|
Edebiyat Öğretmeni
|
 |
« : Temmuz 30, 2008, 06:08:06 ÖS » |
|
Atatürk'ün Bursa'da söylediği nutuktur. Bazı çevreler bu nutkun olmadığını iddia eder. Ama bu nutkun varlığı Afet İnan tarafından kabul edilmiş. Metin şöyledir: Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır. Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek; ama hiçbir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek” Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haklı ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “Ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.” İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği! Not: Metin Vikipedya'dan alınmıştır.
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Temmuz 31, 2008, 09:57:28 ÖÖ Gönderen: Edebiyat Öğretmeni »
|
Logged
|
|
|
|
nabukadnezar
Yeni Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 34
|
 |
« Yanıtla #1 : Temmuz 31, 2008, 12:46:41 ÖÖ » |
|
kaç zamandır bunu arıyorum.. paylaşım için çok teşekkürler
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
sevi_ay
Yeni Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 13
|
 |
« Yanıtla #2 : Temmuz 31, 2008, 08:28:31 ÖÖ » |
|
İşte Atatürk'ün geleceği nasıl gördüğünün kanıtı 
|
|
|
|
|
Logged
|
"BELKi SANA SENDEN DAHA YAKIN BiR YERDE
ÇARPAN KALBiNiN HER ATIŞINDAYIM"
|
|
|
ÖTE
Yeni Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 16
|
 |
« Yanıtla #3 : Ağustos 04, 2008, 12:35:17 ÖS » |
|
Tarih sadece 'gariplikleri, şaşaaları, katliamları, yanılgıları, kişisel tutumları' içermez; hepsini ve daha çoğunu kapsar. Herhangi bir tarihsel konu geniş perspektiften ele alınmazsa, 'bu iyiydi, şu kötüydü' gibi anlamsız bir tartışma ortamı doğar.
Osmanlı'nın niteliği üzerine ayrıca yazmak mümkün. Ancak, ben, şimdilik Kaynar-Göktem polemiğinde yer alan, Mustafa Kemal Atatürk'ün 'Bursa Nutku' konusunu ele alacağım.
Levent Göktem 29 ocak 2001 tarihli 'Hakan Kaynar'a Soru: Karşısın Ama Neye' başlıklı yazısında, kaçımızın Atatürk'ün Bursa Nutku'ndan haberdar olduğunu sorar ve nutkun metnini aktarır ama kaynağı belirtmez ve sadece parantez içinde (Bursa Nutku) der. Bu kaynak aktarma geleneğinde yetersiz bir uygulamadır. Nerede, hangi kaynakta olduğunu bilemiyoruz Göktem'in aktardığının...
İşin gerçeği, bir kaynakta "Atatürk'ün, 1933 yılında Bursa'da 13-14 kişilik bir sofrada yaptığı "iddia edilen" bir konuşma, siyasi edebiyatımızda 'Bursa Nutku' olarak zikredilir" (Popüler Siyasi Deyimler Sözlüğü, Alper Sedat Aslandaş-Baskın Bıçakçı, İletişim Yayınları, İstanbul, 1995, syf.51) denilmektedir.
Bursa'da 1933 Şubat'ında yüz kadar kişinin Türkçe ezanı protesto etmek amacıyla yaptığı gösteriler, Ankara'ya 'gericiler ayaklandı' diye aktarılır ve olay Atatürk tarafından çok önemli bulunmaz. Resmi bir tebliğ yayınlar. Tebliğde özetle şöyle der:
"Olay aslında önemli bir olay değildir... Olaya özel bir önemle eğilmemiz, dinin siyasete ya da herhangi bir kışkırtmaya vesile edilmesine hiç müsahama etmeyeceğimizin bir daha anlaşılması içindir."(a.g.e. syf.51)
'Asıl Bursa Nutku' bu kadardır. Birkaç kişi tutuklanır, hakim, savcı, müftü görevden alınır ve olay kapanır...
Ancak, 1947 yılında Bursa gazetecilerinden Rıza Ruşen Yücer'in 'Atatürk'e Ait Birkaç Fıkra ve Hatıra' adlı kitapçığında, Levent Göktem'in de yazısında aktarmış olduğu metin yer alır. Fakat Rıza Ruşen bu nutka "bizzat tanık olmadığı" gibi, 13-14 kişilik sofrada bulunanların adlarını da belirtmemiştir. Haliyle, konu 'şüpheli' kalır.
