|
HİKAYE/ÖYKÜ
Yaşanmış ya da yaşanabilecek olay ya da durumların kişi ,yer ve
zaman unsurlarına bağlı olarak anlatıldığı edebi türe hikaye
denir.Yaşanmış ya da yaşanması mümkün olaylar
öykü türünün konusunu oluşturur.Her
öyküde belli bir olay,olayın geçtiği mekan (yer),olayın
gerçekleştiği zaman dilimi ve olayı gerçekleştiren kişiler (şahıs
kadrosu) bulunur.Bunlar,hikaye ya da öykü adı verilen edebi türün en
önemli unsurlarıdır.
İlk Çağ Anadolu’sunda
masal, ve tarihi olayları anlatan
eserlerle oluşmuştur. Orta Çağda özellikle Hindistan’da “Binbir Gece
Masalları” sağlam bir hikaye geleneğinin varlığını bildirmektedir.
Bu gelenek, Arapça’dan yapılan çevirilerle Avrupa’ya masal, efsane,
rivayetler şekliyle yayılmıştır.
Hikâyeye bugünkü anlamda ilk edebi kimlik kazandıran İtalyan yazar
Boccacio’dur. XVI. Yüzyılda yazdığı “Decameron” adlı eseriyle ilk
öykü örneğini vermiştir. Rönesans’ın etkisiyle de XIX. Yüzyıl
edebiyatının en yaygın türü olmuştur. 18. yüzyılda Voltaire (Volter)
öykü türünde ürünler vermiştir. İnsan dışındaki yaratıkları ve
olmayacak öyküye katmıştır.Ne var ki öykü, bir tür olarak
karakteristik özelliklerini ancak 19. yüzyılda Romantizm ve Realizm
akımlarının yaygınlaşmasıyla kazanmıştır. Alphonse Daudet (Alfons
Dode), Guy de Maupassant (Guy dö Mopasan) gibi Fransız yazarlar öykü
örnekleri vermişlerdir
Bizde, destanlar, halk hikâyeleri , ve masallarla eski bir temeli
olan bu tür, XIV. Ve XV. Yüzyılda “Dede
Korkut Hikâyeleri” ile çağdaş hikâye tekniğine
yaklaşmıştır. Millî kültürümüzün önemli parçalarından "Dede Korkut
Hikâyeleri", "destanlar"
ve "halk masalları" nı saymazsak, Avrupaî tarzda ilk hikâyeler,
Tanzimat Edebiyatı döneminde
görülür. İlk hikâye kitabı, Emin Nihat'ın "Müsameretnâme"sidir. Bu
kitapta toplanan hikâyelerin kuruluşu, işlenişi "Binbir Gece
Masalları" na benzer.
XIX. yüzyılda Tanzimat’la gelen yeniliklerle birlikte batılı anlamda
ilk örneğini
Ahmet Mithat Efendi “Letaif-i
Rivayet
( söylene gelen güzel şeyler ) adlı eserini yazarak vermiş; “Kısadan
Hise” ile bu türü geliştirmiş,
Sami Paşazade Sezai : “Küçük
Şeyler” adlı eseriyle modern hikâyeyi oluşturmuştur. Bağımsız bir
tür olma özelliğini ise
Milli Edebiyat döneminde
Ömer Seyfettin’le kazanmıştır.
HİKÂYENİN UNSURLARI
1) OLAY: Hikâyede üzerinde söz söylenen yaşantı ya da durumdur.
Ancak bazen bu asıl olayı tamamlayan yardımcı olaylara da
rastlanabilir.
