 |
 |
|
Picasa Slayt ve Fotoğraf Programı
En Güzel
Paylaşımlar İçin Mail Grubumuza Üye Olun
DEYİMLER - H

H
Ha Hoca Ali, ha Ali Hoca: Farklı gibi gösterilen iki
şeyin, gerçekte hiçbir değişikliği yoktur, "ikisi de
birdir" anlamında kullanılır.
Ha babam (ha): 1. Devamlı olarak, hiç durmadan. 2.
Karşısındakinin çabasını, gayretini artırmak için
kullanılır."Ha babam ha, az kaldı, bitireceğiz işi."
Habbeyi kubbe yapmak: Önemsiz, küçük bir şeyi büyütüp
mesele çıkarmak."Söyle ona, habbeyi kubbe yapıp
durmasın, ne olmuş çocuk biraz geç kalmış da!"
Haber uçurmak: Çabucak, gizlice haber göndermek."Hemen
haber uçurun köye, kaymakam bu gece misafir olacakmış!"
Ha bire: Durmadan, arka arkaya, sürekli olarak, ara
vermeden."Tarlada bir adam ha bire çalışıyordu."
Hacet kalmamak: Gereği olmamak, lüzumu kalmamak."Seni
çağırmaya hacet kalmadı."
Hacı ağa: Özellikle büyük kentlerde gereksiz yere çok
para harcayan, taşralı bilgisiz zengin."Ne bu israf!
Hacı ağa mısın sen?"
Haddine mi düşmüş!: "Onun bunu yapmaya yetkisi yoktur;
böyle bir işe nasıl, hangi yetenekle girişir? Bu işi
yapması imkânsızdır" anlamında kullanılır."Haddine mi
düşmüş ki ona söz söyleyebilsin."
Haddini bildirmek: Yetkisi dışındaki işlere karıştığı
için sert bir karşılık vererek onu cezalandırmak, yola
getirmek, uslandırmak, yetki sınırını bildirmek."Haddini
bildirin şu serseme de bir daha onun bunun malına el
uzatmasın."
Haddini bilmek: Kendi değer ve yeteneğini bilmek, üstün
görmemek, kendi yapabileceği şeylerin ötesine geçmemek."Merak
etme sen, o haddini bilen bir çocuktur."
Haddi zatında: Aslında."Haddi zatında sen ona hakkını
vermemiştin ki!"
Hafife almak: Küçümsemek, önem vermemek,"Beni hafife
alıyorlar ama yanılıyorlar."
Hak getire: "Yoktur, bulunmaz, Allah vermemiştir"
anlamında kullanılır."Öyle bir diyardayız ki su ve
yiyecek Hak getire."
Hak kazanmak: Davasında haklı olduğu meydan çıkmak,
emeğinin karşılığını alabilecek duruma
gelmek."Emekliliğe yedi yıl sonra hak kazanacağım."
Hakkı geçmek: 1. Birisinin payından bir başkası almış
olmak. 2. Bir şeyde veya bir kimsede emeği
bulunmak."Komşumun çok hakkı geçmiştir bana, onunla
mutlaka helâlleşmeliyim."
Hakkından gelmek: 1. Güç bir işi başarı ile
sonuçlandırmak. 2. Öç almak, yenmek veya cezasını
vermek."Siz onu bana bırakın, hakkından gelmesini
bilirim."
Hakkını helâl etmek: Geçen hakkını, emeğini
bağışlamak."Annem inşallah hakkını helâl eder bana."
Hakkını vermek: 1. Bir şeyin lâyıkıyla yapılması için ne
gerekiyorsa ondan kaçınmamak. 2. Birinin çalışmasını
gereğince değerlendirmek, hakkı olan şeyi
vermek."Çalıştırdığın kişinin hakkını vermek
zorundasın."
Hakkını yemek: Birinin hakkı olan şeyi vermemek, onu
kendisine maletmek."Dürüst ol, milletin hakkını yeme,
yoksa boğazında kalır."
Hakk-ı sükût (sus payı): Bir konu üzerinde konuşmaması,
bildiği şeyi söylememesi karşılığında bir kimseye
sağlanan yarar.
