 |
 |
|
Picasa Slayt ve Fotoğraf Programı
En Güzel
Paylaşımlar İçin Mail Grubumuza Üye Olun
DEYİMLER - G

G
Gafil avlanmak: Hiç beklenmedik bir sırada yakalanmak,
habersiz ve hazırlıksız olduğu sırada zor duruma
düşürülmek."Ben gafil avlanacak bir insan değildim ama
oldu bir kere."
Gaflet basmak: Uykusu gelmek."Siz konuşurken beni bir
gaflet bastı ki hiç sorma, sizin konuştuklarınızı
anladım diyemem."
Gam yememek: Kaygılanmamak, tasa etmemek,
üzülmemek."Seni bir kez daha gördüm ya, artık gam
yemem."
Gani gönüllü: Cömert, eli bol, vermekten
kaçınmayan."Gani gönüllü insanlara artık günümüzde pek
rastlanmıyor."
Gâvur etmek: Boşuna harcamak, işe yaramaz duruma
getirmek, yerinde harcamamak."Onca parayı bu eve verip
gâvur etti."
Gâvur inadı: Yok edilemeyen, önüne geçilemeyen,
yumuşatılamayan inat."Adamın yine gâvur inadı tuttu,
gelmem deyip duruyor."
Gazel okumak: 1. Gazel söylemek. 2. Kandırmak ve
oyalamak için boş sözler söylemek."Boşuna gazel okuma,
kandıramazsın beni!"
Gece kuşu: Geceleri gezip dolaşan, bunu huy edinen
kimse."Bizim oğlan iyice gece kuşu oldu."
Geceyi gündüze katmak: Ara vermeden, devamlı çalışmak;
büyük çaba göstermek."Geceyi gündüze katıp çalıştık ve
bu evi yaptık."
Geçer akçe: Herkesçe aranılan, beğenilen, değerli
(şey)."Elimizdeki tek geçer akçemiz şu arabadır."
Geçimini sağlamak: Yaşamak için gerekli olanı elde
etmek."Geçimini sağlamak için hemen her yola başvurdu."
Geçmişini karıştırmak: Birinin ölmüşlerini yermek veya
onlara sövmek.
Geçti Bor`un pazarı (sür eşeğini Niğde`ye): "İş işten
geçti artık, fırsatı kaçırdın" anlamında kullanılır.
Gel gelelim: "Fakat, ama, ancak" ve "Ne çare ki.."
anlamlarında kullanılır."Gel gelelim onlara, daha
teklifimizi kabul etmediler."
Gelip çatmak: Vakti gelmek, kaçınılmaz olmak, çok
yakında olmak."Ödeme gününün gelip çatacağını hiç
düşünmedin mi?"
Gel keyfim gel: Bir durumdan duyulan memnunluk, işlerin
yolunda gitmesi anlatılır.
Gel zaman git zaman: Aradan epeyce bir zaman geçtikten
sonra."Gel zaman git zaman bu ikisi beraberce yaptılar
bu evi."
Gemi azıya almak: 1. Söz dinlemez olmak. 2. At, gemi
azıları arasına alıp etkisiz bırakarak süvarisinin
yönetiminden çıkmak ve kendi istediğince koşmak.
Geniş gönüllü: Heyecan ve telâş göstermeyen, merak
etmeyen, olayları hoş karşılayan."Geniş gönüllü olmak
benim için o kadar kolay değil."
Geri basmak: Geri geri gitmek."Heyecanlanınca geri
basmaya başladı."
Geri çekilmek: 1. Kaçmak, bulunduğu yerden arka arkaya
doğru gitmek. 2. Karıştığı bir işi sürdürmekten ya da
sürdürenler arasında bulunmaktan vazgeçmek."Düşmanın
çokluğu karşısında geri çekilmekten başka çaremiz
kalmamıştı."
Geri çevirmek: 1. İade etmek, geldiği yere göndermek,
kabul etmemek."Ona aldığım hediyeyi rüşvettir diye geri
çevirdi."
Geri durmamak: Bir işe girmekten kaçınmamak, o işe
girişmek."Ona bu işi yapmaktan geri durmamasını söyle,
sonunda başaracaktır."
Geri hizmet: 1. Ordunun çeşitli gereksinimleri ile
ilgili işlerin tümü. 2. Etkinliği ikinci dereceden
sayılan, kolay görev."Senin bu savaşta, geri hizmette
bulunacağını söylediler bana."
