 |
 |
|
Picasa Slayt ve Fotoğraf Programı
En Güzel
Paylaşımlar İçin Mail Grubumuza Üye Olun
DEYİMLER - I - İ

I
Icığını cıcığını çıkarmak: 1. Her yanını ellemek,
didiklemek. 2. Bir meseleyi en ince ayrıntılarına kadar
soruşturmak, incelemek."İyice ıcığını cıcığını
çıkardınız meselenin."
Ikınıp sıkınmak: Bir işi yapabilmek için kendini çok
zorlamak."Ikınıp sıkındı ama bir çare bulamadı."
Isıtıp ısıtıp önüne koymak: Daha önce meydana gelmiş bir
olayı ya da bir işi bir düşünceyi yeniden, sık sık
tekrarlamak.
Iska geçmek: 1. Hedefe isabet ettirememek, vuramamak. 2.
Üzerinde durmamak, önem vermemek, atlamak."Bu sefer de
ıska geçersen kaybedeceksin."
Iskartaya çıkarmak: İşi yaramaz, değersiz bularak bir
yana atmak."Beni hiç kimse ıskartaya çıkaramaz."
Işığı altında: Bir durum veya düşüncenin konuyu
aydınlatmasından yararlanarak, onu göz önünde tutarak.
Işık tutmak: 1. Karanlık bir yeri ışıkla aydınlatmak. 2.
Bilgisiyle, düşüncesiyle bir konuya açıklık getirmek,
tutacağı yolu göstermek."Kutlu Peygamber hemen her
konuda ışık tutardı çevresindeki insanlara."
İ
İbret almak: Kötü bir olaydan etkilenerek ders
almak."Görmesini bilseydi ibret alırdı her hâlde."
İcabına bakmak: 1. Gereğini yerine getirmek. 2. Yok
etmek, ortadan kaldırmak."O adamın icabına bakarız,
merak etme sen."
İç çekmek: Üzüntüyle göğüs geçirmek, derin derin soluk
alıp hıçkırıkla ağlamak."Yavrucağın iç çekişi dayanılır
gibi değildi."
İç etmek: Eline geçen bir şeyi sahibine bildirmeden
kendisine mal etmek, ortadan kaldırıp kimseye
göstermemek."Babasına bildirmeden o kadar parayı iç
etmiş."
İç gıcıklamak: 1. Huylandırmak. 2. İstek uyandırmak.
İçi açılmak: Sıkıntısı dağılıp gitmek,
ferahlamak."Denizi, kuşları, ağaçları seyre dalarım,
böylelikle içim açılır, rahatlarım."
İçi cız etmek: Ansızın içi sızlamak, çok üzülmek."O
zavallı ihtiyarı birden bire karşımda görünce içim cız
etti."
İçi çekmek: Canı arzu etmek, istek duymak.
İçi çıfıt çarşısı: 1. Başkaları için daima art niyet
besleyen, içinden türlü kötülükler geçiren. 2. Çok
karışık.
İçi dışı bir: İkircikli olmayan, iki yüzlü davranmayan,
düşündüğünü açıkça söyleyen, özü sözü bir olan."İçi dışı
bir olan insanlara her zaman güvenebiliriz."
İçi dışına çıkmak: 1. Kusmaktan ötürü çok fena olmak. 2.
Bindiği taşıtın çok sarsılması yüzünden bedenî
rahatsızlık duymak.
İçi erimek: Kaygı duymak, çok üzülmek.
İçi geçmek: 1. İstemediği hâlde uyuya kalmak. 2. İşe
yaramaz duruma gelmek. 3. Yaşlılıktan, zayıflıktan gücü
azalmış olmak; hiçbir şeye ilgi duymamak."O artık içi
geçmiş bir ihtiyardır."
İçi gitmek: Çok fazla istek duymak."Vitrindeki kızarmış
tavuklara içim gidiyordu ama param olmadığı için alıp
yiyemiyordum."
İçi içine sığmamak: Çok heyecanlanmak, coşkunluk duymak
ve sevincini belli etmekten kendini alamamak."Annemi
karşımda görünce ne yapacağımı şaşırdım, içim içime
sığmıyordu, koşup boynuna sarıldım."