Hak yolu: Cenab-ı Allah`ın insanlara kitapları ve
peygamberleri ile bildirdiği, dünya hayatında tutmaları
gereken yol, yaşama düzeni, doğru ve haklı yol.
Hâlden anlamak: Bir kimsenin içinde bulunduğu zor durumu
kavrayarak, anlayıp sezerek hoşgörülü olmak, anlayış
göstermek."Dedem hâlden anlayan birisidir, bize iyi
davranacağına eminim."
Hâle yola koymak: Düzenlemek, tertiplemek, iyi işler bir
duruma getirmek."Hele şu işleri bir hâle yola koyalım, o
zaman tatilini de düşünürüz."
Hâli vakti yerinde: Zengin, oldukça varlıklı, para
durumu iyi."Hasan efendiler mi? Hâli vakti yerinde
insanlardır onlar."
Halis muhlis: Saf, katışıksız, temiz, eksiksiz, içinde
yabancı madde bulunmayan."Halis muhlis bir zeytin yağı
satarız biz."
Halka verir talkını kendi yutar salkımı: Kendi verdiği
öğütlere kendisi uymaz.
Hallaç pamuğu gibi atmak: Bir arada, toplu bulunan
şeyleri ya da kimseleri dağıtmak, parçalamak; bu yolla
sağa sola, her birini bir yana atmak."Sizin takımı
hallaç pamuğu gibi atacağız sahadan."
Halt etmek: Yakışıksız davranmak, uygunsuz bir söz
söylemek veya kötü bir şey yapmak."Halt etmişsin, bir de
utanmadan anlatıyorsun."
Ham ervah: Çiğ adam; yersiz ve yakışıksız sözleri,
davranışları olan kaba kimse.
Hangi dağda kurt öldü?: Kendisinden hiç umulmayan,
beklenilmeyen bir kimsenin olumlu davranışı
görüldüğünde; "Nasıl oldu da böyle güzel bir iş, bir
iyilik yaptı?" anlamında söylenir.
Hangi rüzgâr attı?: "Nasıl oldu da gelebildin? Hiç
görünmüyordun, sen de gelir miydin?" anlamında, uzun
süre bir yerde görünmeyen kimse için kullanılır.
Hangi taşı kaldırsan altından çıkar: 1. Hemen her işte
parmağı vardır. 2. Her işten anlar, her işe karışır ya
da her işten anladığı izlenimi verir.
Hanım evlâdı: Nazlı büyütülmüş, zora gelmeyen,
çıtkırıldım kimse."Amma hanım evlâdıymışsın, çekil
şuradan ben yaparım."
Hapı yutmak: Kötü bir duruma düşmek, zarar ve ziyana
uğramak."Hapı yuttuk desene!"
Haram olmak: Bir şeyden gerektiği gibi yararlanamaz
olmak."Senin yüzünü görmek bana haram oldu."
Haram para: Dinî bakımdan yasaklanmış yollardan elde
edilen para."Haram parayla ekmek alınmaz."
Haram yemek: Dinî inançlara aykırı olarak kazanç
sağlamak, haksız olarak bir şeye el atmak."İnsan ol,
haram yemek insana kâr getirmez."
Harfi harfine: Tastamam, uygun, tıpatıp, gerçekte olduğu
gibi."Söylediklerimi harfi harfine yerine getirdin mi?"
Har vurup harman savurmak: Hesapsızca, düşüncesizce
harcamak; malını, parasını ölçüsüzce, bol bol harcayıp
tüketmek.
Hasret çekmek: Özlem duymak, epeydir ayrı kaldığı yere
ya da kimseye kavuşma isteği içinde olmak."Yıllardır
yurdumun hasretini çekiyorum."
Hasret gitmek: Özlediği, sevdiği bir yere ya da kimseye
kavuşamadan ölmek.
Hasret kalmak: Özlemini duyduğu şeye uzun zaman
kavuşamamak."Hasret kaldım deresine, tepesine..."
Hastası olmak: Bir şeye çok düşkün olmak."Bizim oğlan
köpek hastası, hiç kapıdan eksik etmiyor."