2) KİŞİLER: Olayın oluşmasında etkili olan ya da olayı yaşayan
insanlardır. Hikâyede az kişi vardır. Bu kişiler “tip” olarak
karşımıza çıkar ve ayrıntılı bir şekilde tanıtılmaz. Hikâyede
kişiler sadece olayla ilgili “çalışkanlık, titizlik, korkaklık,
tembellik” gibi tek yönleriyle anlatılır. Kişiler veya tipler, belli
bir olay içinde gösterilir. Bu tiplerin de çoğu zaman sadece belli
özellikleri yansıtılır. Romanda olduğu gibi, kişilerin bütün yönleri
verilmez. Bu bakımdan hikâyede kişilerin psikolojik özelliklerine de
ayrıntılı olarak girilmez.
3) YER (ÇEVRE): Olayın yaşandığı çevre veya mekândır. Hikâyede
sınırlı bir çevre vardır. Olayın geçtiği çevre çok ayrıntılı
anlatılmaz, kısaca tasvir edilir. Olayın anlatımı sırasında verilen
ayrıntılar çevre ve yer hakkında okuyucuya ipuçları verir.
4) ZAMAN : Olayın yaşandığı dönem, an mevsim ya da gündür. Hikâye
kısa bir zaman diliminde geçer. Hikâyeler geçmiş zamana göre (-di)
anlatılır. Konu, yazarın kendi ağzından veya kahramanın ağzından
anlatılır. Özellikle durum öykülerinde zaman açık olarak
belirtilmez, sezdirilir. Hatta bu tür öykülerde zaman belli bir
düzen içinde de olmayabilir. Olayın ve durumun son bulmasından
başlayarak olay ya da durumun başına doğru bir anlatım ortaya
konabilir.
5) DİL VE ANLATIM : Hikâyenin dili açık, akıcı ve
günlük konuşma dilinden farklı
olarak, etkili sözcük, deyim atasözü ve tamlamalarla
zenginleştirilmiş güzel bir dil olmalıdır. Anlatım ise: iki şekilde
olur Hikâye kahramanlarından birinin ağzından yapılan anlatım
“hikâyede birinci kişili anlatım” ; yazarın ağzından anlatılanlar
“hikâyede üçüncü kişili anlatım”
HİKÂYEDE PLÂN:
Hikâyenin planı da diğer yazı türlerinde olduğu gibi üç bölümden
oluşur; ancak bu bölümlerin adları farklıdır. Bunlar:
1) SERİM: Hikayenin giriş bölümüdür.Bu bölümde olayın geçtiği çevre
, kişiler tanıtılarak ana olaya giriş yapılır.
2) DÜĞÜM : Hikayenin bütün yönleriyle anlatıldığı en geniş bölümdür.
3) ÇÖZÜM : Hikayenin sonuç bölümü olup merakın bir sonuca bağlanarak
giderildiği bölümdür
Ancak bütün hikayelerde bu plân uygulanmaz , bazı öykülerde
başlangıç ve sonuç bölümü yoktur .Bu bölümler okuyucu tarafından
tamamlanır.
Ö Y K Ü Ç E Ş İ T L E R İ
Hikâye, hayatın bütünü içinde fakat bir bölümü üzerine kurulmuş
derinliği olan bir büyüteçtir. Bu büyüteç altında kimi zaman olay
bir plan içinde , kişi, zaman, çevre bağlantısı içinde hikaye
boyunca irdelenir. Kimi zaman da büyütecin altında incelenen olay
değil, hayatın küçük bir kesiti, insan gerçeğinin kendisidir Bu da
öykünün çeşitlerini oluşturur. Buna göre
1) OLAY ( KLASİK VAK’A ) HİKÂYESİ : Bir olayı ele alarak, serim,
düğüm, çözüm plânıyla anlatıp bir sonuca bağlayan öykülerdir.
Kahramanlar ve çevrenin tasvirine yer verilir Bir fikir verilmeye
çalışılır; okuyucuda merak ve heyecan uyandırılır. Bu tür, Fransız
yazar Guy de Maupassant ( Guy dö Mopasan) tarafından
yaygınlaştırıldığı için “Mopasan Tarzı Hikâye” de denir
• Bu tarz öykülere “klasik vak’a öyküsü” de denir.