Geri kafalı: Yenilikleri kabul etmeyen, bağnaz, kafası
hurafelerle dolu.
Gıcık tutmak: Bir süre boğaz gıcıklanmasına yakalanmak,
konuşamamak."Gıcık tuttuğu için konuşmasını yarıda
kesmek zorunda kaldı."
Gıcık vermek: 1. Birini kızdırıp sinirlendirmek. 2.
Boğazı yakıp kaşındırarak öksürmeye yol açmak."Gıcık
veren bu tatlıyı yiyemiyorum."
Gık dememek: Hiç sesini çıkarmamak, yakınmamak, karşı
çıkmamak."Bütün hepsi üzerine yürüdü ama o gık demedi."
Gına gelmek: Usanmak, bıkmak."Bu işten gına geldi
artık."
Gırla gitmek: 1. Bol bol ortaya dökülüp harcanmak. 2.
Uzun sürmek.
Gırtlağına kadar borca girmek: Pek çok, ödenmesi zor
olacak şekilde borçlanmak."Nasıl gülerim, gırtlağıma
kadar borca girdim."
Gırtlak gırtlağa gelmek: Kıyasıya dövüşmek ya da dövecek
hâle gelmek."Komşumla gırtlak gırtlağa gelecektik az
kalsın."
Gidiş o gidiş: "Gitti ve kendisinden bir daha haber
alınamadı" anlamında kullanılır.
Göbeği çatlamak: Birçok güçlükleri yenmek için çok
uğraşmak, pek çok çaba sarf etmek."Onu razı edeceğim
diye göbeğim çatladı."
Göbek adı: Yeni doğan çocuğun göbeği kesilirken konulan
ad."Senin göbek adın nedir?"
Göğsü kabarmak: İftihar etmek, övünç duymak."Senin
başarılarınla göğsüm kabarıyor oğlum."
Göğüs geçirmek: Üzüntülü bir şekilde soluk almak, içini
çekmek."Eski hatıraları gözünde canlanınca derin derin
göğüs geçirdi."
Göğüs germek: Bir zorluğa dayanmak, karşı koymak."Bu
güne birçok zorluklara göğüs gererek geldik."
Göklere çıkarmak: Aşırı ölçüde övmek."Adamı bu basit iş
için göklere çıkartıp şımarttıkça şımarttılar."
Gökten zembille mi indi?: "Ona niçin ayrıcalık
gösteriliyor?", "Onun ne özelliği var ki ona özel
imkânlar tanınıyor?" anlamında kullanılır.
Gölge düşürmek: Bir şeyin önemini ve değerini azaltacak,
ününü düşürecek işler yapmak.
Gölge etmek: 1. Işığa engel olmak. 2. Bir işin
yapılmasına engel olmaya çalışmak."Gölge etme de şu işi
zamanında yapayım."
Gölgesinden korkmak: Çok korkak olmak, en basit işlere
bile girmekten korkar olmak."Gölgesinden korkan
adamlarla hiçbir işe girilmez."
Gönlü bol: Yeterli imkânlardan mahrum olmasına rağmen
eli açık davranan, cömert.
Gönlü kalmak: 1. Gücenmek. 2. İstediği hâlde elde
edemediği şey üzerinde isteği devam etmek."Gönlüm o
vitrindeki elbisede kaldı."
Gönlü kara: Başkaları hakkında kötü düşünen, onların
iyiliğini istemeyen.
Gönülden geçirmek: Bir şeyi yapmayı düşünmek, olmasını
istemek, o şeyi düşünür olmak."Ben de o işi yapmayı
gönlümden geçirmiştim."
Gönlünden kopmak: Birine iyilik yapma ya da bir şeyi
verme isteği, içinde aniden doğuvermek."Gönlünden kopanı
vermek kadar güzel bir şey olamaz."
Gönlüne göre: İsteğine uygun olarak, dilediğine
göre."Allah gönlüne göre verir inşallah."
Gönlü tok: Fazla para ve mal istemeyen, zorunlu ihtiyacı
kadarı ile yetinen, imkânları az da olsa bunu
hissettirmeyen, bu durumda dahi cömert olan."Onun kadar
gönlü tok bir adam görmedim."
Gönül almak: 1. Sevindirmek, hoşnut ettirmek. 2.
