içe-kapanıklığı, çirkinlik ve yabancılık kompleksleriyle izah edilmelidir. Ancak, onun şiirinin asıl kaynağını Fransız sembolizminde aramak lâzımdır. Sembolist şiirle ilk defa, Galatasaray'da iken, Fransızca bir şiir antolojisinde karşı karşıya gelir. Haşim'in, bilhassa Belçikalı şair Emil Verhaeren hakkında Mussavver muhit mecmuasında neşredilen (1908) bir makalesi, onun sembolistlere ne kadar çok yaklaşmış olduğunu göstermektedir. Aynı mecmuada daha sonra Henri de Regnier'yi, 1927 yılında da Hayat mecmuasında Mallarmé'yi tanıtan birer makalesi çıkar.

1921 de Dergâh'da çıkan "Bir günün sonunda arzu" isimli şiirinin fazla müphem bulunarak tenkit edilmesi üzerine, edebiyatımızda şiire dâir en güzel yazılardan biri olan Şiirde mâna ve vuzuh başlıklı makalesini yazar. Bu yazı daha sonra Piyale kitabının başına "Şiir hakkında bazı mülâhazalar" adıyla basılmıştır. Hâşim bu makalesinde, şiirde mâna ve açıklık aranmayacağı, şiirin tasvirî, öğretici veya belâgatçi değil, resullerin sözleri gibi çeşitli yorumlara müsait, sözden çok mûsikiye yakın bir ifade olması gerektiği üzerinde durur.

Bütün hayatı boyunca 80 kadar şiir yazıp yayınlamış olan Ahmed Haşim bu yazısında ortaya koyduğu tarife, şiirlerinde yaklaşabilmiş midir? Gerçekten de onun birçok şiirleri çeşitli tefsirlere açık kalmıştır. Umumî hatlariyle bu şiirler psiko-analitik yorumlara muhtaç renkler, müzikalite, derin bir melankoli ve müphemiyet, uzak ve meçhul diyarlar hasreti arzeder. Konturları gölgelenmiş, karartılmış ve silinmiş birer tablo gibidir. Onlarda gerçek değil, sadece intiba verilmek istenmiştir. Buna göre Hâşim'in şiiri sembolistlere olduğundan daha fazla belki empresyonistlere yaklaşmış olmalıdır. Ahmed Haşim'in nesri, şiirinden çok farklı bir karakter gösterir. Şiirindeki müphemiyete, vuzuhsuzluğa, aşırı santimantalizme mukabil, nesirde açık, berrak, nisbeten sade ve bazan nüktedan, hattâ müstehzi bir ifâdesi ve üslûbu vardır. Onun bu tavrı da gerçekte, "Şiir hakkında bazı mülâhazalar" makalesinde nesirden beklediği vasıflara uygun bulunmaktadır. Gerek fıkraları ve edebî tenkitleri (Bize göre ve Gurabâhâhe-i lâklâkan) gerekse seyahat anektodları (Frankfurt seyahatnamesi) kendi nevilerinde muvaffak olmuş ve beğenilmiş nesir yazılarıdır.   
Logged


Allahım bizi bize bırakma , bizi bizsiz bırak ama bizi sensiz bırakma ...
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.16 | SMF © 2006, Simple Machines

XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli! Dilber MC Theme by HarzeM