İçi kabarmak (kalkmak): 1. Midesi bulanmak. 2.
Duygulanıp heyecanlanmak. 3. Taşkın bir ağlama duygusu
içinde olmak."Ne berbat bir koku, içimiz kabarmadan
kalkalım buradan."
İçi kan ağlamak: İçten, büyük bir üzüntü duymak; dıştan
belli etmeyerek çok acımak."Çocuğunun yüzüne bakarken
içim kan ağlıyordu."
İçi kazınmak: Çok acıktığından ötürü midesinde eziklik
duymak."Sabahtan beri açtı, içi kazınıyor ama belli
etmemeye çalışıyordu."
İçinden gülmek: Birisine sezdirmeden içten içe gülmek,
eğlenmek.
İçinden okumak: 1. Dudaklarını kıpırdatmadan, hiç ses
çıkarmadan okumak. 2. Ses çıkarmadan sövmek, beddua
etmek."Hikâyeyi şimdi de içinizden okuyacaksınız."
İçinden pazarlıklı: Sinsi, yapacağı kötülükleri
sezdirmeyen."Senin gibi içten pazarlıklı adamlarla iş
yapmam ben."
İçine atmak: 1. Derdini, sıkıntısını kimseye söylememek.
2. Kendisine yapılan kötülüğe karşı sesini çıkarmamakla
beraber, bunu unutmamak."O her şeyi içine atar, bir gün
kanser olacak diye korkuyorum."
İçine dert olmak: Yapmak istediği bir şeyi yapamadığı
için kaygılanıp üzüntü duymak."Hastahanedeki arkadaşımı
ziyarete bir türlü gidemedim, bu da içime dert oldu."
İçine doğmak: Malûm olmak, bir işin olduğunu ya da
olacağını sezinlemek, tahmin etmek."Onun bize geleceği
sanki içime doğmuştu."
İçine işlemek: Duygulanmak, etkilenmek,
dokunmak."Babamın o etkili sözleri âdeta içime işlemişti
sanki."
İçine çekilmek (kapanmak): Duygularını kimseye açmamak,
çevresindeki kişilerle ilişkisini kesmek, yalnızlığa
gömülmek."Kardeşinin ölümünden sonra içine çekildi,
kimseyle görüşmüyor."
İçine kurt düşmek: Kuşkulanmak, kendisine zarar
geleceğinden şüphe etmek."Tilkiyi civarda dolaşırken
gördüğü andan itibaren içine kurt düşmüştü."
İçine sindirmek: Benimsemek, iyice kabul etmek.
İçine sinmemek: 1. İçi rahat etmemek, yaptığı şeyden
memnun olmamak. 2. İstediği gibi olmadığı için rahatlık,
mutluluk duymamak; tadına varamamak."İşi bitirdim ama
hiç de içime sinmedi."
İçine sokacağı gelmek: Birini aşırı ölçüde, çok sevmek.
İçine yedirememek: Benimsememek, kabul edememek.
İçini dökmek: Dertlerini, sıkıntılarını, üzüntülerini
anlatmak."Şu koca dünyada içimi dökecek bir insan
bulamadım."
İçini kemirmek: Bir üzüntü ve düşünce dolayısıyla
rahatsızlık duymak."İçini kemiren bu düşünceden
kurtulmak istiyordu."
İçini (bir) kurt yemek: Sürekli olarak bir kaygı içinde
olmak.
İçi parçalanmak (paralanmak): Birine acıyarak çok
üzülmek."Onun bu hâlini gördükçe içim parçalanıyor."
İçi rahat etmek: Endişelenecek bir durum bulunmadığını
öğrenerek sıkıntıdan kurtulmak, rahatlamak."Ne yapayım,
ben anneyim, onlar sağ salim dönerlerse içim rahat
edecektir ancak."
İçi sızlamak: Bir şey veya kişinin içine düştüğü durum
sebebiyle üzülmek.