Dönemin dilini aktarması açısından, yukarıda anılan kitapta yer alan 'Bursa Nutku'nun, Rıza Ruşen tarafından aktarılan metni şöyledir:
"Türk genci, inkılâpların ve rejimin sahibi ve bekçisidir. Bunların luzumuna, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır; rejimi ve inkılâpları benimsemiştir. Bunları zayıf düşürecek en küçük veya en büyük bir kıpırtı ve bir hareket duydu mu, bu memleketin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adliyesi vardır demiyecektir. Hemen müdahale edecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla, nesi varsa onunla kendi eserini koruyacaktır.
Polis gelecektir; asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalıyacaktır. Genç, "polis henüz inkılâp ve cumhuriyetin polisi değildir" diye düşünecek, , fakat asla yalvarmıyacaktır. Mahkeme onu mahkum edecektir. Yine düşünecek; "demek adliyeyi de ıslah etmek, rejime göre düzenlemek lâzım!.."
Onu hapse atacaklar. Kanun yolundan itirazlarını yapmakla beraber; bana, İsmet Paşa'ya, Meclis'e telgraflar yağdırıp haksız ve suçsuz olduğu için tahliyesine çalışılmasını kayırılmasını istemeyecek. Diyecek ki, "Ben inan ve kanaatimin icabını yaptım. Müdahale ve hareketimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı meydana getiren sebep ve âmilleri düzeltmek de benim vazifemdir!.."
1949 yılında Demokrat Parti bu 'nutku' siyaset pazarına sürer. Daha sonra, 1958 yılında Cumhuriyet Halk Partisi'nin 'eline geçer' ve Ulus gazetesi 19 Mayıs günlü sayısında, metni 'Devrimci Genç' başlığı altında ve "üslubunu değiştirerek" yayınlar.
1960'lı yıllarda da gençlik hareketlerinin meşruiyet kaynaklarından olan 'Bursa Nutku' daha çok 'simgesel' anlamdadır ve Mustafa Kemal Atatürk'ün etrafında oluşturulan 'efsane'lere atıf taşır. Tıpkı 'sağlam kafa sağlam vücutta bulunur' sözü gibi. Sözün aslı, "keşke sağlam kafada sağlam vücut da bulunsa" veya "sağlam vücutta sağlam kafa da bulunsa" şeklinde istek belirten bir cümledir.
"Komünizm her görüldüğü yerde ezilmelidir" lâfının Atatürk'e maledilmesi de bu uygulamaların başka bir örneğidir... Çetin Altan, bu sözün Atatürk'e ait olmadığını, el yazısının taklit olduğunu, yurtdışındaki laboratuvarlarda inceleterek ispatlamıştı.
"Bursa Nutku"na ilişkin perspektifin daha genişletilmesi, bu konuda kaynak belirtecek araştırmacılara, tarihçilere ulaşılması ve bunların bu konuda yazacakları çok önemlidir ve yazmalıdırlar. Nutkun tam 'anlamının' kavranması açısından her türlü katkı teşvike değerdir. Bu nutuk niye 1947'de ortaya çıkıyor, Atatürk gerçekten söylemiş mi, nerede ne zaman söylemiş, tanık veya başka kaynak var mı? Tüm bunların cevabı bulunmalı.
Olumlu olumsuz bir çok söz, nutuk, Atatürk'e atfedilerek, kafalar karıştırılır veya kişiler, siyasetçiler tarafından işine geldiği gibi kullanılır. Gerçeği ayıklamak her zaman kolay olmaz.
Tarih, biraz da, 'gerçeği bulma, yalanı ayıklama' bilimi değil midir? Kaynak:Senih KAVLAK - 5 Şubat 2001
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
TGBkonya
Yeni Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 7
|
 |
« Yanıtla #4 : Ekim 21, 2011, 04:25:38 ÖÖ » |
|
Öncelikle merhaba arkadaşlar.... Atatürk'ün Bursa nutkunun gerçek olup olmadığı konusuna değinmek üzere üye oldum... Busraya Atatürk bir eylem sonucu gitmiş ve daha sonra yemeğe davet edilmiştir... birinin Busra Gençleriyle ilgili sorusuna cevaben verilmiş olan bu nutuğun varlığı o gün yemeğe katılan delegeler ve busralılar tarafından onaylanmakla beraber Atatürk'ün yaveri de kabul eder... Atatürk'ün manevi kızı Afet inan da bizzat bu nutukun Atatürk tarafından söylendiğini beyan etmiştir.... daha ayrıntılı bilgi almak için Atatürk'ün yaşayan manevi kızı Ülkü Adatepeye ulaşabilirsiniz... sizi geri çevirmez...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Edebiyat Öğretmeni
|
 |
« Yanıtla #5 : Ekim 21, 2011, 04:50:15 ÖS » |
|
Öncelikle merhaba arkadaşlar.... Atatürk'ün Bursa nutkunun gerçek olup olmadığı konusuna değinmek üzere üye oldum... Busraya Atatürk bir eylem sonucu gitmiş ve daha sonra yemeğe davet edilmiştir... birinin Busra Gençleriyle ilgili sorusuna cevaben verilmiş olan bu nutuğun varlığı o gün yemeğe katılan delegeler ve busralılar tarafından onaylanmakla beraber Atatürk'ün yaveri de kabul eder... Atatürk'ün manevi kızı Afet inan da bizzat bu nutukun Atatürk tarafından söylendiğini beyan etmiştir.... daha ayrıntılı bilgi almak için Atatürk'ün yaşayan manevi kızı Ülkü Adatepeye ulaşabilirsiniz... sizi geri çevirmez...