Haşir neşir olmak: Aralarında bulunduğu kimselerle
kaynaşmak, bir arada bulunup uğraşmak; kimi işlerle
ilgilenip durmak."İnsanlarla haşir neşir olmayı sevdiğim
söylenemez."
Hatır belâsı: Sayılan ve sevilen kimse için katlanılan
sıkıntı."İnan bu işi hatır belâsına yapıyorum."
Hatır gönül tanımamak (bilmemek): 1. İsterse en sevdiği
ve saydığı olsun, gücenmesini göze alarak doğru
bildiğini yapmak. 2. Kırıcı davranışlarda bulunmak.
Hatırı kalmak: Gücenmek, kırılmak."Eğlenceye onu da
çağıralım ki hatırı kalmasın."
Hatırından çıkmamak: Sevdiği, saygı duyduğu birinin
istediği bir şeyi yapmayı reddedememek, gönlünü
kırmaktan çekinmek.
Hatırı sayılır: 1. Önemli, saygı değer, saygın (kimse).
2. Oldukça çok."Babam, hatırı sayılır bir kimsedir."
Hava almak: 1. Temiz havalı bir yere çıkarak dolaşmak,
dinlenmek, ciğerlere temiz hava çekmek. 2. Eline bir şey
geçmemek, umduğunu bulamamak. 3. İçine hava
girmek."Haydi, kıra çıkıp da biraz hava alalım."
Hava basmak: 1. Büyüklenmek, kibirlenmek, olduğundan
fazla görünmeye çalışmak. 2. Bir şeyin içine hava
doldurmak."Amma da hava basıyorsun, onları korkutacağını
mı sandın.?"
Havada kalmak: 1. Yüksek bir yerde durmak. 2. Sonuca
bağlanamamak. 3. Bir iddia, dayanaksız olduğundan ispat
edilememek."Yaptığımız bütün iş havada kaldı."
Havadan sudan konuşmak: Öylesine, gelişigüzel, rastgele
konuşmak.
Hava hoş: Şu ya da bu şekilde olması arasında bir fark
olmamak.
Havanda su dövmek: Bir işle boşuna uğraşmak."Senin
yaptığına havanda su dövmek derler,bırak artık şu işle
uğraşmayı."
Hava parası: Bir yeri tutmak, kiralamak ya da bir şeyi
elde etmek için değeri dışında açıktan verilen
para."Yeri bize verecekler ama bir milyon lira hava
parası istiyorlar."
Havsalası almamak: Aklı kabul etmemek."Nasıl yaparsın
bana bunu, hâlâ havsalam almıyor."
Hayal kırıklığı: Gerçekleşmesi istenilen veya umulan bir
şeyin gerçekleşmemesinden duyulan üzüntü, düş kırıklığı.
Hayal meyal: Belli belirsiz, açık seçik belli olmayan,
bulanık (bir şekilde hatırlanan)."O olayı hayal meyal
hatırlıyorum."
Hayatını kazanmak: Çalışıp elde ettiği para ile geçimini
sağlamak."Ben iyi ya da kötü hayatımı kazanıyorum, sen
kendi işine bak."
Hayatını yaşamak: Canının istediği gibi hayatını
sürdürmek."Bana karışmaya hakkınız yok, bırakın beni,
artık hayatımı yaşamak istiyorum."
Hayat memat meselesi: Sonucu çok tehlikeli olan, ölüm
kokan bir durum."Artık burada kalamam, iş hayat memat
meselesine döndü."
Hayat pahalılığı: Yiyecek, içecek ve giyecek gibi geçim
için gerekli olan maddelerin pahalı olması."Hayat
pahalılığından herkes şikâyetçi olmaya başladı."
Hayırdır inşallah!: 1. Anlatılan bir rüyayı iyiye yormak
için söylenir. 2. Şaşma, heyecan ve merak uyandıran
durumlar karşısında söylenir.
Hayır işlemek: Dine ve insanlığa uygun, iyi
davranışlarda bulunmak."Hayır işle ki öbür dünyada
kurtuluşa eresin."