İçi titremek: 1. Çok üşümek. 2. Çok istek duymak. 3. Bir
zarar gelecek korkusu içinde bulunmak."Hava iyice
soğudu, içim titremeye başladı, haydi içeri girelim."
İçi yanmak: 1. Çok susamak. 2. Büyük bir acı sebebiyle
çok fazla üzülmek."Sanki yalnız onun içi yanıyordu."
İçler acısı: Oldukça üzücü, çok acıklı.
İçli dışlı olmak: Teklifsiz, çok samimi, sıkı fıkı,
senli benli olmak."Biz Fatma`yla iyice içli dışlı
olduk."
İçtikleri su ayrı gitmemek: Sıkı fıkı dost, samimi
arkadaş olmak; birbirlerinden saklayacakları bir şeyleri
bulunmamak.
İdare etmek: 1. Yönetmek, çekip çevirmek. 2. Tutumlu
olmak, kullanmak. 3. Elvermek, yetmek, yetişmek,
korumak, kurtarmak. 4. Hoş görmek, göz yummak. 5. Örtbas
etmek."Bu ayakkabıyı bu fiyata veremem, çünkü idare
etmez."
İfade vermek: Sorguya cevap vermek.
İflâhını kesmek: Gücünü tamamiyle yok edip bir daha
karşı koyamayacak, düzelemeyecek, iş yapamayacak duruma
getirmek."Ben adamın iflâhını keserim, anladın mı?"
İfrit olmak: Çok öfkelenmek; aşırı ölçüde, kendini
kaybedecek kadar sinirlenip kızmak."İfrit oluyorum şu
adamın hareketlerine."
İğne atsan yere düşmez: Çok kalabalık, yürünecek gibi
değil.
İğne ile kuyu kazmak: Zor denecek bir işi yetersiz araç
ve gereçlerle başarmaya çalışmak.
İğne ipliğe dönmek: Aşırı derecede zayıflamak, kilo
vermek."O iri yarı adam hapisten çıktı ki iğne ipliğe
dönmüş."
İğneli söz: Dokunaklı, kırıcı, üzücü söz."O iğneli
sözlere ben bile dayanamazdım doğrusu."
İki ahbap çavuşlar: Hemen her yerde birlikte görülen,
birbirlerinden ayrılmayan iki arkadaş, dost.
İki arada bir derede (kalmak): Sıkışık, zor şartlar
altında (kalmak).
İki ayağını bir pabuca sokmak: Bir kimseyi, bir işi
yapması için zorlamak, sıkıntıya sokmak.
İki cami arasında kalmış beynamaza dönmek: İki yoldan
hangisini tutacağını; şöyle mi, böyle mi yapacağını
bilememek; şaşırıp bir şey yapamaz olmak.
İki cihanda yüzü ak olmak: Doğru ve faziletli yaşayıp
dünya ve ahrette mükâfat görmek.
İki çift söz etmek: Bir araya gelip birkaç söz
söylemek."Ne zamandır seninle bir araya gelip de iki
çift söz edemedik."
İki eli kanda olsa: Ne kadar önemli olursa olsun,
elindeki iş hiç bırakılamayacak derecede olsa
bile."Söyleyin ona, iki eli kanda olsa da durmasın
gelsin."
İki eli (birinin) yakasında olmak: Ahrette, hesap
gününde ondan davacı olmak; hakkını istemek.
İki gözü iki çeşme: Sürekli, çok ağlayarak."Kadıncağız
iki gözü iki çeşme ağlayıp duruyormuş."
İkili oynamak: Birbirine karşı olanlardan hem birini,
hem ötekini çıkarı için destelemek."Sendika başkanı
ikili oynuyormuş."
İki paralık etmek: Değerini, onurunu çok düşürmek."Seni
arlanmaz utanmaz seni, beni iki paralık ettin, senin
yüzünden topluma çıkamaz oldum!"
İki rahmetten biri: Ağır hasta olan birisi için "ya
şifa, ya ölüm" anlamında kullanılır.
İki sözü bir araya getirememek: Düşüncelerini,
duygularını düzgün bir biçimde anlatamamak, güzel
konuşma becerisinden yoksun olmak.