Evet. Bu konunun söylenti olduğunu söyleyenler var ama bence söylenti değil. Bir gerçek. Çok sert bir üslupla söylendiği için bazı kişilerce kabul edilmek istenmeyebilir. Bu yüzden de söylenti diye bir söylenti çıkarılmış olailiir.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
Edebiyat Öğretmeni
|
 |
« Yanıtla #6 : Ekim 21, 2011, 04:55:15 ÖS » |
|
kaç zamandır bunu arıyorum.. paylaşım için çok teşekkürler
Rica ederim. Yardımcı olabildiysem memnun olurum.
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
TGBkonya
Yeni Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 7
|
 |
« Yanıtla #7 : Ekim 25, 2011, 10:58:21 ÖÖ » |
|
Evet. Bu konunun söylenti olduğunu söyleyenler var ama bence söylenti değil. Bir gerçek. Çok sert bir üslupla söylendiği için bazı kişilerce kabul edilmek istenmeyebilir. Bu yüzden de söylenti diye bir söylenti çıkarılmış olailiir.
ben zaten söylenti olmadığını , bursa nutkunun var oluğunun kanıtlarını belirtmek için yazdım ve zaten bu yüzden üye olduğumu belirtiyorum... söz konusu varlığından şüphe duyulduğu yıllarda da mahkeme kararıyla varlığının saptandığı da apaçık var olduğunun bir örneğidir... zira TGB (Türkiye Gençlik Birliği) olarak yetkilerimizi Bursa Nutku'ndan alıyoruz... Saygılarımla...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
sozedebiyattan
|
 |
« Yanıtla #8 : Ekim 25, 2011, 07:21:19 ÖS » |
|
Mustafa Armağan Meğer "Bursa Nutku"nu yazan da ciddiye almamış Neredeyse 60 yıldır Atatürk'e izafe edilip durulan "Bursa Nutku"nun ona ait olmadığını artık daha kesin olarak söyleyebiliriz. Zira eski gerekçelere iki güçlü kanıt eklendi. Bu kanıtları görmeden önce eski gerekçeleri sıralayayım: 1) 'Bursa Nutku' adı verilen metin, bir "nutuk" değildir, olsa olsa bir sohbetten alınmıştır.
2) Atatürk'ün sağlığında hiç yayınlanmadığı gibi, ölümünden 9 yıl sonra bir kitapçıkta yayınlandığı zaman dahi onu kimseler ciddiye almamıştı.
3) Birilerince darbelere gerekçe olarak gösterilen bu sözde "nutuk", başka hiçbir bağımsız kaynak tarafından (tartışmalar başladıktan sonra yazılmış olan şike kokanlar hariç) doğrulanmış değildir.