• Bu tür öykülerde olaylar zinciri, kişi, zaman, yer öğesine
bağlıdır.
• Olaylar serim, düğüm, çözüm sırasına uygun olarak anlatılır.
• Olay, zamana göre mantıklı bir sıralama ile verilir, düğüm
bölümünde oluşan merak, çözüm bölümünde giderilir.
Bu tarzın bizdeki en önemli temsilcileri: Ömer Seyfettin,
Refik Halit Karay,
Hüseyin Rahmi Gürpınar ve
Reşat Nuri Güntekin ,Yakup
Kadri Karaosmanoğlu ,Orhan
Kemal, Samim Kocagöz, Necati Cumalı, Talip Apaydın’dır.
2) DURUM ( KESİT ) HİKÂYESİ: Bir olayı değil günlük yaşamın her
hangi bir kesitini ele alıp anlatan öykülerdir Serim, düğüm, çözüm
planına uyulmaz Belli bir sonucu da yoktur. Merak ve heyecandan çok
duygu ve hayallere yer verilir; fikre önem verilmez, kişiler kendi
doğal ortamlarında hissettirilir. Olayların ve durumların akışı
okuyucunun hayal gücüne bırakılır. Bu tarzın dünya edebiyatında ilk
temsilcisi Rus yazar Anton Çehov olduğu için “Çehov Tarzı Hikâye” de
denir.
• Her hikâye olaya dayanmaz.
• Bu tür öykülerde merak öğesi ikinci plandadır.
• Yazar, bu öykülerde okuyucuyu sarsan, çarpan, heyecana getiren bir
anlatım sergilemez. Onun yerine günlük hayattan bir kesit sunar veya
bir insanlık durumunu anlatır.
Bu öykülerde kişisel ve sosyal düşünceler, duygu ve hayaller ön
plana çıkar.
Bizdeki en güçlü temsilcileri :
Sait Faik Abasıyanık,
Memduh Şevket Esendal ve
Tarık Buğra’dır
3) MODERN HİKÂYE : Diğer öykü çeşitlerinden farklı olarak,
insanların her gün gördükleri fakat düşünemedikleri bazı durumların
gerisindeki gerçekleri, hayaller ve bir takım olağanüstülüklerle
gösteren hikâyelerdir.
Hikâyede bir tür olarak 1920’lerde ilk defa batıda görülen bu
anlayışın en güçlü temsilcisi Fransız Kafka’dır Bizdeki ilk
temsilcisi
Haldun Taner’dir. Genellikle büyük
şehirlerdeki yozlaşmış tipleri, sosyal ve toplumsal bozuklukları ,
felsefi bir yaklaşımla, ince bir yergi ve yer yer alay katarak,
irdeler biçimde gözler önüne serer.
Öyküler,romanlara göre daha kısadır.Kahramanları bir ya da birkaç
kişiden meydana gelir.Öykü kahramanlarının kişilikleri derinliğine
incelenmez.Hayatlarının tamamı yerine kısa bir bölümü anlatılır.Tek
bir olay etrafında gelişir.
Öykülerin serim (giriş),düğüm (gelişme) ve çözüm (sonuç) olmak üzere
üç temel unsur üzerine kurulmuştur.
Öykü konusu bulmak için iyi bir gözlemci olmak ve çevrede görülenler
üzerinde kısaca düşünmek yeterli olacaktır.Önemli olan ilgi
uyandıracak konuları seçmektir.Bunun için seçilen öykü konusunun
ayrıntılarına,heyecan ve ilgi uyandırmasına dikkat etmek gerekir.Bu
da ayrıntıların yerinde ve yeterince verilmesine bağlıdır.Ayrıca
nakledilen olayın kimin ağzından ve dikkatiyle verilmesi de
önemlidir.Olay,bir mektup,bir anı defteri türünde ise birinci şahsın
ağzından,yerine göre ikinci ve üçüncü şahıs ağzından verilebilir.