Hayır kalmamak: İşe yarar, beğenilecek bir yanı ve
tarafı kalmamak."Bu arabalarda hayır kalmamış,
yenilerini almamız gerekecek."
Hayır sahibi: İyiliksever, yardımsever kimse."Şu
yoksullara uzanacak bir hayır sahibi kalmadı mı acaba?"
Hayra yormak: Bir rüya ya da olayı iyi ve yararlı bir
durumun işareti görmek.
Hazıra konmak: Hiçbir emek sarf etmeden, çaba
göstermeden başkasının emeği ile ortaya çıkmış olan
şeyden yararlanmak."Hazıra konarak yaşamayı kural
edinmiş bu adam."
Hazır bulunmak: 1. Bir yerde kendisi bulunmak, var
olmak. 2. Bir yere hemen gidecek, bir şeyi anında
yapacak durumda olmak."Yarınki toplantıda sen de hazır
bulunmalısın."
Hazırdan yemek: Yenisini kazanmadan elindekini
harcamak."Hemen her gün bir bahane buluyor, çalışmıyor
ve hazırdan yiyiyordu."
Helâl süt emmiş olmak: İyi huylu, doğru yoldan sapmayan,
temiz bir kişi."İnanmıyorum onun yaptığına, o helâl süt
emmiş birisidir."
Helâl olsun (Helâl ü hoş olsun): 1. Bunu sana gönül
hoşluğu ile veriyorum, hiç pişman değilim, Allah bunu
sana bağışladığıma şahit olsun. 2. "Aferin, takdire
değer iş yapıyorsun" anlamında kullanılır.
Hele şükür!: Allah`a hamdolsun, beklediğimiz sonuç
gerçekleşti.
Hem kel hem fodul: "Bu kadar kusuruna, bu
yeteneksizliğine rağmen bir de övünüyor, üstünlük
taslıyor" anlamında kullanılır.
Hem nalına hem mıhına (vurmak): Birbirine zıt olan iki
yanı da desteklemek."Ben hem nalına hem de mıhına vuran
adamlardan korkarım."
Hem suçlu hem güçlü: Gerçekte kendisi suçlu olduğu hâlde
suç işlememiş gibi davranan ve karşısındakini suçlamaya
çalışan kimse.
Hem ziyaret hem ticaret: Bir yeri veya kimseyi ziyarete
giden kimsenin, bu görüşmeden yararlanarak başka bir işi
de yapması durumunu anlatmak için kullanılır.
Her kafadan bir ses (çıkmak): Bir konu üzerinde herkesin
istediği gibi, rastgele konuşması ve bu konuşmalardan
bir sonuç alınamaması."Ortalık kızıştı, her kafadan bir
ses çıkmaya başladı, kimin ne dediği anlaşılmaz oldu."
Her telden çalmak: Pek çok konuda bilgi sahibi olmak,
içinde bulunduğu ortamın şartlarına göre her çeşit iş
yapabilir olmak.
Hesaba çekmek: Bir kişiyi, bir makamı yaptığı işler
üzerine açıklama ve savunma yapmaya çağırmak."Sakın
oraya gitme, seni hesaba çekecekler."
Hesaba dökmek: Bir konu ile ilgili işlemlerin hesabını
kâğıt üzerinde yapmak.
Hesaba katmak (almak): Bir işi yaparken ya da yürütürken
bir başka şeyi de göz önünde bulundurmak."Hasan`ı da
hesaba katalım, az zorluk çıkarmayacaktır bize."
Hesaba (kitaba) gelmez: 1. Beklenmedik, umulmadık. 2.
Sayılmayacak kadar çok, pek fazla, sayısız.
Hesabı kesmek: Alış verişi ya da ilgiyi kesmek."Dükkân
sahibi, uzun zamandır borcunu ödemeyen müşterisinin
hesabını kesti."
Hesabını bilmek: Boş yere para harcamamak, tutumlu
davranmak."Her ev kadını hesabını bilmek zorundadır."
Hesabını görmek: 1. Alacağını ödeyip ilişkisini kesmek.
2. Cezalandırmak, vücudunu ortadan kaldırmak ya da
öldürmek."Çabuk şu adamın hesabını görün!"