4) Atatürk gibi otoriter bir devlet başkanının anarşiye prim verecek ve gençleri sokağa dökecek bir konuşma yapması mümkün değildir. (Geniş bilgi için bkz. Küller Altında Yakın Tarih adlı kitabım.) Şimdi daha kesin konuşmama sebep, doğrudan doğruya "Bursa Nutku"nun içinde yer aldığı kitabı incelemem oldu. Şimdiye kadar bir "Bursalı gazeteci" diye takdim edilen Rıza Ruşen Yücer'in "Atatürk'e Ait Birkaç Fıkra ve Hâtıra" adlı 1947'de basılan kitapçığına eğilen bir çalışmaya pek rastlamadım. Tartışmalarda genellikle ikinci, hatta üçüncü el kitaplar kullanılmış. Bu da meselenin niye arapsaçına döndüğünü açıklıyor zaten. Rıza Ruşen Yücer, hepi topu 24 sayfacık tutan kitabındaki 16 adet "fıkra ve hatıra"nın doğruluğuna nedense garanti verememektedir. Kitabının yıllar sonra bu kadar ciddiye alınacağını hiç düşünmediğine eminim. Nitekim yazarın Önsöz'de yer alan itiraf mahiyetindeki şu sözleri ibretliktir: "Naklettiğim fıkra ve hâtıralar gerçekten olmuş mudur? Bunu da kesin olarak temin edemem [garanti veremem]. Çünkü ben, belgelendirmekten ziyade ve sadece işittiklerimi, -duyduğum şekle sadık kalarak- tesbit ve nakle önem verdim." Demek ki, yazar bile anlattıklarının gerçekliğinden emin değildir. Önemli bir kısmını başkalarından işitmiştir ve bunların gerçekten vuku bulup bulmadıklarını araştırıp soruşturmuş da değildir. Böylece "Bursa Nutku"na neden 'sözde nutuk' dediğimizi ve bu "sohbeti" aktaran kişinin de olay yerinde bulunmadığını, konuşulduğu söylenen ve etrafında fırtına kopartılan sözleri başkasından işittiğini, onların gerçek olup olmadığına dair bir bilgi ve kanaatinin olmadığını bizzat kendi sözlerinden öğrenmiş oluyoruz. Rıza Ruşen Yücer'in sözde "Bursa Nutku"na dayanak olarak alınan 1947 tarihli kitabının kapağı. Kitaptaki "Eşiniz gibi öpünüz" başlıklı yazının başlığı.Yazar Önsöz'de yazdıklarının kulaktan dolma şeyler olduğunu böyle itiraf ediyor. Gelelim ikinci kanıta... Aynı kitapta geçen Atatürk'e dair "fıkra ve hâtıralar" arasında öylesine gayrı ciddileri var ki, bunların içinde yer aldığı bir kitabın siyasî tarihimizde yarım asırdır bunca fırtına koparabildiğine insanın inanası gelmiyor. Meseleyi aydınlatmak bakımından bu kitapçıkta anlatılan gerçekten tuhaf "fıkra"lardan birkaç örnek vermek faydalı olacaktır: Gazeteci Musa Ataş, Atatürk'ün Bursa'ya son gelişinde verilen baloya, yanında hanımı ve pembe tuvaletli bekâr bir bayanla katılmak istemiş, lakin bu bayan, kavalyesi olmadığı için içeriye girememiştir. Bunun üzerine Musa Bey, gazetede çalışırken bulduğu yazara, baloya başka bir bayanla gitmeyecekse pembe tuvaletli bayanla gitmesini rica eder. Yazar da kabul eder ve kadınla kol kola baloya giderler. Önce resmî konuşmalar yapılır. Muhabirlerin görevi, bu haberi gazetelerine yetiştirmektir. Yazar da gazetesine gitmek üzere salondan ayrılır ve işini bitirdikten sonra geri döner. Ancak dönünce ne görse beğenirsiniz! Atatürk kendi pembe tuvaletli "dam"ına pek yakın davranmakta, ona sigara ikram edip sık sık dansa kaldırmakta ve büfeye götürüp içki ikram etmektedir. Çiftin neşeleri gayet yerindedir. Yazarımız ilk şaşkınlıktan kurtulduktan sonra Atatürk'ün yanına gider. Bu sırada arkadaşları kendisine takılır. "Atam, bu gazeteci arkadaşın damını kapmışsınız" derler yılışık bir edayla. Atatürk güya bu iddiayı kabul etmez ve yazara, pembe tuvaletli bayanın adını sorar. Yazarımız kendisinden öğrendiği ismi söyler, "Hatice" der. Atatürk "İşte" der, "kimsenin damını kapmadığımın ispatı!" Daha sonra pembe tuvaletli bayana dönüp "Lütfen isminizi söyler misiniz?" der. Bunun üzerine Bayan, isminin "Ataca" olduğu cevabını verir. Atatürk de "Gördünüz mü?" diyerek muzafferane bir tebessümle kolunu bayan Ataca'ya uzatır. (Bundan