Edebiyat Öğretmeni.net Forum Arşivi
Mayıs 23, 2012, 04:14:25 ÖÖ *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular: Değerli üyelerimiz aşağıdaki bağlantıya tıklayarak lütfen e-posta grubumuza üye olun, sitemizdeki en son gelişmelerden, haberdar olun.
http://www.edebiyatogretmeni.net/e-mail_grubu.htm
 
   Ana Sayfa   Yardım Ara Giriş Yap Kayıt  
Sayfa: [1]
  Yazdır  
Gönderen Konu: Yazmak Umutur  (Okunma Sayısı 1212 defa)
aysberg
Newbie
*
Mesaj Sayısı: 33


İnsanın özündeki sevgiyle buzdağlarını eritelim...


Üyelik Bilgileri WWW
« : Ocak 31, 2007, 04:10:07 ÖS »



Edebiyat'çı değilim ama Mehmet ERDOĞAN'ın bu yazısı çok hoşuma gitti....Tüm arkadaşların alacağı dersler olduğunu düşündüm.Ben dersimi aldım.Darısı başınıza.

"Bizlerin en iyi bilmesi gereken şey ses birlikteliği ve konu bütünlüğüdür. Yazar ve şairler bunu iyi bellemeliler. Zira konulardaki bir birini tamamlama özelliği bir koro ve bir senfoni özelliği kazandıracaktır bizlere. Ayrı telden çalmaların hepsi bu koronun parazitleridir.

Bu demek değildir ki herkes aynı şeyi söyleyecek, herkes aynı tarzda söyleyecek. Hayır. Konular ve veriliş biçimleri, hazırlık ve sunuşlarda ki usul aynı olacak. Yoksa üslup ve tarz elbette farklılık arzedecektir…

Mesela şairler. Onların yazdıkları konular ve ele alış biçimleri… Bunlar herkese göre değişir gibi olsa da aslında konular pek değişmez. Veriliş tarzları da değişmez. Bunu üslup ile karıştırmayalım. Mesela bir “sevgi” şiiri. Bizde sevgiyi verirken mecazi sevgide kalan bir şair elbette yarı yolda tükenmiş demektir. Peki, ne olacak. Mecazi sevgiyi aşıp gerçek sevgiyi ve sevgiliyi sunmalıdır şair. O zaman bizim üslubumuzu, yani ezeli ve ebedi üslup tarzının ışığında hareket etmeyi başarır o. Yoksa sunuş biçimi yanlış olur… Kaş yaparken göz çıkarmak gibi bir şey…

Mesela bir “umut” şiiri. Burada neye umut anlatılacak bilinmelidir. Ebedi aleme ve onun nimetlerine olan umut anlatılması gerekir. Ya da sonsuz sevgilinin rızasına umut. O kapının açılmasına olan iştiyak ve istek dile getirilmelidir. Ya da şiirde bu konu bir yerde can damarı olmalı nabız gibi atmalıdır…

Bir yazı da bu ve buna benzer bir yol takip etmelidir. Bir hikâye yazılacak konu nedir? Aşktır. Burada bahsedilmesi gereken ilahi aşk mayalı bir aşk olmalıdır. Zira diğer aşkı anlatmak insana sınırsız âlem adına ve asıl mahbup yolunda bir şey kazandırmayacaktır. Bu sebepten bir ağaç ama yemişleri yok. Ya da bir ağaç ne yakmaya gelir ne de ürün toplamaya. Böyle bir şey yanlış olur. Demek ki yazar bunu iyi bellemeli ve seçeceği konuyu nasıl ele alacağını ve neyi vereceğini mesajını iyice düşünmelidir…

Bir “azim” konusu sunulurken, bir iman, ihlâs konusu bir sevgi konusu işlenirken de yine yapılacak hazırlık bu rota üzerinde olmalıdır…

Yani bizler neyi, niçin ve nasıl veririz. Bunu iyi bilmek ve bellemek şarttır.

Buna bu günkü gençler itiraz edeceklerdir. Tarz ve üslup yazara göre değişir diye. Bunu biz de biliyoruz. Bizim söylediğimiz bizim, inanmış olanların tarz ve üslubudur. Yani neyi niçin, kime, nasıl arz edelim ki Hakk’ın rızası doğrultusunda bir adım atmış olalım konusu. Yoksa sen “a” de ben de “a”diyeyim diğeri de “a” desin değil. Ya da birimiz “a”yı uzunca okuyalım ama yürek odaklı belki de Allah’ın “A”sını çıkarırken ki mebde olsun bu. Diğerimiz biraz kısa söylemeli ama sesinin tonunu rengini başka bir tarzda ayarlamalı ve bu da aşkın “a”sını dile getirme adına olmalı.. Ama uhrevi aşk oyalı ve mayalı olan bir A…

Peki, bütün bunlardan sonra bitiyor mu iş. Bir şair temayı seçti bunu nasıl verecek topluma. Elbette türlerle. Bu konu manzume şeklinde anlatıldığı gibi fabl tarzında anlatıldığı gibi, destan şeklinde de anlatılabilir. Bilmece, ninni türlerinde de yani bütün şiir türlerinde bu konu işlenmelidir…

Bu düz yazı için de geçerlidir.

