|
En Güzel
Paylaşımlar İçin Mail Grubumuza Üye Olun
ETİMOLOJİ NOTLARI

Kaplıca sözcüğü kaplı ve ılıca
sözcüklerinin birleşiminden oluşmuştur.
*ılıman sözcüğü sanıldığı gibi ılı- f ilinden değil ;liman
isminden gelmektedir. Ancak sözcüğün ılıman hale gelişinde
ılı- fiilinin bir baskısı olduğu da göz önünde
bulundurulmalıdır.
*çirkef sözcüğü Farsça çirk (pis) ab(su) sözcüklerinin
birleşiminden gelmektedir.
*Hoşaf sözcüğü hoş ab sözcüğünden gelmektedir.
*Seksen ve doksan sözcükleri sekiz on ve dokuz on
sözcüklerinin birleşiminden gelmektedir.
*altmış ve yetmiş sözcükleri de altı ve yedi sözcüklerinin
üzerine miş yani on anlamına gelen kelimenin eklenmesi
suretiyle oluşmuş birleşik bir sözcüktür.
*oğlak sözcüğünün kökü oğuldur.
*Avrupalılar yoğurt ve ayranı Türklerden öğrenmişlerdir.Bu
kavramlara karşılık kullandıkları sözcükler de
Türkçedir.
*Bilezik sözcüğü bilek ve yüzük sözcüklerinin birleşiminden
gelmektedir.
*böyle şöyle sözcükleri ve şu sözcüklerinin üzerine ile
edatının eklenmesi suretiyle oluşmuş birleşik bir kelimedir.
*çeyrek sözcüğü aslen Farsça bir sözcüktür.Aslen Farsça
çahar(dört)yek (bir) sözcüklerinin birleşiminden
oluşmuştur.Sözcüğün anlamı da zaten dörtte bir demektir.
*cıncık sözcüğü, aslen inci sözcüğünün başına 'c' sesi
getirilmesi ve inci boncuk deyimindeki boncuk sözcüğünün
sonundaki 'k' ünsüzünün de inci sözcüğüne eklenmesi
suretiyle oluşmuştur
*Domates sözcüğü aslen Meksika dillerinden olan Aztekçeye
ait bir sözcüktür.orijinali de tomatı biçimindedir.
*Zerdali sözcüğü aslen Farsça bir sözcüktür, orijinali zerd-i
alu (sarı erik) dir.
*Şeftali de aslen Farsça bir sözcüktür.Orijinali şeft-i alu
biçimindedir.Anlamı ise etli erik demektir.
*Panjur sözcüğü abajur kelimesinin bozulmuş biçimidir.
*Salatalık kelimesi İtalyanca insalata kelimesinden
gelmektedir. Anlamı ise tuzlu demektir. Salatalığın da sının
sudan oluşması ilginçtir.
*Milli kelimesi aslen Arapça bir kelimedir ve anlamı şeriata
ilişkin, şerri anlamındadır.Türkçede ise milli kelimesi
ulusal anlamındadır.
*Aslen Türkçe bir kelime olan savcı ilk olarak söz getirip
götüren anlamında kullanılmış, İslamiyet'e geçince peygamber
anlamında kullanılmıştır.Günümüzde ise bir hukuk terimi
olarak kullanılmaktadır.
*Türkçedeki yıldız kelimesinin sinema sanatçısı olarak
kullanılması Fransızcanın etkisiyle olmuştur.
*Fransızcada tulipe İngilizcede tulip İtalyancada tulipa
Portekizcede tulipa Almancada Tulpe sözcükleri lale anlamına
gelmektedir.Bu sözcüğün de şöyle bir hikayesi
vardır:Hollandalı A.G. Busneck , 16. yy ortalarında Edirnede
gördüğü laleye (anlamından dolayı olsa gerek) tülbent
(eşarp) demiştir ve tüm Avrupada adı bu şekilde
yayılmıştır.Kullanmakta olduğumuz bu sözcük de aslen Farsça
bir kelimedir.Orijinali dil-bent dir. Asıl anlamı ise gönül
bağlayandır.
