|
DOĞRU
İLE YALAN
Her doğruyu söylemeye gelmezmiş, birtakım
doğruları yaymamak, çokluktan, kamudan gizlemek gerekmiş...
Peki ama, bir doğruyu söylemek, gizlemek, yayılmasını
önlemeğe çalışmak o doğrunun yerinde duran yalanı sürdürmek
demektir. Yalanın yalan olduğunu bilerek sürmesine bırakmaya
hakkınız var mıdır?... Bu yalanlar kutsalmış, onlara
dokunmaya gelmezmiş... Bir şeyin yalan olduğunu anladık mı
kutsallığına inanmıyoruz demektir; bunun için "kutsal yalan"
sözü bir şeyin hem köşeli hem de yuvarlak, hem katı hem de
biçimsiz olduğunu söylemek gibi bir saçmadır. Ama
duygularını birer düşünce saymaktan çekinmeyenler böyle
saçmalarla kolayca bağdaşabiliyor.
Birtakım doğruların gizlenmesi gerektiğini ileri sürmek eski
kibarlık, asillik (aristocratie) -aristokrat- düşüncenin bir
kalıntısıdır. Bir yanda büyükler, kibarlar, damarlarında
mavi kan akanlar var, onlar doğruları bilirler, onların
bilmesinden bir kötülük gelmez; ama küçüklere, kibar
olmayanlara, kölelere sakın açmayın!... Öyledir kişioğlu:
kendisi için ille birtakım ayrıcalıklar ister. Eski acunun
kibarlığı, aristokratlığı yıkıldı ama onun yerine aydınlar
türedi...
Bir kişi olarak ilk ödevimiz, yalan olduğunu anladığımız
düşüncelerden benzerlerimizi yani bütün kişileri kurtarmaya
çalışmaktır. "Ben bunun yalan olduğunu biliyorum, ben buna
inanmıyorum, ama kamunun bu bağlar altında kalması, onun
anlamaması daha iyi olur." diyen kimse, öğrendiği anladığı
doğrulara layık olmayan kimsedir. İnandığı bir şey yoktur
onun: Bir şeyin ne doğru olduğunu düşünür, ne de yalan
olduğunu. Ancak kendisini düşünür, büyük görmek için bir yol
arar.
Her doğru söylenebilir, her doğru söylenmelidir, yoksa
çevremizi aldatıyoruz, çevremize yalan yayıyoruz demektir.
Nurullah Ataç |
|