PEYAMİ SAFA-
DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞU
|
KİTABIN ADI |
DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞU |
|
KİTABIN YAZARI |
PEYAMİ SAFA |
|
YAYIN EVİ VE ADRESİ |
ÖTÜKEN YAYINEVİ MALTEPE
İSTANBUL |
|
BASIM YILI |
2000 |
1.KİTABIN KONUSU:
Çocukluğundan beri bacağından rahatsız olan ve kimseyi
dinlemeyen birisinin, hayaller peşinde koşarken başından
geçen olaylar.
2.KİTABIN ÖZETİ:
Yazarın
küçüklüğünden beri çektiği hastalık onu hastahanelerden
tiksindirmiştir. Fakat durumu ciddiyetini korumaktadır.
Annesi ile kenar mahallelerin birinde virane ahşap bir evde
yaşamaktadır.
Bir gün
ameliyat olması gerektiğini öğrenip hastahaneden döndüğünde
evde annesini bulamaz ama odanın halinden annesinin şiddetli
bir baş ağrısı geçirdiğini anlar. O sırada annesi gelir.
Yazar ise annesini üzmemek için ona gerçekleri anlatmaz.
Kendi doktaruna gidip ona gözükmesi gerektiğini söyler.
Annesi yazarın Erenköye gideceğini öğrenince paşanında onu
merak ettiğini söyler. Ertesi gün yazar önce paşaya gider.
Paşa ilk olarak sağlık durumunun nasıl olduğunu sorar yazar
da kaçamak cevaplar vererek olayı geçiştirir. Daha sonra
odaya Nüzhet gelir yazardan getirmesini istediği kitapları
alır. Kızı gidince paşa yazara bir de doktor Ragıp Bey’ e
görünmesini tavsiye eder. Paşanın uzaktan akrabası olan
yazar küçük yaşlardan beri onunla konuşur, ona kitap okur.
O akşam yine bir roman okumaktadır fakat paşa uyuyunca
Nüzhet’ le birlikte beahçeye gider ve muhabbet ederler.
Yazar on beş yaşında ve aralarında dört yaş olmasına rağmen
Nüzhet’ i sevmektedir. Ancak onun da aynı duyguları
hissetiğinden emin olmaz. Bahçede konuşurken doktor Ragıp’
ın Nüzhet’ i istediğini duyunca önce üzülür ama Nüzhet oralı
olmayınca, duyduğu şüpheye rağmen keyfi yerine gelir. Daha
sonra Nüzhet annesinin isteği üzerine uyumaya gider ve yazar
da kendine olan tüm güvenini kaybeder.
Hastalığı onu normal yaşından çok daha olgun davranmaya sevk
etmiştir. Doktorun ikazlarına rağmen baston kullanmayan
yazar o gece yatakta yorgun ve acı içinde kıvranmaktadır.
Henüz uyumadan Nüzhet yazarın evine uğrar ve uyuyamadığını
bahane ederek tekrar koyu bir muhabbete başlarlar. Ertesi
gün yazar erkenden doktara gideceğinden Nüzhet onun
uyumasını ister. Fakat yazar ona karşı olan zaafiyetini
daha fazla saklayamaz, onu kendisine çekip bir kere öper ve
Nüzhet şaşkınlık içerisinde koşarak eve gider.
Sabah
olunca yazar Kadıköy'e gider ve paşanın istediği kitapları
alır ve sonra da annesine bir ay içerisinde gelemeyeceğini
yazar. Oradan da doktora gider fakat operatörün dersi
olduğundan görüşemezler. Operatörle akşama görüşebilen yazar
ondan baston kullanması ve iyi yemesi ve dinlenmesi
konusunda uyarı alır. İşi bitip köşke dönen yazar içeriye
girdiğinde kendisinden gizli birşey konuşulduğunu anlar ve
üzüntü içerisinde bahçeye oturmaya çıkar. Daha sonra Nüzhet
gelir ve yazar içeri girdiğinde annesinin dolabın arkasında
çıplak olduğunu söyleyerek onu rahatlatır. Fakat akşam
Nurefşan ona gerçekleri yani Nüzhet ile doktor Ragıp’ın
durumlarını konuştuklarını söyler. Yazar hayal kırıklığına
uğrar ve Nüzhet’ in odasına konuşmaya girer. Nüzhet yine
yazarı ikna eder. Daha sonra ikiside uyurlar.
Ertesi
günü Nüzhet’ le bahçede geçiren yazar Nüzhet’ le cinsel
yakınlaşmalara girer. O akşam doktor Ragıp yemeğe gelir ve
yazar hiç oralı olmaz. Konukları gidince Paşa yazara doktor
hakkında görüşlerini sorar o da Ragıp’ ı Nüzhet’ e
yakıştıramadığını söyler bunu duyan yengesi de içinden
yazara karşı kin tutar.
Bir gün
yazar yengesinin Nüzhet’i mikroplara karşı uyardığını ve
eşyalarımızı ayırdım dediğini duyar ve bunun üzerine evi
terketme kararı alır. Ancak annesinin de o gün paşalara
geleceğini duyması kararını değiştirmesine neden olur.