Kırılan, gücenen bir kimseyi güzel söz ve davranışlarla
yeniden hoşnut etmek."Daha fazla uzatmadan o çocukların
gönlünü almalısın."
Gönülden çıkarmak: Anmaz ve sevmez olmak."Onu gönlünden
çıkarmışsın anlaşılan."
Gönül eri: Açık yürekli, güvenilir, hoşgörüsü geniş,
ehli dil (kimse)."O ihtiyar adam tam bir gönül eriydi."
Gönül kırmak (yıkmak): Birini çok üzecek, gücendirecek
davranışta bulunmak."Gönül kırmakta üstüne yoktur onun."
Gönüllü gönülsüz: Pek de istekli olmayarak.
Gönül okşamak: Birini hoş bir davranış ve sözle
sevindirmek."Gönlünü okşamak mı istiyorsun, bir gül uzat
ona."
Gönül yapmak: Hoşa giden davranışlarla veya sözle
birinin kırgınlığını gidermek.
Görüş açısı: Bir soruna yaklaşma, onu ele alma
biçimi."Dar bir görüş açısı ile sorunlar çözümlenemez."
Gövde gösterisi: Belli bir amaç için güçlerini
birleştiren kalabalıkların yaptıkları
gösteri."...partisi büyük bir gövde gösterisi yaptı."
Göz açamamak: İşlerinin yoğun oluşu sebebiyle başka bir
şeyle ilgilenme imkânı bulamamak."Şu büronun işleri
yüzünden göz açamıyorum."
Göz açıp kapayıncaya kadar: Çok çabuk, kısa bir
zamanda."O işi göz açıp kapayıncaya kadar yaparız."
Göz açtırmamak: Baskı altında bulundurarak başka bir
şeyle uğraşmasına fırsat vermemek."Çalışan işçilere hiç
göz açtırmadı."
Göz alıcı: Alımlı; şekli, rengi ve güzelliği ile dikkat
çekici."Oldukça göz alıcı bir elbise."
Göz atmak: Kısaca, dikkatli değil de şöyle bir
bakıvermek; üzerinde fazla durmadan elden
geçirmek."Kütüphaneye şöyle bir göz atıp gitti."
Göz boyamak: Gösterişle aldatmak, bir şeyi iyi gibi
göstermek, kandırmak, yanıltmak.
Göz bebeği: Pek değerli, sevgili, çok önem verilen
(kimse)."Babam benim göz bebeğimdir."
Gözdağı vermek: Korkutmak, tehdit etmek, istediğini
yaptırmak için yıldırmak."Ona öyle bir gözdağı verin ki
bir daha buralara ayak basmasın!"
Gözden çıkarmak: Bir malın elinden çıkmasına katlanmak,
bir şeyden vazgeçmek ve yokluğuna razı olmak."Evi ister
istemez gözden çıkardılar."
Gözden düşmek: Kendisine daha önce duyulan sevgi ve
ilgiyi kaybetmek."Eskisi gibi top oynayamayan Ali bir
senede gözden düştü."
Gözden geçirmek: 1. Okumak. 2. Durumu incelemek. 3.
Niteliğini anlamak için bir şeyin her yanına
bakmak."Yapılan işleri gözden geçirdiniz mi?"
Gözden kaybolmak: Ortadan çekilmek, görünmez olmak."Adam
biraz önce buradaydı ama gözden kayboldu."
Gözden ırak olan gönülden de ırak olur: "Ayrı düşenlerin
arasındaki sevgi de zamanla azalır" anlamında
kullanılır.
Gözden kaçmak: Farkına varılmamak, ortadan çekilmek,
görülmemek."Nasıl oldu da gözden kaçırdık onu."
Gözde tütmek: Çok özlemek, hasret çekmek."Yıllardan beri
gözümde tüten köyüme yarın kavuşuyorum!"
Göz dikmek: Bir şeyi ele geçirmek isteğinde
olmak."Komşusunun tarlasına göz dikti."
Göz doldurmak: Hâli, tavrı ve görünüşü ile beklenenden
çok etkilemek."Vitrine konan elbiseler göz dolduruyor."
Göze almak: Bir iş nedeniyle karşılaşabileceği her türlü
zararı ve tehlikeyi önceden kabullenmek."Vatan için kim
ölümü göze almaz ki?"