*Amerikan Para birimi dolar, Alman özel adıdır.da Almanyada
Joachimstal maden ocağından çıkarılan gümüşten döktürülen
bir sikke joachimstaler adıyla anılmıştır.Dolar da adını
buradan almıştır.
*İzmir Güzelyalının ilk adı Kokaryalıdır.
*Giresun şehrinin asıl orijinal biçimi Kerasos (kirazlık)
tır.Daha sonra Kerasos~ Kerasonde~Kerasunt~ Giresun
biçiminde bir gelişim izlemiştir.
*Doğu Karadenizdeki Tirebolunun orijinal biçimi Tripolistir.
Üç şehir anlamına gelmektedir.
*İstanbulun orijinal biçimi Eis ten polin Yunanca şehre
doğru anlamındadır.Her ne kadar Evliya Çelebi İslam bola
dayandırsa da bu doğru değildir.
*Bolunun orijinal biçimi polis dir.Polis Yunancada şehir
demekti.
*Denizlinin çevresinde hiç deniz yokken bu şehre neden bu
isim verilmiştir hiç merak ettiniz mi? Aslen 14. 15.
yüzyıllarda bu şehre Tonuzlu(domuzlu) deniyordu.Daha
sonraları halkın bu ismi pek estetik bulmamasından olacak
şehrin ismi Denizli biçimine çevrilmiştir
Türkçeye benzeyen ama gerçekte başka dilden gelmiş olan
sözcükler:
Bu bölümde işlenen sözcükler, başka dillerden dilimize
girmiş ama Türkçe kök ya da sözcüklerden türemişe benzer bir
hale sokularak (o türkçe sözcüğün anlamını taşımasa bile)
kullanılagelmiş sözcüklerdir. Bunların çoğu, geniş bir kesim
tarafından Türkçe sanılmakta; hatta bir bölümü de Türkçede
çağrıştırdığı anlamda - hatalı biçimde - kullanılmaktadır.
Benim bu sözcükleri araştırmamdaki ana dürtüler de zaten
sözcüklerle uyumsuz olan Türkçe anlamlardı. Bunlar arasında,
son dönemlerde birçok komşudan duyduğum "kardolabı" lafı (gardrop
demek istemişler), bu işin bazen ne kadar abartıldığına çok
ilginç bir örnek!.. Daha sık kullanılan diğer sözcükleri
aşağıda veriyorum. Bunların yanına, geldiği dilden dolayı
şaşırtıcı olan yabancı kökenli bazı diğer sözcükler
ekliyorum:
1- metelik: Sondaki -lik eki, türkçe sözcük çağrışımı
yapıyor; "yemeklik yağ"daki gibi... Aslı ise batı
dillerinden geliyor: İngilizce'de, metallic; yani metal
para... Biz kullanırken baştaki bölümü de bir türk ismiyle (mete)
değiştirip kullanagelmişiz.
2- isterik: Biliyorum ki birçok kişi bu hatalı biçimiyle
kullanmıyordur bu sözcüğü. "Histeri" nöbetlerine tutulan
kişinin aldığı sıfattır ve ingilizcede "histerical" denir.
Başarısızlığa ve bir şeyi elde edememeye dayanamama ve aşırı
sinirlenme gibi (ruhbilimci değilim) etkileri olan bir ruh
hastalığı olan kişi "histerik" olarak anılır. Oysa
Türkçe'de
"isteme" ile bağ kurulması ve "bir şeyi çok isteyen"
anlamında kullanılması da çok yaygındır. Hatta bazen,
"isterik kadın" lafı oldukça aşağılayıcı bir mantıkla
kullanılır.
3- bendeniz: Bu sözcüğün ne "ben" adılıyla, ne de "deniz"le
bir ilgisi vardır; ancak sondaki "-niz" eki Türkçe'dir.