Olay ilerledikçe olayda yer alan kişilerin tanıtılmasına
geçilir.Tasvirler ya konuşmaları vasıtasıyla ya da yeri geldikçe
yapılır.Yine öykü kişilerinin düşünceleri konuşturularak
açıklanır.Yani çözümleme yapılır.Söz gelişi iki arkadaş yıllar sonra
karşılaşsınlar.Davranışları,sevinç çığlıkları atmaları,heyecanlı
konuşmaları,eski anıları tazelemeleri yazıda ayrıntılı olarak
verilmelidir.Yahut bir manzaranın kişide bıraktığı
tesir;intiba,renk,görünüm,duygu yoğunluğu bakımından verilmelidir.Bu
durumlar,davranış ve konuşmalarla verilirse de kimi zaman yazarın
açıklamasını gerektirir.Ayrıca çözümleme,olayın akışını engelleyecek
tarzda yoğun ve fazla olmamalıdır.
Öykülerin başlangıçları birbirinden farklı olabilir.Ya yaşanılan
yerin tasviri ile,ya kişilerin tanıtılması ile ya onların
birbirleriyle olan ilişkilerinin verilmesi ile,ya da çatışmaya konu
olan olayın anlatılması ile başlanır.Kimi zaman da kişiler ve
onların ilişki içinde bulundukları kimselerin hayatlarından bölümler
sunulur.Böylece öykü ortasından başlanır,sonra başa dönülür.Kimi
zaman ise öykü diyalogla başlar.Konuşmalar vasıtasıyla mekan ve
kişiler hakkında kısa bir açıklama yapılır ki buna dramatik metot
adını veriyoruz.Ya da konu bir olayın dramatizasyonu yahut
anlatımıyla başlar,olay zincirleri birbirine eklenerek temel olay
çevresinde bir halka oluştururlar ve nihayet bir olay ile sona
erer.Başlangıçta verilen olay,bir denge üzerine kurulmuştur.Sonra bu
denge asli kişinin aleyhine bozulur,birtakım mücadeleler sonunda
yeni bir denge kurulur ama bu yeni dengede asli kişinin
konumu,başlangıçtaki durumundan tamamen farklı olur.
Öyküyü monotonluktan kurtarmak için aynı olayı farklı kişiler
ağzından nakletmek de mümkündür.Bazen bir olayda yer alan ve olaya
tanık olan ikinci dereceden önemsiz bir kişinin ağzından da
nakledilebilir.Verilen bilgilerin anlatımının kültür
seviyesi,söyleyiş tarzı,bilgi ve görgüsü de öykü ederken dikkate
alınmalıdır.
Öykülerde olayın sunuş biçimi kadar,olayın ne zaman,nerede geçtiği
de önemlidir.Olayın geçtiği yere mekan denir.Mekanda gereksiz
tanıtımlar yerine olayın oluşundaki önemine göre belirgin ve ayırıcı
vasıfları verilmelidir.
Öyküde kişi yahut kişilerin tanıtımı olayın akışı durdurularak ayrı
ayrı değil,diyaloglar içinde verilmelidir.Zira diyaloglar öyküyü
tekdüzelikten kurtarır ve okuyanların ilgisini çeker.Ancak
diyaloglar da “dedim”,”dedi” gibi tekdüze konuşmalardan ziyade
konuşmanın ruh halini ve hareketlerini verecek nitelikte olmalıdır.
Başarılı öykü yazarları sonuç bölümüne okuru hazırlarlar.Sonuç bu
yüzden pek sürpriz olmaz.Konu iyi hazırlanmış ve planlanmışsa sonuç
bir sürprizle değil,olayların ve konuşmaların tabii bir sonucu
olarak ortaya çıkar.
Öykü umulmadık bir olay ile bitecekse yine okur buna
hazırlanmalıdır.Kimi zaman olay bittikten sonra okur öykü
kişilerinin ne olacağını düşünmeye terk edilir.Hatta kimi zaman
sorularla sona erer.