Hesap açmak: 1. Hesap defterinde, bir kişiye alış veriş
için alacağını borcunu kaydetmek üzere bir yer ayırmak.
2. Bankada, gereğinde çekilmek üzere yatırılan para için
işlem yapmak. 3. Birine kredi açmak, birine borçlanma
imkânı tanımak.
Hesap etmek: 1. Kazançla gideri karşılaştırıp bir sonuca
ulaşmak. 2. Düşünmek, tasarlamak, ayrıntıları gözden
geçirip ihtimalleri değerlendirmek."Hesap etmeden sakın
işe girişmeyin!"
Hesap görmek: Taraflarca alacakla vereceği karşılaştırıp
ödeşmek."Çok uzadı, hesap görmek için ne zaman bir araya
geleceğiz?"
Hesap kitap: Düşünüp taşındıktan sonra, hesap
sonunda."Hesap kitap, baktım işler kötüye gidiyor; hemen
sizi çağırdım."
Hesapsız kitapsız: 1. Sorumsuz, ölçüsüz, tutumsuz. 2.
Deftere geçirilmeden, herhangi bir belgeye
dayanmadan."Ne hesapsız kitapsız işlerin içine girmişiz
de haberimiz yokmuş."
Hesap sormak: Bir kimseyi kanunsuz, kural dışı, ahlâka
aykırı, usulsüz davranış ve sözlerinden ötürü
sorgulamak, o kişiden savunma istemek."Size hesap sormak
için mutlaka geri döneceğim."
Hesaptan düşmek: Borçtan, alacaktan, hesaptan çıkarıp
yok saymak."Elli bin lirayı hesaptan düşmeyi unutmadın
inşallah."
Hesap tutmak: Alış verişle ilgili alacağı ve vereceği
bir kâğıda ya da deftere yazmak.
Hesap vermek: 1. Herhangi bir davranışının ya da sözünün
sebebini açıklamak 2. Bir işin sorumluluğunu
üstlenmek."Rahat olun, bu konuda hesap vermek bana
düşer."
Hevesi kursağında kalmak: Çok istediği, imrendiği,
kavuşmak dilediği şeyi elde edememek."Pikniğe gitmek
istiyorduk, yağmur yağınca hevesimiz kursağımızda
kaldı."
Hevesini almak: İmrendiği, çok istediği şeye kavuşup ona
doymak.
Heyheyleri tutmak (üstünde): Çok kızıp sinirlenmek.
Hık mık etmek: Bir işi yapmamak için bahaneler ileri
sürmeye çalışmak, bir soruyu cevaplandırırken net şeyler
söylememek."Hık mık edip durma, bu işi eninde sonunda
yapacaksın!"
Hık demiş burnundan düşmüş: "Her durumuyla ona çok
benziyor" anlamında kullanılır.
Hır çıkarmak: Kavga, gürültü, patırtı ve olaya sebep
olmak."Orada hır çıkarmaya kalkışmayacaksın değil mi?"
Hızır gibi yetişmek: Dara düştüğü, çok sıkıştığı,
çaresiz kaldığı bir zaman da, beklemediği bir kişi
yardımına yetişmek.
Hiçe saymak: Hiç önem ve değer vermemek.
Hiç yoktan: Sebepsiz, ortada hiçbir neden yokken."Hiç
yoktan adamı dövemezsiniz ya!"
Hizaya gelmek: 1. Düz çizgi durumunda dizilmek. 2.
Aykırı, yanlış davranışlardan vazgeçmek; doğru yola
gelmek, düzelmek.
Hodri meydan: "Kendine güvenen ortaya çıksın" anlamında
kullanılır.
Hop oturup hop kalkmak: Ya heyecanından ya da öfkesinden
yerinde duramaz olmak.
Hora tepmek: 1. Ayaklarını yere vurarak oynamak. 2.
Gürültü çıkarmak."Yandaki sınıfta hora tepiyor, ortalığı
birbirine katıyorduk ki..."
Hor görmek (veya bakmak): Önem vermemek, değersiz
saymak, adam yerine koymamak, küçümsemek."Beni, yoksul
diye hep hor gördüler."
