|
Maverâ_Erbil
|
 |
« : Ağustos 23, 2010, 10:46:35 ÖÖ » |
|
Milli şairimiz Kemalettin Kamu,Kurtuluş Savaşı yıllarında kaleme aldığı “İzmir’e Tahassür” isimli şiirinde şunları söyler:
“Anne,deniz nerde, yalımız nerde? Hani, “gidicez yakında” derde, Beni uyuturdun dizinde anne. Geçende ablam da öyle diyordu. Bu bahar İzmir’e girmezse ordu, Kanmam sözünüze sizin de anne.
Yeşil bir bahara büründü dağlar Bülbüllü bahçeler, üzümlü bağlar Kimlerin işine yarıyor anne? O bağlar nerde, bahçeler nerde? Her akşam güneşin battığı yerde Gözlerim İzmir’i arıyor anne.
Şimdi bir kuş olsam, kanadım olsa İzmir’e giden yol, eğer bu yolsa, Bir başıma bile giderim anne. Bir çetin bilmece sorsam Paşa’ dan Söylemem memleket bağışlamadan Mutlaka İzmir’i isterim anne.”
Milli Mücadele’ den yana bir şair olan Kemalettin Kamu, bu şiirinde düşman eline geçmiş bir “vazgeçilmez kent”e olan ulusal sevgiyi küçük bir çocuğun özleminde dile getirmektedir. Bu yalnızca küçük evladın çığlığı değil, tüm bir milletin göklere yükselen haykırışıdır. Buna benzer o günlerde söylenmiş nice şiirde açıkça belirtildiği gibi İzmir’in işgal edilmesi milli vicdanda büyük bir yara açmıştı. Halk, İzmir’in geriye alınmasını, düşmanın kapı dışarı edilmesini dindirilmez bir istekle haykırmaktaydı. İzmir’in işgali, halkın yok oluşunu gündeme getirmişti. İzmir’in kurtuluşu ise yeniden doğuşunu müjdeleyecekti. Bu bakımdan İzmir, savaşın ana amacı, gerçek ideali ve başlıca hedefidir. Eğer Yunan bu kenti sonsuza dek elinde tutabilirse Türklük için başı önde bir süreç yükselecek, eğer İzmir yeniden Türk bayrağına kavuşursa istilacı Yunan’ın başı önüne eğilecekti. Kurtuluş’ un Amacı İzmir, halkın bağımsızlık savaşının düğüm noktasıydı. İşte bu düğüm noktasını keskin kılıcıyla kesip atan kumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa olmuştur. İzmir’in işgal edildiği gün İstanbul’da yetkililere veda konuşmalarını yapan ve Bandırma vapuruna binerek Samsun’a hareket eden Mustafa Kemal, Karadeniz’de yol alırken İzmir’in işgalini yüreğinin en derin köşelerinde acıyla hissetmiş ve İzmir’in Türk bayrağına kavuşacağı günleri özlemle hayal etmişti. İzmir, adım adım ilerleyen, pençe pençe savaşılan, yavaş yavaş genişleyen bir kurtuluş hareketinin ana amacıydı. Direnişin yöneldiği simgeydi. Işığa koşan kelebekler gibi, kalpaklı Kuvayı Milliyeciler dolu dizgin İzmir’e doğru koşuyorlardı. 9 Eylül 1922 günü İzmir düşmandan kurtarıldığında, bu yüzden İzmir kenti ile büyük kurtarıcı Gazi Mustafa Kemal’in isimleri bir daha ayrılmaz biçimde birbirleriyle kaynaşmıştı. Gazi, koca vatanı kurtarmıştı. Ancak İzmir bu vatan üzerindeki en acılı kentti, bu yüzden Ata’ sına olan manevi borcu çok çok daha fazlaydı. İlk Günler İzmir’in düşmandan kurtarıldığı ilk günlerdeyiz... Gazi Mustafa Kemal, bir akşamüstü Naim Palas’a gelir (Naim Palas, Kordonboyu’nda şimdiki Atatürk müzesidir.). Güneş batmak üzeredir. İzmir, yine o muhteşem grubuyla kızıl ovalarda at koşturmakta, mora dönüşen ufuklarda serin bir imbat okşayışı yaklaşmak üzeredir. Gazi, çayından birkaç yudum aldıktan sonra arkasında duran Rum garsonu yanına çağırır.Garson heyecanla sorar: - Buyrun Sarı Paşam! - Evladım sana bir şey soracağım. Hani sizin Kosti var ya? (Gazi burada Yunan kralı Konstantin’i kastetmektedir) - Eee Paşam! - Şu sizin Kosti, İzmir’e geldiğinde denize ve gruba karşı keyif yaptı?.. - Haşa Paşam!.. Hiç gelmedi bile! Gazi burada basar kahkahayı: - Öyleyse ne halt etmeye gelmiş!
Hazırlayan: Sıla Pektaş
|