Bir konu hikâye tarzında ele alındığı gibi, roman, makale, deneme tarzlarında da ele alınabilir. Yani konular bitmez böylece. Daima bir kaynak gibi besler yazarları… Mesela bir Siyer-i Nebi şiir tarzında sunulurken şiirin bütün türlerinde, ya da şekillerinde ele alınmalıdır. Bir manzume, bir destan, bir mersiye, bir ağıt, bir nat, bir fabl şeklinde ele alınabilir. O zaman asla bitmemiş oluyor konu. Yani Siyer-i Nebi yazıldı artık. Bir daha bu konu ele alınmasa da olur, diye bir şey yoktur. Bununla birlikte Konuların alt ve üst versiyonları da var. Mesela bir ila yedi yaş arası çocuklara iletilecek fabl ile yedi- onbir yaş arası çocuklara iletilecek fabl arasında dağlar kadar fark vardır… Bunları da düşündüğümüz zaman bu yazarlık fabrikasının asla durmaması gerektiğini anlıyoruz. Daima üretim daima bir şeyler yapmak için malzeme var. Arz ve talep de daima yürürlükte olarak seyrini ilelebet devam ettiriyor demektir… Buna alım gücü yeter mi demeyin. İnsanlar eserleri ele alma üslubunu beceren kişilerin veya kuruluşların etrafında pervane kesiliyor. Ben çocuğum için gerçekten ilaç gibi gelecek, iyi hazırlanmış yaşını da hesaba katarak iyi bir üslupla kaleme alınmış bir eseri ne yapar yapar alır ve ona okuturum. Temcit pilavı tarzında sunulursa elbette talep az olacaktır.

Peki, bütün bu işlerin asıl kaynağı nedir, sizce. Yani bizler neyi nasıl vermeliyiz. Bunu için öyle çok uzun uzun düşünmeye gerek yoktur…

......
Öyleyse ey şair ey yazar… Kalemin niçin cebinde. Niçin sayfan dürülmüş rafta duruyor. Aç sayfayı, al kalemi eline. Bir tarafından tut bu işi. Bu boyunduruğun altına bir tarafından gir ve kaldır bu kutsi yükü… Zira bu yük bütün millet altına girse yine bitmeyecek kadar büyük bir ağırlık ve kutsi bir hamuledir…

.....
Senin durman, bir kenarda tembel tembel pineklemen cidden şaşılacak bir tutumdur. Neyin bitti kardeş. İmanın var, ihlâsın var. Yol ve yöntem belli, konu var, tür var. Verilecek kitle var. Her tabakan insan senden bir şeyler talep ediyor. Öyleyse durmak niye. Bu konuyu işledim artık, başka konuya geçelim demek bile bana göre züldür. Bir konunun yirmi türde verilmesi ve her verilen türün de yaş grupları göz önünde tutulursa on tarzda takdimi gereklidir.

.....
Öyleyse fazla söze ne hacet. Durma. Durmak şeytandandır, çalışmak Rahman’dandır. Eğer isteksizlik var ise bu bir Hakk’ın emridir. İbadet neşvesi ile yapılmalıdır her iş. Karşılığı rıza ve rıdvandır. Bunları düşün ve ataletten kurtul, yeisten kaç, şevksizlikten firar et ve kalemi elinde tut ve sayfayı karşında tut daima bu konuda bir şeyler yapmanın yolu ve yöntemini ara ve daima ilhamlarını kalbinden aklından sayfalara nakşet… Bu birlikte olacak bir iş, bir aşk, bir sevda korosu gibi beraberce söylenecek bir beste, bir senfonidir bunu bil. Kimse tek başına bunun altından kalkamaz. Belki fazla çalışan olur, çok iş yapan olur ama asla kimse tek başına bir koro oluşturamaz, bunu böyle bil ve yardıma koş. "

“Yardıma koşmayan kalem sıkılsın…”
Logged
rezdarxelili
Moderator
Newbie
*****
Mesaj Sayısı: 39



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Şubat 13, 2007, 02:45:23 ÖS »

Yahu Aysberg hocam durmadan".. gerçi ben edebiyatçı değilim.." deme. artık sen de bir edebiyatçısın.
Logged
Sayfa: [1]
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

MySQL ile Güçlendirildi PHP ile Güçlendirildi Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006, Simple Machines LLC XHTML 1.0 Geçerli! CSS Geçerli!