Hor kullanmak: Özen göstermeden, kabaca, dikkat
etmeyerek, hırpalayarak kullanmak."Çok hor
kullanmışsınız bu dolabı."
Hoş beş etmek: Şundan bundan konuşarak sohbet etmek."O
iki ihtiyar kadın hoş beş etmek için yaratılmışlar
sanki."
Hurdası çıkmak: İşe yaramayacak, kullanılamayacak hâle
gelmek.
Huyuna suyuna gitmek: İsteklerine, alışkanlıklarına,
yapısına göre onu kızdırıp ürkütmeyecek davranışlarda
bulunmak.
Huyunu suyunu almak: Onun özelliklerini, davranışlarını
ve karakterini yapısına geçirmek.
Huzur vermek: Gönül rahatlığı, iç dirliği vermek;
dinlendirmek.
Huzurunu kaçırmak: Huzurunu bozmak, tedirgin ve rahatsız
etmek.
Hüküm giymek: Mahkemece ya da birileri tarafından
kendisine ceza verilmek.
Hüküm sürmek: 1. İş başında olmak. 2. Yaygın olmak. 3.
Bir şeyin güçlü varlığı sürüp gitmek."Beşinci Kral beş
yıl hüküm sürdü."
Hükümet kapısı: Devlet dairesi."Hükümet kapıları halka
açık kılınmalıdır."
Hür düşünüş: İstediğini, düşündüğünü baskı altında
kalmadan söyleme.
Hüsn-ü kuruntu: İhtimalî bulunmadığı hâlde güzel bir
şeyin olacağını sanma, hayal etme, buna kendini
inandırma.
Hüd dağı gibi şişmek: Bir hastalık sebebi ile bir
tarafı, özellikle de karın tarafı şişmek.
|
|
|
www.edebiyatogretmeni.net

şiir
edebiyat
eğitim
Öğretmenler Edebiyat
Forumu
Sohbet Gazeteler
öss
soruları
kpss soruları
oks soruları
videolar
Şarkı Sözleri
gazeteler
Biyografiler
Koç Burcu,
Boğa Burcu,
İkizler Burcu,
Yengeç Burcu,
Aslan Burcu,
Başak Burcu,
Terazi Burcu,
Akrep Burcu,
Yay Burcu,
Oğlak Burcu,
Kova Burcu,
Balık Burcu
Tatlı Tarifleri,
Kebaplar , Köfteler,
Tavuk Yemekleri,
Makarnalar, Pilavlar,
Çorbalar,
Dolmalar,
Hamur İşleri
,
Sakatat Yemekleri,
Sandviç - Kanepeler
,
Soslar ,
Bisküviler - Kurabiyeler,
Deniz Ürünleri,
Et Yemekleri,
İçki - İçecekler,
Kekler - Pastalar
,
Reçeller - Marmelatlar,
Salatalar,
Sebze Yemekleri,
Yahniler,
Yumurta Yemekleri
Matematik,
Geometri,
İngilizce
Video İzle
Öğretmen
ÖSS
şarkı sözleri
Gazeteler
sbs
Anaokulu
Yemek Tarifleri
Rüya Tabirleri
Türkü Sözleri
Zeka Soruları
Okulöncesi
gebelik
Sağlık
slaytlar
slayt
eğitim haberleri
Zeka Oyunları
ales
burç
türkü sözleri
Şarkı Sözleri
Biyoloji
Cinsel Sorunlar
Şifalı Bitkiler
Gebelik
Burun Estetiği,
Göğüs Estetiği,
Yüz Estetiği
Fizik
Kimya
Biyoloji
aşk şiirleri
Güzel Sözler
Çanakkale
IQ Testi
Atatürk
Öss Puan Hesaplama
Zeka Testi
Msn İfadeleri
Gül Resimleri
Cilt Bakımı
Ansiklopedi
Yemek
Tarifleri
Yemek Tarifleri
Rüya
Tabirleri
Edebiyat
teknoloji
video
Mesajlar
Msn
Nickleri
Rüya Tabirleri
Türkü bilim
Teknoloji
teknoloji |