sonrasını bilmiyoruz.) Meğer tanışmaları sırasında adının Hatice olduğu söyleyince Atatürk kadına, "Ben olsam, Ata'ya bu kadar yakın olduğum için adımı Ataca kordum" diyerek adını o anda değiştirivermiştir! Bursa Nutku taraftarları bu laubaliliği Atatürk'e yakıştırıyorsa diyecek sözümüz yok! Kitapta geçen evlere şenlik bir başka "fıkra" ise bir öpüşme sahnesiyle dikkat çekiyor. Buna göre Atatürk 10. yıl kutlamaları sırasında Ankara Orduevi'ndeki baloyu teşrif eder. Bir ara önünde dans eden bir çift dikkatini çeker. Karı koca olduklarını öğrenince de öpüşmelerini ister. Subay olan koca, emir üzerine zoraki bir öpücük kondurur eşinin yanağına ama Atatürk beğenmez bu öpücüğü, samimi bulmaz. "Yoksa bu senin eşin değil mi?" diye çıkışır. Subay "Eşimdir" diye ısrar edince, ona şu emri verir: "O halde eşiniz gibi öpünüz!" Böylece bize "Bursa Nutku"nun dayanağı olarak sunulan kitapçıktan Atatürk'ün Cumhuriyet balolarında insanları alenen öpüştürmek gibi bir "misyonu"nun olduğunu da öğreniyoruz. Bir de gençliğinde sık sık gittiği Galata'daki Barba adında bir Rum meyhaneciye yıllar sonra cumhurbaşkanlığı döneminde yeniden uğradığı anlatılıyor kitapçıkta. Meyhaneci Barba bu ziyaret sırasında Atatürk'e "Mıstık" diye hitap etmiştir. Ne muazzam bir bilgi, değil mi? Buna benzer "fıkra" değerinde hatıralarla dolu bir kitapçıktır Rıza Ruşen Yücer'in "Atatürk'e Ait Birkaç Fıkra ve Hâtıra"sı. Şimdi soruyorum: Eğer bu kitapçıkta anlatılanlar doğruysa, o zaman Atatürk'ün, misafirlerinin "dam"larına el koyan, bunu da gayet laubali tarzda yapan biri olduğuna hükmetmemiz gerekecektir. Ayrıca, hem de 10. yıl kutlamaları gibi resmî bir baloda, üstelik orduevi gibi ciddi bir kurumda, dahası, bir Türk subayına, herkesin önünde eşiyle öpüşmesini emrettiğini de kabul etmemiz gerekecektir. Atatürk'e sağlığında "Mıstık" diyenlerin varlığını ve onun da bu hitabı hoş gördüğünü öğreniyoruz!
Sağlıklı bilgiler içerdiğini söylediğiniz bu kitapta anlatılanlar doğruysa o zaman Bursa Nutku'ndaki "ciddi" Atatürk'ü nereye koyacağız? Tersine, anlatılanlar yanlışsa, kaçınılmaz olarak bu kadar ciddiye aldığınız "Bursa Nutku" da geçerliliğini ve güvenilirliğini yitirecektir.
Atatürk'ün Türk gençliğini anarşizme teşvik ettiği söylenen sözde "Bursa Nutku"nun kulaktan dolma bilgilerle yazılmış gayri ciddi bir kitapçık içinde yer almış olması, böyle bir "nutk"un mevcut olmadığını güvenle ileri sürmemize yetiyor da artıyor bile. http://twitter.com/mustafarmagan 16 Ekim 2011, Pazar
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ekim 25, 2011, 07:35:10 ÖS Gönderen: sozedebiyattan »
|
Logged
|
|
|
|
TGBkonya
Yeni Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 7
|
 |
« Yanıtla #9 : Ekim 29, 2011, 04:27:35 ÖÖ » |
|
söz konusu burada ben Atatürk'ün Gençliğe Hitabesinin de birebir türkçesini paylaştım... onu okuduğunuz zaman o halde onu da Atatürk yazmamış diyebilirsiniz çünkü söz konusu bursa nutkunda ele alınan konuyla gençliğe hitabe birbiriyle örtüşüyor bu bir... ikinci olarak Ülkü Adatepenin anlatımlarını yalanlamış oluyorsunuz bursa nutkunun yalanlığını iddaa ederek... aynı zamanda Atatürk'ün manevi kızı AFET İNAN Bursa nutkunun birebir gerçekliğini beyan etmiştir... ve TGB olarak Bursa nutkundan aldığımız yetkiyi her yerde rahatlıkla beyan ederken Bursa Nutkunun olmadığına dair açılan dava da kaybedilmiştir... yazılarımı lüten anlayarak okuyunuz...
yine de Bursa Olayı üzerine yapılan söyleyi yani Bursa Nutku konusunda şüpheniz varsa Olayları isimlerle yazacağım... Çünkü açıkçası şu an verdiğim kanıtlar bile Brsa Olayı Üzerine yapılmış söyleşinin varlığını kanıtlamıyorsa... o halde tarihi orda burdan duyarak öğrenmeyelim... umarım aydınlatıcı olmuşumdur...