İki yakası bir araya gelmemek: Geçim sıkıntısı içinde
olmak ve borçtan kurtulamamak, gelir ve giderini
denkleştirememek."Bilmiyorum ne zaman iki yakamız bir
araya gelecek."
İleri geri konuşmak: Yersiz, kırıcı, yaralayıcı biçimde
konuşmak.
İleri gitmek: Söz ve davranışta ölçü dışına çıkmak;
gereksiz, aşırı davranışta bulunmak ve haddi aşmak."O
saygısız adamın daha fazla ileri gitmesine fırsat
verilmemelidir."
İlk göz ağrısı: 1. İlk doğan çocuk. 2. İlk sevgili.
İmana gelmek: 1. Hak dini olan İslâm`ı kabul etmek. 2.
En sonunda doğruyu söylemek. 3. Önceden kabul etmediği
şeyi sonradan kabul edip uymak."İmana gel, tövbe et ki
öbür dünyada mutluluğa eresin."
İnce eleyip sık dokumak: Titizlik göstermek, bir şeyi en
ince ayrıntılarına kadar araştırmak, gözden geçirmek."O
kadar da ince eleyip sık dokunacak bir iş değil,
kaygılanma."
İn cin top oynamak: Issız, sessiz olmak, bir yerde
hiçbir canlı yaratık bulunmamak."Adada in cin top
oynuyordu sanki."
İncir çekirdeğini doldurmaz: Çok az veya pek önemsiz."Ne
akılsız adam bunlar, kavga etmelerine sebep olan mesele
incir çekirdeğini doldurmaz bile, ayırın şunları."
İnme inmek: Felç olmak, bedenin bir yeri hareketsiz ve
duygusuz duruma gelmek."Adamın sağ yanına inme inmiş
diyorlar."
İnsan eti yemek: Birini çekiştirmek.
İnsan evlâdı: İyi, anlayışlı, ahlâk sahibi insan."İnsan
evlâdı olmasaydı, tanımadığı birine onca yardım yapar
mıydı?"
İnsan hâli: Olabilir, doğaldır, hoş karşılamak gerekir.
İnsanlıktan çıkmak: 1. Çok zayıflamış, bir deri bir
kemik kalmış olmak. 2. İnsanî niteliklerini yitirmek,
insana yakışmayacak davranışlarda bulunmak.
İnsan sarrafı (olmak): İnsanların karakterini çabucak
anlayacak duruma gelmiş (olmak)."Dedem insan sarrafıdır,
onu bir görse ne biçim bir adam olduğunu hemen
anlayıverir."
İpe çekmek: Asarak öldürmek.
İpe un sermek: İstenilen işi yapmamak için birtakım
bahaneler, sebepler ileri sürmek, güçlük çıkarmak,
engeller göstermek.
İpi koparmak: Bağlı bulunduğu yer ya da kişi ile
ilişkisini kesmek, aradaki anlaşmazlığı artırmak.
İpin ucunu kaçırmak: Bir yeri yönetmede veya bir şeyi
kullanmada gereken ölçüyü kaçırıp, artık duruma hâkim
olamamak; çıkmaza girmek."Biraz daha dikkatli olmalıyız,
yoksa ipin ucunu kaçıracağız."
İpi sapı yok: Birbirini tutmaz, yersiz, anlamsız, işsiz,
yersiz yurtsuz, saçma sapan."İpi sapı yok bu sözlerin,
daha inandırıcı olmalısın."
İpiyle kuyuya inilmez: Kendisine güvenilmez, ona
güvenilerek bir işe girilmez."O ipiyle kuyuya inilmez
adamla yola çıkmam ben."
İple çekmek: Zamanın gelmesini sabırsızlıkla beklemek,
çok istemek."Yarını iple çekiyorum."
İpucu vermek: Aranılan şeyi bulmaya yarayan işareti, onu
açıklamaya yarayan bilgiyi vermek."Bir ipucu vermezsen
bu bilmeceyi çözemeyeceğim."