Kimi öykü yazarları öykülerini bir sonuca bağlarken;kimileri hayatın
akışını ve bütün olayların sürekli yaşandığı intibaını vermek
için,öykünün başlangıcını ve sonunu vermemeyi yeğlerler.Hayatın bir
noktasından kesit halinde alınan olay bittikten sonra da hayat devam
eder.
Edebiyatımıza Batı edebiyatından geçen öykü zaman zaman geleneksel
anlatma formu içinde yer alan kıssa ile karıştırılmaktadır.İç ve dış
gözlem yapılmadan anlatılan,sadece insanlara faydalı bir ders
çıkarma amacı taşıyan böyle kısa öykülere,geleneksel kültürümüzde
kıssa adı verilmektedir.Geleneksel öykücülük ve kıssa kültürümüzün
en belirgin özelliği,olayın geçtiği yer ve zamana önem
verilmemesidir.Bu tür öykülerde ağırlık kazanan tek şey,olay ve bu
olaydan insanlara faydalı olacak bir ders çıkarmaktır.Modern tarzda
yazılmış öykülerde ise iç ve dış gözlemlerden
yararlanılır;kişi,zaman ve yer tasvirleri önem taşır.Kıssalar,bu
yönleriyle de modern öykülerden ayrılırlar.
Öyküler,konularını yazarın tasarladığı bir olaydan aldığı
gibi,anılara da dayanabilir.Bu tür öykülere anı öykü,öykülerin
manzume şeklinde yazılmış olanlarına ise manzum öykü adı verilir.
Hikâyelerde düşündürmekten çok, duygulandırmak ve heyecanlandırmak
esastır. Hikâyeler, gerçek ya da düş ürünü bir olayı kısa şekilde
anlatır. Kısa oluşu, yalın bir olay örgüsüne sahip olması,
genellikle önemli bir olay ya da sahne aracılığıyla tek ve yoğun bir
etki uyandırması ve az sayıda karaktere yer vermesiyle roman ve
diğer anlatı türlerinden ayrılır. Hikâyeler Batı’da romanla aşağı
yukarı aynı dönemde oluşmaya başlamıştır. Özelikle Realizm döneminde
hikâye türü başlı başına bir tür olarak yetkinlik kazanmıştır.
Hikâye anlatım olarak romana benzer; ama aslında onun romandan çok
farklı yanları vardır:
• Hikâye türü, romandan daha kısadır.
• Hikâyede temel öğe olaydır. Romanda ise temel öğe karakter, yani
kişidir. Hikâyeler olay üzerine kurulur, romanlar ise kişi üzerine
kurulur.
• Hikâyede tek olay bulunmasına karşılık romanda birbirine bağlı
olaylar zinciri vardır. Romandaki olaylardan her biri hikâyeye konu
olabilir.
• Hikâyede kahramanların tanıtımında ayrıntıya girilmez, kahramanlar
her yönüyle tanıtılmaz. Romanlarda ise kahramanlar ayrıntılı bir
biçim-de, hemen her yönüyle tanıtılır. Romandan farklı olarak
hikâyede kişiler sadece olayla ilgili yönleriyle anlatılır. Bu
yüzden hikâyelerdeki kişiler bir karakter olarak karşımıza çıkmaz.
• Öyküde, olayın geçtiği yer (çevre) sınırlıdır ve ayrıntılı olarak
anlatılmaz. Romanlarda olaylar çok olduğu için olayların geçtiği
çevre de geniştir. Bu çevreler çok ayrıntılı olarak anlatılır.
• Hikâyeler kısa olduğu için anlatım yalın, anlaşılır ve özlüdür.
Romanlarda ise anlatım daha ağır ve sanatlıdır.
Muhammet Yüce
Hikaye,
Özellikleri, Yapı Unsurları ya da
Hikaye
ya da Hikayeler
Sayfasına Dön
|
|