HA BU ARADA GAZETECİ RIZA RUŞEN YÜCER OLAYLARIN BİR KISMININ DOĞRULUĞUNU BİLMEDİĞİNİ DUYDUĞUNU SÖYLEDİ YA HANİ.... RIZA RUŞEN YÜCER KİTAP İÇİN GENELLEME YAPMIŞTIR, KİTAPTAKİ KONULARIN BİR KISMINI SADECE İŞİTTİKLERİ BİLGİLER DOĞRULTUSUNDA HAZIRLAMIŞTIR.... FAKAT: (BURAYA DİKKAT ET) RIZA RUŞEN ÖRNEĞİNİ VERİRKEN ATLADIĞIN BİR KONU VAR... RIZA RUŞEN BURSA NUTKUNUN VARLIĞINDAN VE GERÇEKLİĞİNDEN EMİNDİR... ÇÜNKÜ BURSA SÖYLEŞİSİNDE YANİ ÇEKİRGE KÖŞKÜNDE VERİLEN YEMEKTE BULUNAN 14 KİŞİDEN BİRİ DE BİZZAT RIZA RUŞEN YÜCERDİR...
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ekim 29, 2011, 04:34:11 ÖÖ Gönderen: TGBkonya »
|
Logged
|
|
|
|
TGBkonya
Yeni Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 7
|
 |
« Yanıtla #10 : Ekim 29, 2011, 04:37:00 ÖÖ » |
|
Ve ufak bir bilgi daha... dediğiniz gibi Rıza Ruşen Yücer sadece duyduklarını yazmakta ve kendisi yazdıklarının doğru olup olmadığıyla ilgilenmemekte... bunu biliyoruz... Ama bu o kitapta yer alan herşeyin yanlış veya herşeyin doğru olacağını göstermez... bunu da anlayamayıp düz mantığa bürünüşünüz beni düşündürdü doğrusu... Bursa Olayı üzerine yapılan söyleşide Rıza Ruşen Yücer bizzat kendisi bulunuyor zaten... Yani !. ağızdan dinleyen kişilerden birisi... umarım açıklayıcı olabilmişimdir...
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
sozedebiyattan
|
 |
« Yanıtla #11 : Ekim 29, 2011, 07:24:33 ÖS » |
|
söz konusu burada ben Atatürk'ün Gençliğe Hitabesinin de birebir türkçesini paylaştım... onu okuduğunuz zaman o halde onu da Atatürk yazmamış diyebilirsiniz çünkü söz konusu bursa nutkunda ele alınan konuyla gençliğe hitabe birbiriyle örtüşüyor bu bir... ikinci olarak Ülkü Adatepenin anlatımlarını yalanlamış oluyorsunuz bursa nutkunun yalanlığını iddaa ederek... aynı zamanda Atatürk'ün manevi kızı AFET İNAN Bursa nutkunun birebir gerçekliğini beyan etmiştir... ve TGB olarak Bursa nutkundan aldığımız yetkiyi her yerde rahatlıkla beyan ederken Bursa Nutkunun olmadığına dair açılan dava da kaybedilmiştir... yazılarımı lüten anlayarak okuyunuz...
yine de Bursa Olayı üzerine yapılan söyleyi yani Bursa Nutku konusunda şüpheniz varsa Olayları isimlerle yazacağım... Çünkü açıkçası şu an verdiğim kanıtlar bile Brsa Olayı Üzerine yapılmış söyleşinin varlığını kanıtlamıyorsa... o halde tarihi orda burdan duyarak öğrenmeyelim... umarım aydınlatıcı olmuşumdur...
HA BU ARADA GAZETECİ RIZA RUŞEN YÜCER OLAYLARIN BİR KISMININ DOĞRULUĞUNU BİLMEDİĞİNİ DUYDUĞUNU SÖYLEDİ YA HANİ.... RIZA RUŞEN YÜCER KİTAP İÇİN GENELLEME YAPMIŞTIR, KİTAPTAKİ KONULARIN BİR KISMINI SADECE İŞİTTİKLERİ BİLGİLER DOĞRULTUSUNDA HAZIRLAMIŞTIR.... FAKAT: (BURAYA DİKKAT ET) RIZA RUŞEN ÖRNEĞİNİ VERİRKEN ATLADIĞIN BİR KONU VAR... RIZA RUŞEN BURSA NUTKUNUN VARLIĞINDAN VE GERÇEKLİĞİNDEN EMİNDİR... ÇÜNKÜ BURSA SÖYLEŞİSİNDE YANİ ÇEKİRGE KÖŞKÜNDE VERİLEN YEMEKTE BULUNAN 14 KİŞİDEN BİRİ DE BİZZAT RIZA RUŞEN YÜCERDİR...