İsabet etmek: 1. Nişan alınan yere değmek, rastlamak. 2.
Çıkmak. 3. Yerinde iş görmüş olmak."Böyle karar vermekte
çok isabet ettiniz."
İskele vermek: Vapura binmek, vapurdan inmek için
iskeleyi uzatmak.
İsmi var, cismi yok: 1. Sözü edilen bir kimse veya şeyin
gerçekte var olmadığını anlatmak için kullanılır. 2. Adı
olmasına karşılık görevini ve etkinliğini yerine
getirmeyen, varlığı ile yokluğu arasında bir fark
bulunmayan.
İster istemez: 1. Zorunlu olarak, elinde olmadan. 2.
İstemesi üzerine, hiç vakit geçirmeden, istediği
anda."İster istemez ben de ona bağırdım."
İstifini bozmamak: Bir olay karşısında aldırış etmemek,
durum ve davranışını hiç değiştirmemek."Karşıma geçmiş
avazı çıktığı kadar bağırıyordu, bense istifimi bozmadan
bekledim."
İş ayağa düşmek: İş sorumsuz, yetkisiz ve
beceriksizlerin elinde kalmak."Bunlar da işi iyice ayağa
düşürdüler."
İş başa düşmek: Beklediği yardım gelmeyince, kendi işini
kendisi yapmak zorunda kalmak."İş başa düştü desene!.."
İş çatallanmak (çatallaşmak): Bir işin sonuca oluşması
konusunda türlü güçlüklerle karşılaşmak, ya da çeşitli
seçeneklerle yüz yüze gelmek, sonuca nasıl
ulaştırılacağı bilinemez olmak."İş gittikçe
çatallaşıyor, sense aldırmıyorsun bile."
İş çığırından çıkmak: Bir iş asıl amaçtan çıkarak
düzelmesi güç bir durum almak, bir bozukluk ve
kargaşalık baş göstermek.
İş inada binmek: Bir işi yapmakta direnmek.
İşi düşmek: Birinin yardımına ihtiyaç duymak."Eh, onun
da bize işi düşecek bir gün."
İşe koşmak: Birini bir iş yapmak üzere görevlendirmek,
göndermek.
İşi ağırdan almak: Acele etmemek, bir işi yapmak için
isteksiz görünmek."Söyle onlara, işi ağırdan almasınlar,
müşteriler mal bekliyor."
İşi azıtmak: Yanlış ve aşırı yollara sapmak."Bu çocuk da
işi iyice azıttı."
İşi Allah`a kalmak: Güç şartlar altında, beşerden hiçbir
yardım umudu kalmamak."Kime baş vurduysa bir sonuç
alamadı, artık işi Allah`a kalmıştı."
İşi başından aşmak: Pek çok işi olmak, iş içinde
kaybolmak.
İşi bitmek: 1. Hâli, gücü kalmamak. 2. Yaptığı işi sona
ermek."Git de bak, babanın işi bitmiş mi?"
İşi duman olmak: İşi ve durumu kötü olmak, berbat bir
durumda bulunmak.
İşi iş olmak: İşi yolunda, iyi olmak; hâlinden memnun
bulunmak."İşi iş herifin, baksana yan gelip yatıyor her
gün."
İşinden olmak: Bir süredir yaptığı işi elinden gitmek,
görevini yitirmek."Haydi canım, yoluna git de patronunla
kavga etme; yoksa işinden olacaksın."
İşi sıkı tutmak: Gevşekliğe yol açmamak, işe gereken
önemi vermek ve sağlıklı yürümesini sağlamak.
İşi tıkırında olmak: İşi çok uygun ve iyi olmak."O
konuşmayacak da ben mi konuşacağım, işi tıkırında
adamın."
İşi yokuşa sürmek: Yapılabilir, görülebilir işi yapmamak
için güçlük çıkarmak, bahaneler ileri sürmek.
İşkembeden atmak: Uydurarak söylemek, tutarı olmayan
sözler sarf etmek."Ona sakın inanmayın, işkembeden
atıyor."
