|
DEYİMLERİN ÖYKÜSÜ
AVUCUNU YALA
(‘Beklediğin
olmadı; umduğunu bulamadın’ anlamında kullanılan bir deyim.)
Bu
deyim, kışın
karlı ve soğuk havalarda inine kapanarak, tabanlarının
altını yalamak suretiyle karın doyurmaya uğraşan ayıların
hareketinden alınmadır.
Çünkü ayılar
kışın arasa da yiyecek bulamaz hareket edecek olsa da,
boşuna enerji tüketmiş olur. Bunu iyi bilen ayılar kış
uykusuna yatar. Ayağını yalamakla yetinir yazın gelmesini
bekler. Başka yapacak bir şeyi yoktur.
AYIKLA PİRİNCİN TAŞINI
(Bir zorluğu
çözümlerken, bir engeli ortadan kaldırmaya çalışırken bazen
hiç beklenmedik sürpriz olaylar çıkar ve daha büyük engeller
karşınıza dikilir. Böyle durumlarda bu deyim kullanılır.)
Deyimin
öyküsü
Osmanlı tarihine
dayanır. Yavuz Sultan Selimin Yemen’i
Osmanlı
topraklarına katmasından bir süre sonra Yemen’de isyan
çıkmış, uzun uğraşmalar sonunda Yemen Fatihi Sinan Paşa
duruma hakim olmuş; Yemen bundan sonra 400 yıl Osmanlı
egemenliğinde kalmıştı.
Söylentiye göre Sinan
Paşanın askerleri bir gün çölde konaklamış. Yemek pişirmek
üzere hasır torbalar içindeki mısır pirinçlerini yere
serdikleri büyük bir çadırın üstüne dökmüş ve taşlarını
ayıklamaya başlamışlar.
Bu sırada bir
fırtına çıkmış ve rüzgarın savurduğu bir kum bulutu
pirinçlerin üstüne inerek, ufak bir tümsek halinde yığılmış.
Kumların altında
kalan pirinçlere bakakalan yeniçeriler arasından şakacı bir
asker, arkadaşlarına:
-Biz Allah’ın
nimetini taşlı diye beğenmiyorduk, bizim gibi günahkar
kullara üç beş taş az bile gelir. Asıl şimdi ayıklayın
bakalım pirincin taşını. Ulu tanrımız, Kabe’ye hücum eden
fil sahiplerinin başına ebabil kuşlarından taş yağdırmıştı.
Bizim başımıza da daha büyük taş yağdırmadan hemen tövbe
edelim, diyerek arkadaşlarını güldürmüş.
ÇİZMEDEN
YUKARI ÇIKMAK
(Bilmediği işe,
yetkisi dışındaki konuya karışmak anlamında bir deyim.)
19.yüzyılda,
Fransız ressamlarından Delacroix Paris’te bir resim sergisi
açmıştı. Sergiyi gezenlerden bir kişi, büyükçe bir şövalye
tablosunun önünde uzun süre durarak, yakından uzaktan ciddi
ciddi seyreder, beğenmediğini belirten bir biçimde de başını
sallarmış. Bu durum ilgisini çeken ressam yanına gelerek
sormuş.
-Bu tablo ile çok
ilgilendiğiniz belli oluyor.
-Evet demiş adam.
Şövalyenin çizmesindeki körük kıvrımlarında hatalar var.
-Pekiyi nasıl
anladınız, işiniz bu mu?
-Ben
kunduracıyım, çizme dikerim. deyince ressam hemen tuvalini
ve boyalarını getirerek adamın söylediği biçimde çizmeyi
düzeltmiş ve gerçekten daha iyi olduğunu görmekten memnun
olarak adama teşekkür etmiş. Fakat adam yine tablonun
başından ayrılmadan, bu kez de şövalyenin pantolonunda ve
kemerinde de hatalar olduğunu belirtince bu çok bilmişliğe
dayanamayan ressam,
-Bak dostum
demiş, sen kunduracısın, çizmeden yukarı çıkma!
ÇAM
DEVİRMEK , POT KIRMAK
(Başkalarını
kızdıracak, üzecek, gereksiz, münasebetsiz söz söyleme
anlamında bir deyim.)
Zengin bir
adamın, Göztepe Erenköy taraflarında, sekiz on dönüm
bahçeli, büyük bir köşkü varmış.
Adam bu bahçenin
bir köşesine bir bina daha yaptırmaya karar vermiş.
Eski binalar hep ahşap
yapıldığı için, gereken keresteyi tomruk halinde getirtmiş
ve inşaat yaptıracağı yere istif ettirmiş.
Bu tomrukların
içinde çam, gürgen, meşe ve ceviz ağaçları da bulunuyormuş.
Sayfiye mevsimi olmadığı için Nişantaşı’ndaki konağında
oturan zengin adam bir sabah, köşküne gitmiş ve köşkün saf
bekçisine emir vermiş:
-Bir hızarcı bul,
bahçedeki ağaçların arasındaki çamları biçtir, tahta ve
kalas yaptır demiş.
Saf uşak da
efendisinin emri üzerine hızarcıları bulmuş. Çam tomrukları
yerine, köşkün bahçesinde ne kadar kıymetli çam ağacı varsa
kestirip devirmiş. Bu akılsız uşağın adı, çam deviren uşak
kalmış.
DEVLET KUŞU
KONMAK
(Deyimin
kullanıldığı söz gelişi: Beklenmeyen, büyük, önemli kısmet;
şans.)
Bir rivayete
göre, vaktiyle İran’da hükümdarlar öldüğü zaman, bütün şehir
halkı sarayın önündeki meydanda toplanırmış. Sarayın
balkonundan, adına devlet kuşu denilen bir kuş uçurulur,
kimin başına konarsa, o adam ülkeye hükümdar olurmuş.
Gerçi
tarihte,
gerek İsa’dan önce İran’da yaşayan Medler ve Persler, gerek
İsa’dan sonra yaşayan kavimler zamanında, böyle garip bir
yolla hükümdar seçildiğini gösterir bir kayıt yoktur;
üstelik böyle bir seçim yapılmış olması, mantığa da uygun
düşmemektedir. Ama hak etmediği yerlere, şans eseri gelenler
için, ‘başına devlet kuşu kondu’ denmesi, yukarıda sözü
edilen masaldan gelmiş olsa, yerinde ve anlamlı bir sözdür. |