Sayın TGBkonya, Tarihi gerçeklerle resmi tarihin pek çok yerde örtüşmediğini biliyoruz. Daha düne kadar Vahdettin'e "vatan haini" denildiğini biliyoruz. Devletin en üst organlarınca bu bilginin yanlış olduğu ifade edildi. O dönemde görev yapan Başbakan Bülent Ecevit, Vahdettin vatan haini değil, dedi. Yukarıdaki paylaştığım iddialar Sayın Mustafa Armağan'a ait. Takdir edersiniz ki bir konuda farklı görüşler -doğru ya da yanlış- olabilir. Bursa Nutku ile ilgili bir başlık açıldığı için daha önce Bursa Nutku ile ilgili okuduğum Mustafa Armağan'ın yazısını paylaşma gereği duydum. Ben ikna oldum. Siz Sayın Armağan'ın yazısında paylaştığı gerçeklere katılırsınız ya da katılmazsınız, takdir sizin. Katılmadığınız noktalarda paylaştığım yazının altında Sayın Armağan'ın twitter adresi var, konuyla ilgili görüşlerinizi Armağan'la paylaşabilirsiniz. Söz konusu iddiaların sahibi Mustafa Armağan'dır. 
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Ekim 29, 2011, 09:33:59 ÖS Gönderen: sozedebiyattan »
|
Logged
|
|
|
|
|
sozedebiyattan
|
 |
« Yanıtla #12 : Ekim 29, 2011, 07:32:58 ÖS » |
|
söz konusu burada ben Atatürk'ün Gençliğe Hitabesinin de birebir türkçesini paylaştım... onu okuduğunuz zaman o halde onu da Atatürk yazmamış diyebilirsiniz
Mustafa Armağan Gençliğe Hitabe'yi İnönü mü yazmıştı? Her adım başı bir sürprizin beni beklediğini bilerek yürüyorum tarihin engebeli yollarında. Ve tarih okurken şaşırmayanlara hayret ediyorum. Bu derece sürprizi bol bir alan zor bulunur zira. Gazeteci Oral Çalışlar 12 Eylül'den sonra girdiği hapishanede yaşadıklarını yazdığı "Liderler Hapishanesi" adlı kitabında (1986) kendisi de içeride olan Bülent Ecevit'le yaptığı bir konuşmayı aktarırken ilginç bir bilgi kırıntısını gözler önüne serer. Buna göre Ecevit, Çalışlar'a, "Nutuk"un sonunda yer alan ve halen resmi kurumlarımızın duvarlarını süsleyen Gençliğe Hitabe'yi İsmet İnönü'nün kaleme aldığını, bizzat İnönü'nün ağzından aktarmıştır. Atatürk, "Nutuk" metnini tamamladıktan sonra yakın arkadaşı İnönü'ye okuyup fikirlerini söylemesi için verir. İnönü de okur ve der ki: "Paşam, çok güzel, ancak sonunu gençliğe hitap ederek bitirmek sanırım faydalı olur". Bunun üzerine Atatürk "O zaman sen yaz" der ve ardından İnönü, Gençliğe Hitabe'yi kaleme alır. Bunu eski Milli Eğitim bakanlarından Necdet Uğur da biliyormuş. İşin ilginç tarafı, Oral Çalışlar'ın kitabı hem Ecevit'in hem de Uğur'un sağlığında yayınlanmış ve herhangi bir yalanlama gelmemiştir. Tabii ki bu bilgi tek başına Gençliğe Hitabe'yi İnönü'nün yazdığını ispatlamaz ama en azından bir tartışma başlangıcıdır, hukuk deyimiyle, delil başlangıcı. Buradan yola çıkarak tarihçilerin alacakları uzun bir yol vardır. Keza çocukluğumda hâlâ okul duvarlarında asılı duran Türklerin dünyaya yayılmalarını anlatan haritayı da bir okul ziyaretinde sınıftan çıkışta Atatürk'ün kendi eliyle çizdiğini ve sonra da kimse değiştirmeye cesaret edemediği için aynen kaldığını bir hatırattan öğrenmekteyiz. Gerçi sonradan göçler yoluyla Türk ırkının dünyaya medeniyet götürdüğü görüşünden de vazgeçildi ama bu motif okullar kanalından toplumsal hafızaya bir kez kazınmış oldu. 1935'te İngiliz ve Fransızların baskısı altında içine girilen ırkçı eğilimden hızla uzaklaşılmış olduğunu belirtelim. Ancak 1930, Türkiye'de yaşayan diğer ırkların dışlandığı ve Türklerin ırkî özelliklerinin