"Bende", Farsça'da, "kul, tutsak" demektir. Yani kişi
kendini sunarken - eski dönemlerin aşırı nezaketiyle -, "Ben
kulunuz X kişi," diye sunar ya; bu da öyle konuşmalarla
geçmişten günümüze gelmiş. Bu açıklama gösteriyor ki, "Ben
bendeniz X kişi," demek doğru olur ve yalnız kendimizi değil
başkalarını da, "Bu da naçizane bendeniz Y," diye
sunabiliriz (tabii Y'nin affına sığınarak). Neyse, bu
sözcüğe bu kadar açıklama fazla bile...
4- kaldırım: Bunun "kaldırmak" ile bir ilgisi var gibi
görünse de (otoyolun yükseğinde olması açısından), asıl
kökeni Rumca'dır. Rumca'da "kali", "iyi" anlamındadır (kalimera:
günaydın, iyi günler). "Dromos" (sondaki "s" genelde
okunmaz) ise "yol" anlamını taşır. Yani kali-dromos:
iyi-yol; yani yürümeye elverişli, taşsız, tozsuz, çamursuz
yol...
5- sütyen: Genelde ilişki kurulmasa da, bu sözcük "süt-meme"
ilişkisini çağrıştıracak bir yapıda kullanılmaktadır. İtiraf
etmeliyim ki ben küçükken bu iç çamaşırının - isminden
dolayı - sütün dış giysiye sızmasını engellemeye yaradığını
sanıyordum. Asıl kökeni Fransızca'daki "sous tien"dir
("aşağıdan tutan" anlamında). Okunuşu: sutien.
6- lahmacun: Bu sözcüğün "macun"la ilgisi dolaylıdır.
Arapça'da "acin" yoğrulmuş (macun o kökten gelir), "lahm"
ise "et" demektir. Lahm-i acin: yoğrulmuş et...
7- boğa yılanı: Bu yılan, avını boğarak öldürmesi ve belki
de boğa gibi iri ve güçlü olmasından dolayı, ismi Türkçe
sanılmaya oldukça yatkın olan ilginç bir örnektir. Oysa
aslı, şimdi kesinlikle hatırlayamayacağım bir Afrika
dilinden geliyor: boa... Sondaki "yılanı" sözcüğü
gereksiz... Kobra, piton der gibi, boa!..
8- vapur: İngilizce "vapour" (buhar) sözcüğünden geliyor.
Önceleri buharlı gemilere verilen ingilizce isimden...
Aslında, dilimizde batı dillerinden uyarladığımız
sözcüklerin genelde fransızca okunuşunu kullandığımızdan
bunu da "vapor"dan uyarlamışız.
9- anahtar: Bu sözcüğün kökü, yunanca "anihto" (açmak)
eylemidir. "Anihtiri" ise "açmaya yarayan" anlamındadır;
yani "anahtar"... Yunanca kökenli sözcükler aslında dilimize
Anadolu'da konuşulan ("konuşulmuş olan," demek daha doğru
olur sanırım) Rumca'dan geçmiştir. Gerçekte iki dil biririne
çok benzese de, Rumca'daki birçok sözcük Yunanlar'ca
bilinmez. Bu yüzden bu sayfalardaki birçok grekçe sözcüğe
"Yunanca kökenli" demek yerine "Rumca kökenli" demeyi
yeğleyeceğim. Bu durumda ise "Anadolu Rumları'nın dili"
anlaşılmalıdır.
10 - kilit: Yine Rumca'daki "kleo" (kapatmak) eyleminden
türeyen "kleidi" ("klidi" diye okunur; "kapamaya,
kilitlemeye yarayan" anlamında...) sözcüğünden gelmektedir.
11. safsata: Yunanca'daki "sophistes" bilgili, bilgisi olan
anlamına geliyor. Türkçe ve Arapça'da ise "gereksiz söz"
anlamında kullanılıyor.
12. entel: Tabii ki bu sözcük batı dillerindeki "intellectual"
sözcüğünden bozularak "toplumdan tümüyle kopuk, bilgisini
yalnızca biliyor görünmek için edinen kişi" anlamında
kullanılıyor. Gerçek anlamı ise, "birçok konuda bilgili
olan"dır (sıfat).
13. kapuska: Slavca'da "lahana" demektir. Bizde ise "kıymalı
lahana" yemeğine denmektedir.