Göze batmak: 1. Başkalarını aşırı söz ve davranışlarıyla
tedirgin etmek. 2. Kıskançlığa, çekememezliğe yol
açmak."Her davranışınla gözüme batıyorsun. Kendine bir
çeki düzen ver."
Göze çarpmak: Görünüşü ile dikkati üzerine çekmek."O
uzun boyuyla hemen göze çarpıyordu."
Göze girmek: Yetenekleri ve davranışları ile çevresinde,
bulunduğu yerde sevgi ve güven kazanmak."Kısa zamanda
göze girmeyi başardı."
Göze göz, dişe diş: Misilleme; aynı biçimde kötülük
yapıp öç alma, kötülüğü yapandan acısını
çıkarma."Düşmanla artık göze göz, dişe diş mücadele
edilecektir."
Göz gezdirmek: 1. Derinlemesine incelemeden okumak. 2.
Bir şeyi, bir yeri pek fazla dikkat etmeden çabucak
incelemek."Raftaki mallara şöyle bir göz gezdirip
çıkalım."
Göz göre göre: Apaçık şekilde, herkesin gözü önünde."Göz
göre göre yaktılar zavallının evini."
Göz gözü görmemek: Dumandan, karanlıktan ya da yoğun
tozdan hiçbir şey görülmez olmak."Sokağa çıkmıştık,
ancak sisten göz gözü görmüyordu."
Göz hakkı: Görülüp de imrenilen yiyeceklerden görenlere
çıkarılan pay, imrenmelerini yok edecek küçük
parça."Çocukların göz hakkını ayırmayı da sakın
unutmayın."
Göz hapsine almak: Gözetlemek, bir şeyin üzerinden
bakışlarını ayırmamak, birinin hiçbir davranışını gözden
kaçırmamak."Askerler, kaçak mahkûmun sığındığı evi bir
saat kadar göz hapsine aldılar."
Göz kamaştırmak: 1. Hayran bırakmak. 2. Güçlü, parlak
bir ışığın kısa bir zaman için görüşü bulandırması,
bakılan yeri görmez etmesi."Kapıdan çıkar çıkmaz göz
kamaştıran bir ışığın etkisine girip donakaldılar."
Göz kararı: Gözle oranlanarak belirtilen miktar, gözle
yapılan ölçme ya da oranlama."Kumaşı göz kararı ölçüp
verdi."
Göz kesilmek: Bütün dikkatiyle bakmak."Yoldan geçen
adama göz kesildi."
Göz kırpmadan: 1. Hiç duraksayıp çekinmeden. 2.
Acımadan, merhamet etmeden."Çocukları göz kırpmadan
kurşuna dizdiler."
Göz kırpmak: Karşısındakine göz kapağını açıp kapatarak
işaret vermek, bu şekilde meramını anlatmaya çalışmak;
bir şeyi onayladığını ya da doğru olmadığını gözünü açıp
kapayarak belirtmek."Kalabalık içinde birbirlerine göz
kırparak gülümsediler."
Göz kırpmamak: 1. Hiç uyumamak. 2. Tehlikeye
aldırmamak."Bu gece hiç göz kırpmadım, hep seni
düşündüm."
Göz kulak olmak: 1. Korumak, bakmak, gözetmek. 2. Görme
ve işitme yoluyla öğrenmeye çalışmak."Yolda ona göz
kulak ol da başına bir şey gelmesin."
Gözleri bulutlanmak: Gözleri yaşararak çevreyi bulanık
görmek.
Gözleri dolmak: Ağlayacak gibi olmak, göz pınarlarına
yaş yürümek."Hiç beklemediği bir anda beni karşısında
görünce gözleri dolu dolu oldu."
Gözleri fal taşı gibi açılmak: Hayret, şaşkınlık ve öfke
gibi sebeplerle gözleri iri iri açılmış olmak.
Gözleri fıldır fıldır etmek: Gözleri zekice, çabuk çabuk
dönerek her tarafa bakmak.
Gözleri kan çanağına dönmek: Uykusuzluk, ağlama,
kızgınlık ya da bir şeyin kaçması sebebiyle gözlerin çok
kızarmış olması.
Gözleri kapanmak: 1. Çok uykusu gelmiş olmak. 2.
Ölmek."Yemeği yer yemez gözleri kapandı, horlamaya
başladı."