Hızla geçen günlerden sonra
nihayet evine dönen yazarın ağrıları gün geçtikçe
arttığından annesi onu fakülteye götürür. Operatör ona
durumun ciddiyetini hatırlatır ve yerinden bile
kıpırdamamasını ister. Evi birden kalabalıklaşan yazarın
yakınları onu teselli etmeye çalışır. Tekrar fakülteye
gittiğinde operatör bacağın kesilmesi gerektiğini söyler
fakat buna razı olmayan yazar birden bayılıverir. Bundan
etkilenen operatör kasaplardan farkı olmaları gerektiğini
söyleyip yazara, üç aylık bir sürede bacağını kurtarmak için
hastahanede kalması gerektiğini söyler. Yazar bunu kabul
etmek zorunda kalır ve Dokuzuncu Hariciye Koğuşuna
yatırılır. Burası ona hapishane gibi gelir ve ilk gecesi
olaylı biter. Bu korkuya dayanamaz ve bütün gücüyle bağırıp
çağırır. Zor geçen günlerin sonunda ameliyat günü gelir.
Ameliyatı bitince yedinci pansumanda doktor bacağın
kurtulduğun ancak yer basamayacağını söyler.
Daha sonra da Nüzhet’ ten
gelen karttan Paşanın hastalandığını Nüzhet’ in de doktor
Ragıp’ la nikahlanacağını öğrenir. Acılar içinde geçen
günlerin sonunda annesi doktor Mithat ve arkadaşı onu
hastahaneden taburcu ettirirler.
3.KİTABIN ANA FİKRİ:
Bize verilen öğütleri
ciddiye almalı ve hayallere peşinden koşmamalıyız. Aksi
takdirde kaybeden yine biz oluruz.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Yazar: Tek bacağından acı
çeken ve ümitleri peşinde rüyalar aleminde koşan birisi.
Nüzhet: Yerinde duramıyan
yaşam dolu son derece hareketli birisi.
Paşa: Disiplinli, yardım
sever ve dediğim dedik, inatçı birisi.
Yengesi: İçten pazarlıklı
kızının iyiliğini düşünen bir anne.
Nurefşan: Köşkün
hizmetçisi ve yazarın mutluluğu için elinden geleni yapan
birisi.
Doktor Ragıp: Bakımlı ve
kültürlü bir doktor.
Doktor Mithat: Yazarın
doktoru.
Operatör: İnsanliğa
faydalı olmaya çalışan bilinçli bir tıp adamı.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Kısa ve anlaşılması güç bi
kitap.Yazar kitaptaki şahısları psikolojik yönden ele
almıştır.Sürükleyici bir kitaptır.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:
Peyami Safa İstanbul’ da 1899 yılında doğdu. Dokuz
yaşında iken sağ elinin ekleminde kemik hastalığının
başlaması, on üç yaşında iken de hayatını kazanmak zorunda
kalması yüzünden düzenli
okul öğrenimi
göremedi, kendi kendini yetiştirdi. “ Biri Yerli ve
Kopanlıklar Kralı” adlı (1913) ve “ Üç Kardeş” adlı (1918)
birer hikayelik iki küçük kitap çıkarıyor, Fagfur (1918) vb.
gibi sanat dergilerinde hikaye çevirileri ve
makaleleri yayımlanıyordu.Savaş sonunda, kardeşinin
isteğiyle memurluktan ayrılıp basın hayatına atıldı.
Çıkardıkları “ Yirminci Asır” adlı bir akşam
gazetesinde “ Asrın
Hikayeleri” genel başlığı adı altında halk için gazete
hikayeleri yazdı. İlk otuz kırk tanesi imzasız yayımlanan bu
hikayeler o zaman çok beğenildi; yazar devrin ileri gelen
bazı sanatçıları (
Yakup Kadri Karaosmanoğlu,
Yahya Kemal Beyatlı,
Ömer Seyfettin vb.) tarafından teşvik edildi.O tarihten
sonra yalnız gazetelerde çalıştı. Fıkra,
makale ve roman yazarı olarak geniş bir üne ulaştı. Bu
arada “ Kültür Haftası (1936) ve Türk Düşüncesi (1953-1960)”
adlı iki de dergi çıkardı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında
kendini Faşizm akımına kaptırdı; savaş sonrasında calıştığı
parti gazetelerine göre ikide bir ağız değiştirerek siyasal
bir dengesizlik içinde bocaladığı, genellikle gerici bir
takım görüşlerin savunuculuğunu yaptı.
Atatürkün
sağlığında “ Türk İnkılabına Bakışlar(1938)” adlı bir kitap
yazmışken Atatürkün ölümünden sonra devrin düşmanı bir yol
tutu. 1961’ de İstanbul’ da öldü.
ESERLERİ:
Yalnızız,
Fatih Harbiye, Şimşek,
Bir Tereddütün Romanı, Sözde Kızlar, Mahşer.
En Güzel Paylaşımlar İçin Mail
Grubumuza Üye Olun
Picasa Fotoğraf ve Slayt Programı