14. karyola: Bizde genelde yatağın üzerine serildiği,
genelde metalden yapılan ayaklı mobilya anlamına geliyor.
Oysa gerçek anlamı "el arabası"dır (carriola: İtalyanca).
İtalyan gemicilerden bizim kullanımımıza geçti; gemicilerin
kullandığı taşınabilir tekerlekli yataklara denir;kökü "taşımak"tır
(carri).
15. ameliyat: Arapça'daki "amel" (iş, eylem) sözcüğünden
geliyor. Gerçek anlamı, "işlemler, eylemler"dir. Bizde ise,
"yetkili uzmanın hastaya uyguladığı işlem" (genelde cerrahi)
olarak anlaşılır.
16. serbest: Gerçek anlamı "başı bağlı"dır (ser:baş, best:bağlı).
Ancak sanırım bizde yanlış olarak kullanılıyor; gerçeği "serbes"
(başıboş) olsa gerektir. Yine de bizdeki anlamı tam
karşılamıyor. Biraz karışık bir durum yani...
17. puşt: Farsça'da "arka, kıç" anlamına geliyor. Pek masum
bir laf...
18. gebermek: Türkçe'de eski anlamı "şişmek" idi. Şimdi ise
ölmenin kaba bir tabiri oldu. Ölüp beklemiş hayvanların
şişmesinden geliyor olsa gerek. (Gebe ve göbek sözcükleri de
aynı kökten geliyor)
19. pezevenk: Farsça'daki "pejavend" (kapı tokmağı, sürgü)
sözcüğünden "pezevenk (kapı arkasında bekleyen; anlam
genişlemesiyle, kadın alışverişi yapan)...
20. sıpa: Abazaca'da "spau" "çocuk, yavru" demektir. Bizde
ise eşek yavrusu... Arapça'da da benzer biçimde "sabi,
sibyan" "çocuk" anlamındadır.
21. kaltak: Türkçe'de "alta konup üzerine oturulan" anlamına
geliyor. Eyer için de bu sözcük kullanılır. "Önüne gelenin
altına yatan kadın" anlamında aşağılama sözcüğü olarak
kullanılması ilginç...
22. sosyete: Bizim kullandığımız söyleniş Fransızca'dan
alıntı... Anlamı "topluluk"tur. Bizde önceleri "yüksek
sosyete" denen zengin tabakaya sonradan kısaca "sosyete"
denmeye başlanmıştır.
15. kokona: Yunanca "kokkona"dan geliyor ve gerçek anlamı "Hristiyan
kadın"dır. Bizde ise giyimi ve süslenmesi aşırıya kaçan
(yorumu yapanların düşüncesi böyle) yaşlı kadınlar nedense
bu biçimde anılıyor.
23. tuvalet: Yalnız bizim dilimizde değil, birkaç dilde daha
"hela"ya verilen isim... Aslı, Fransızca "toilette"tir ve
"temizlik" anlamına gelir. "Tuvalet kağıdı" ve "tuvalet
masası" temizlikle ilgili şeylerdir. "Tuvalet kağıdı"nı
referans alarak mekana "tuvalet" ismini vermek yalnız bizim
bulışumuz değil... Yunanlar da bunu başarmış. (Yeri
gelmişken... "Yunanlı" diye bir ulus yoktur dünyada.)
24. yosma: Gerçek anlamı "şen, güzel genç kadın"ken ne
duruma düştüğünü ibretle izliyorum. Kadının neşe ve
güzelliğinin gizli kalması gerektiği düşüncesinin bir
sonucu...
25. don: Elbette ki "giysi" anlamına geliyor ama "külot"un
argosu yapılmış. Zaten ne zaman ki bir sözcüğün
yabancı
dildeki karşılığı "moda" olur, Türkçesi giderek argolaşır.
26Köstebek: gözsüz tebek sözcüklerinin birleşiminden
oluşmaktadır.
Ilıman: liman sözcüğünün Türkçede bozulmuş şeklidir. ılı-
fiiliyle bir bağı yoktur.
|
|