İş sarpa sarmak: İş, içinden çıkılması zor bir durum
almak; engellerle karşılaşmak."İşler sarpa sarmadan
çekip gidelim buradan."
İşten el çektirmek: Görevden uzaklaştırmak."Yolsuzluk
yaptığı iddiası ile işten el çektirdiler ona."
İş yok: O şeyde yarar yok, faydası olmaz."O arabada hiç
iş yok, almaya değmez."
İte kaka: Zorla, güçlükle."Adamı her sabah ite kaka işe
götürüyoruz."
İtibar kazanmak: Saygınlık görmek, kendisine değer
verilmek.
İt sürüsü kadar: Gereğinden fazla, oldukça çok,
kalabalık."İt sürüsü kadar adam, nasıl başa çıkacağız
bunlarla."
İyi etmek: 1. Hastalıktan kurtarmak, sıhhatine
kavuşturmak. 2. Yerinde bir davranışta bulunmak. 3. Bir
şeyi gizlice almak, kendisine mal etmek.
İyi gözle bakmamak: Birisi hakkında iyi düşünmemek, kötü
niyet beslemek."Komşuları ona hiçbir zaman iyi gözle
bakmadılar."
İyi gün dostu: Dostlarının sıkıntılı günlerinde onlardan
kaçan kimse."Bize iyi gün dostu gerekli değil."
İyi saatte olsunlar: Cinlerden söz edilirken kullanılır.
İzinden yürümek: Birine içten bağlanarak onun başladığı
işi aynı anlayışla sürdürmek, fikirlerini ve
hareketlerini aynen benimsemek.
İzi silinmek: Yok olmak, ortadan kaybolmak."Çiçek
hastalığının bu kasabada izi silindi hemen hemen, çünkü
çocuklar aşılanıyorlar."
|
|
|
www.edebiyatogretmeni.net

şiir
edebiyat
eğitim
Öğretmenler Edebiyat
Forumu
Sohbet Gazeteler
öss
soruları
kpss soruları
oks soruları
videolar
Şarkı Sözleri
gazeteler
Biyografiler
Koç Burcu,
Boğa Burcu,
İkizler Burcu,
Yengeç Burcu,
Aslan Burcu,
Başak Burcu,
Terazi Burcu,
Akrep Burcu,
Yay Burcu,
Oğlak Burcu,
Kova Burcu,
Balık Burcu
Tatlı Tarifleri,
Kebaplar , Köfteler,
Tavuk Yemekleri,
Makarnalar, Pilavlar,
Çorbalar,
Dolmalar,
Hamur İşleri
,
Sakatat Yemekleri,
Sandviç - Kanepeler
,
Soslar ,
Bisküviler - Kurabiyeler,
Deniz Ürünleri,
Et Yemekleri,
İçki - İçecekler,
Kekler - Pastalar
,
Reçeller - Marmelatlar,
Salatalar,
Sebze Yemekleri,
Yahniler,
Yumurta Yemekleri
Matematik,
Geometri,
İngilizce
Video İzle
Öğretmen
ÖSS
şarkı sözleri
Gazeteler
sbs
Anaokulu
Yemek Tarifleri
Rüya Tabirleri
Türkü Sözleri
Zeka Soruları
Okulöncesi
gebelik
Sağlık
slaytlar
slayt
eğitim haberleri
Zeka Oyunları
ales
burç
türkü sözleri
Şarkı Sözleri
Biyoloji
Cinsel Sorunlar
Şifalı Bitkiler
Gebelik
Burun Estetiği,
Göğüs Estetiği,
Yüz Estetiği
Fizik
Kimya
Biyoloji
aşk şiirleri
Güzel Sözler
Çanakkale
IQ Testi
Atatürk
Öss Puan Hesaplama
Zeka Testi
Msn İfadeleri
Gül Resimleri
Cilt Bakımı
Ansiklopedi
Yemek
Tarifleri
Yemek Tarifleri
Rüya
Tabirleri
Edebiyat
teknoloji
video
Mesajlar
Msn
Nickleri
Rüya Tabirleri
Türkü bilim
Teknoloji
teknoloji |