abartıldığı dönemin başlangıç yılı olarak hatırlanacaktır. Nitekim aynı yıl, Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, ünlü Ödemiş nutkunda şu korkunç ifadeyi kullanacaktı: "Benim fikrim, kanaatım şudur ki, dost da, düşman da, dağ da bilsin ki bu memleketin efendisi Türk'tür. Öz Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmaktır, köle olmaktır." (Milliyet, 19 Eylül 1930) Bunlar inkâr kabul etmez, kategorik ifadelerdir ve yalnız Bozkurt değil, aynı zamanda Başbakan İsmet İnönü de 1926 yılı Kasım ayında benzer bir ifadenin altına imza atmıştır. Türk Ocakları Kurultayı'nda konuşan İnönü'nün keskin sirke mahiyetindeki sözleri şöyledir: "Vazifemiz, Türk vatanı içinde Türk olmayanları behemahal Türk yapmaktır. Türklere ve Türklüğe muhalefet edecek anâsırı [etnik unsurları] kesip atacağız. Ülkeye hizmet edeceklerde her şeyin üzerinde aradığımız, Türk olmalarıdır." Bugün acısını hep beraber çektiğimiz olayların kökeninde biraz da bu sakat ve katı anlayışın yattığını bilmemiz lazım. *** http://twitter.com/mustafarmagan 23 Ekim 2011, Pazar
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|
sozedebiyattan
|
 |
« Yanıtla #13 : Ekim 29, 2011, 07:35:45 ÖS » |
|
Nitekim aynı yıl, Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, ünlü Ödemiş nutkunda şu korkunç ifadeyi kullanacaktı:
"Benim fikrim, kanaatım şudur ki, dost da, düşman da, dağ da bilsin ki bu memleketin efendisi Türk'tür. Öz Türk olmayanların Türk vatanında bir hakkı vardır, o da hizmetçi olmaktır, köle olmaktır." (Milliyet, 19 Eylül 1930)
Vay be, Türkiye nereden nereye gelmiş!
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
TGBkonya
Yeni Üye
Offline
Mesaj Sayısı: 7
|
 |
« Yanıtla #14 : Kasım 03, 2011, 08:37:19 ÖÖ » |
|
ben de sizin ikna olduğunuz adamın tezlerini çürütecek kanıtlar sundum... söz konusu mustafa armağanın bahsettiği gazeteci evet o kitabı sadece duyduklarınan aktarmış fakat dikkatinizi çekerim o kitabın tamamı yanlıştır denilemez çünkü bahsedilen gazeteci bizzat o söyleşiyi Atatürk'ün ağzından duymuş ve o yemeğe katılmıştır bu bir.... ikincisi eğer Atatürk hakkına bilgi sahibi iseniz Atatürk bütün yemeklere Afet İnan ile birlikte katılır.... Afet İnan bu yemeğin doğruluğunu ve söyleşi iye bahsedilen Nutuğun birebir gerçekliğini vurgular... Siz o dönemdeki en büyük şahitleri hiçe sayarak bir adamın içi boş bir tezine ikna olabiliyorsanız takdirinize bırakırım... Rıza Ruşen adlı gazeteci yazığı metinleri evet duyuklarınan aksetmiştir ama gerçek olmama gibi gerçek olma payı olan metinler de yer alır bu da mantıksal çözümlülüktür... lütfen algıda seçiçilik konusunda bir felsefeci ve psikolojik danışmandan yardım alınız... zira Rıza ruşen Bursa nutkunu ya da yazılarını yalanlamıyor... sadece duyduklarını aktardığını ve doğruluğunu bilmediğini yazıyor... fakat tekrar ediyorum... bursa nutkunun doğruluğu konusunda Rıza Ruşen bizzat yemeğe katılıp Atatürk'ün ağzından yazmıştır bunu da dikkate alın... Gençliğe hitabe kısmına gelince... çeşitli kitaplardan kaynak almak yerine lütfen Atatürk'ün bizzat el yazması notlarına başvurunuz... zira kendi içinizde de Atatürkçülüğü başka kitaplardan yanlış bir şekilde öğrenmek yerine birinci şahıslardan Atatürk'ün yanında daima bulunan kişilerden öğreniniz... ör: Afet İnan
|
|
|
|
« Son Düzenleme: Kasım 03, 2011, 08:42:34 ÖÖ Gönderen: TGBkonya »
|
Logged
|
|
|
|
|