Gözlerine inanmamak: Hiç beklemediği bir anda bir şeyi
görüp çok şaşırmak, bu sebeple gördüğünün gerçek
olduğuna inanmamak."Gözlerime inanamıyorum, sen misin
Ahmet?"
Gözlerini (gözünü) kan bürümek: Çok öfkeli, kinli olmak;
her kötülüğü yapacak hâle gelmek."Bir adamın gözlerini
kan bürümesin, ondan her türlü belâ beklenebilir."
Gözlerinin içi gülmek: Çok sevindiğini gözlerinden ve
yüzünden belli etmek."Sınıfını geçtiğini öğrenen
Halim`in gözlerinin içi gülüyordu."
Gözleri yaşarmak: Üzücü ve duygulandırıcı bir durum
karşısında gözlerinden yaş gelmek."Gurbetteki oğlundan
gelen mektup eline tutuşturulunca gözleri yaşardı."
Gözleri yollarda kalmak: Özlemle beklemek.
Göz nuru dökmek: Göz emeği harcamak; gözün dikkatini,
elin emeğini gerektiren ince bir iş yapmak ve işte uzun
süre çalışmak."Onca göz nuru döktüğü el işleri ürünleri
çok ucuza satılınca kahroldu."
Göz önünde tutmak (bulundurmak): Dikkate almak. Herhangi
bir durumun nasıl bir sonuca yol açacağını hesaba
katmak."Yola çıkıyorsunuz ama yağmuru da göz önünde
tutun."
Göz ucuyla bakmak: Belli etmemeye çalışarak, başını
çevirmeden göz kenarı ile yandan bakmak."Yabancı
askerlere göz ucuyla bakmaya başladı."
Gözü aç: Aç gözlü, doymak bilmeyen, gerektiğinden
fazlasını isteyen."Gözü aç insanlar topluma huzur
vermezler."
Gözü açık: Uyanık, kurnaz, çıkarlarını iyi kollayan,
becerikli, zeki."Senin çocuk gözü açık birisi olacak
galiba."
Gözü açık gitmek: Çok istediği şeylere kavuşamadan
ölmek."Halam `gurbete giden oğluma kavuşamadan ölürsem
gözüm açık gider` dedi."
Gözü açılmak: Yararlıyı yararsızı, iyiyi kötüyü ayırt
edebilir duruma gelmek."Yaşı büyüdükçe gözü de açılmaya
başladı."
Gözü arkada kalmak: Kendisi ayrıldıktan sonra, bıraktığı
şey veya kimse ile ilgili tedirginliği sürmek, merak
etmek."Köyden ayrılıyordu ama gözü de arkada kalmıştı."
Gözü bağlı: 1. Sorup soruşturmadan, anlayıp anlamadan.
2. Gafil, çevresinde olup bitenlerin farkında
olmayan."Hiçbir zaman gözü bağlı biri olmanı istemem
senin."
Gözü dalmak: Gözlerini bir noktaya dikerek dalgın dalgın
bakmak."Zavallı ihtiyar bir noktaya gözü dalmış öylece
duruyordu."
Gözü doymak: Çok istenen bir şeye kavuşup, artık istemez
duruma gelmek."Sanırım şimdi gözün doymuştur, daha
istemezsin artık."
Gözü gibi sakınmak (esirgemek): Bir şeye aşırı derecede
ilgi duymak, onu koruyup gözetmek, dikkatle muhafaza
etmek."Çocuğunu gözü gibi sakınıyordu kadıncağız."
Gözü hiçbir şey görmemek: Heyecana, öfkeye ya da önem
verdiği bir işe kapılıp başka hiçbir şeyle uğraşamaz
duruma gelmek."Kendinden öylesine geçmişti ki gözü
hiçbir şeyi görmez olmuştu."
Gözü ısırmak: Bir kimseyi sanki tanır gibi olmak.
Gözü ilişmek: İstemeden, birdenbire, rastgele görmek.
Gözü kesmek: Bir işi yapabilme konusunda başkalarına ve
kendisine güvenmek."Onca işi yapmaya gözün kesiyor mu?"
Gözü kara (veya pek): Cesur, atak, korkusuz, tehlikeli
işlere tereddüt etmeden girebilen."O gözü kara bir
insandı."
Gözü korkmak: Daha önce başından geçen kötü bir
denemeden sonra, birinden veya bir şeyden zarar
gelebileceği endişesine kapılmak ve o işi yapmaktan
çekinmek.
