|
Attilakaraca
|
 |
« : Ocak 08, 2009, 07:44:01 ÖS » |
|
Atatürk'ün ağladığı bir kaç olay vardır; eski meclis binasının önündeki bir iğde ağacının kesilmesi, çok sevdiği atının ölmesi gibi. Görgü tanıklarının bizzat anlattıkları bir olay daha vardır ki 18 Mart Deniz zaferinde yaşanmıştır.
Düşman o zamanın en güçlü donanmasını oluşturmuş, son model silahlarla donattığı gemileriyle Çanakkale Boğazı'nı geçebilmek için hücuma kalkmıştı. Düşman Türk siperlerinin olabileceği her yeri top ateşine tutmaya başladı. Anadolu yakasında ve Gelibolu yarımadasında top mermisinin düşmediği tek bir metrekare kalmayacak şekilde çok ağır bir bombardıman yapıldı. Bu ağır saldırı karşısında pek çok Türk siperi isabet aldı. Canım mehmetçik parçalandı, toprağa gömüldü, diri diri yandı.
Topçu bataryalarında da isabet alanlar oldu. Dünyanın o güne kadar görmüş olduğu en büyük donanma Çanakkale Boğazı'nı tam bir cehenneme çevirmişti. Düşman, yaşayan, nefes alan tek bir Türk kalmasın istiyordu. Sömürgeci emellerini yerine getirmek için kullanacakları en etkili silahları olan dev gemilerini boğaza sokarak ilerlemeye başladılar. Hem ilerliyor hemde topçu ateşiyle Türk siperlerini, topçu bataryalarını çok ağır biçimde zorluyorlardı. Geriden ilerlemeyen pek çok düşman gemisi ilerlemekte olan gemilere destek için atışlarına devam ediyordu.
Bu sırada boğazın girişinin uzağında bulunan Türk siperleri bu ağır bombardımanı çaresizlik içinde izliyordu. Herkes umudunu kesmişti; bütün siperlerimiz yerle bir olmuştu, pek çok top kullanılamaz hale gelmiş, bir cephaneliğimiz isabet alarak korkunç bir gürültüyle infilak etmişti. Düşman donanması boğaza girmiş İstanbul'a doğru ilerliyordu. İstanbul'a ulaşacak Türklerin başkentini teslim alarak sevr'i uygulayarak Türkleri tarih sahnesinden sileceklerdi.
Uzaktaki siperlerden bu vahim tabloyu izleyen pek çok Türk askeri tam bir sinir harbi yaşıyor, Türk subayları bir şeyler yapamamanın verdiği acıyla kıvranıyor, yerlerinde duramıyorlardı. Bu acı tabloyu izleyen Türk subaylarından biride kurmay yarbay Mustafa Kemal'di.
Mustafa Kemal bir Anadolu kurdu gibi soylu duruşu ve demir bakışıyla acı tabloyu izliyor, sinirinden yerinde duramıyor sigara üzerine sigara yakıyordu. Mehmetçik son umuduyla yüce yaradana sığınıp yalvarıyordu.
Düşman gemileri boğaza girmiş sağa sola pervasızca ateş ederek ilerlemeye devam ediyordu. İşte o anda boğazdaki herkesi şaşırtan bir şey oldu. Üzerlerine yüzlerce top mermisi düşmüş Türk topçu bataryaları hep birlikte ateş etmeye başladılar. Türk askerleri inanamayan gözlerle önce birbirlerine sonra boğaza bakıyordu. Türk topçusu eski teknolojilerine, kısıtlı menzillerine rağmen kendilerinden beklenemeyen bir ustalıkla ateş ederek dev donanmaya meydan okuyordu. Türk siperlerinden sevinç çığlıkları yükseliyordu. Kurmay yarbay Mustafa Kemal'in gözlerinden sevinç yaşları akıyordu. Bir inci gibi göz pınarlarından doğuyor, büyük komutanın yanaklarına akıyordu...
Düşan donanmasının düzeni bozulmaya başladı, çok geçmeden Seyit Ali Çavuş sahneye çıktı, Nusrat'ın mayınları alçak düşmandan hesap sormaya başladı...
O anda Tıpkı Atatürk gibi pek çok Türk askerinin, subayının; hatta paşaların ağladıkları kayıtlaa geçmiştir.
Atatürk Türk Milletine Yüce Tanrı'nın bir lütfudur. Onların hayatlarını okuyup anlamalı, hayatımıza geçirmeliyiz. Onlar gib olamasak da onlara layık torunlar olalım, bu yetecektir.
Saygılar...
|