Gözünde büyümek: Olduğundan fazla büyük ya da güç
görünmek."Onca yolu nasıl yürüyeceğim, gittikçe gözümde
büyüyor."
Gözünde büyütmek: Bir şeyi, olayı, kimseyi veya işi
abartmak.
Gözlerinden uyku akmak: Çok uykusu geldiği için göz
kapakları kapanır gibi olmak."Çocukcağızın gözlerinden
uyku akıyor, şunu yatağına yatırın."
Gözüne bakmak: 1. Verilen emri yapmak üzere işaret
beklemek, işareti verecek kimseyi gözlemek. 2.
Gerektiğinden fazla dikkat göstermek, koruyup
gözetmek."Üç kuruş para verecek diye adamın gözünün
içine bakıyor, ne derse yapıyoruz, daha ne istiyor
bizden."
Gözüne dizine dursun: Nankörlük eden kimseye karşı
söylenen ilenme sözü. " Allah, bu nankörlüğünün cezasını
versin." anlamında kullanılır.
Gözüne girmek: Birinin sevgi ve ilgisini kazanmak.
Gözüne sokmak: 1. Görmek istemediği bir şeyi zorla
göstermek. 2. Bir çaba sonucu, bir kimseyi büyüğünün
beğenmesini sağlamak."Kalemi gözüne sokarcasına uzattı."
Gözüne uyku girmemek: Uykusuz kalmak, hiç
uyumamak."Gözüme uyku girmedi bu gece."
Gözünü açmak: 1. Uyanık, dikkatli olmak. 2. Birisine
bilgiler vererek görüşünü genişletmek."Gözünü aç, işini
kimseye kaptırma."
Gözünü ayırmamak: Bir şeye devamlı bakmaktan kendini
alamamak."Devamlı yola bakıyor, gözünü ayıramıyordu."
Gözünü çıkarmak: Zarara uğratmak, bir işi kötü biçimde
yapmak, iyi yerine kötüyü seçmek."Öyle bir taş attı ki
az kalsın kuzunun gözünü çıkaracaktı."
Gözünü daldan budaktan esirgememek (veya sakınmamak):
Tehlikeli işlere girişmekten çekinmemek."Sen ki
gençliğinde gözünü daldan budaktan sakınmazdın, ne oldu
sana böyle?"
Gözünü dört açmak: Bir hileye düşmemek, aldanmamak için
çok dikkatli olmak."Gözünü dört aç da kuru odun yerine
yaş odun koymasınlar."
Gözünü kan bürümek: Birisini öldürecek kadar
öfkelenmek."Katillerin gözünü kan bürümüştü, önlerine
çıkanı öldürüyorlardı."
Gözünü kapamak: 1. Görmezlikten gelmek, yapışına ses
çıkarmamak. 2. Ölmek."Dedem gözünü kapayınca o koca aile
birdenbire dağılıvermiş."
Gözünü korkutmak: Yıldırmak, karşı duramaz hâle
getirmek."İlk işi, adamlarıyla kasaba halkının gözünü
korkutmak oldu."
Gözünün önünden gitmemek: Unutamamak, her an görür gibi
olmak."Gözümün önünden gitmiyor onun hayâli."
Gözünün yaşına bakmamak: Hiç acımamak, merhamet
etmemek."Gözünün yaşına bakmadan hapse attılar adamı."
Gözü pek (kara): Korkusuz, atılgan, cesur, tehlikelere
aldırmayan."Gözü pek insanlardan korkulmaz, çünkü onlar
kartlarını açık oynarlar."
Gözü sulu: En küçük sevinç ya da üzüntü karşısında hemen
ağlayıveren, gözyaşlarını tutamayan."Senin kız da amma
gözü sulu biriymiş."
Gözü tok: Elinde imkânlar olsun olmasın, mal-mülk veya
paraya düşkün olmayan, cömert."O mu? Gözü tok bir
insandır, inanın."
Gözü tutmak: Güvenmek, beğenmek."O adamı gözüm tuttu
benim."
Gözü üzerinde olmak: Bir şeye, bir kimseye sık sık
bakarak ne durumda olduğunu kontrol etmek, dolayısıyla
kötü bir sonuca meydan vermemeye çalışmak."Gözünüz
üzerinde olsun, devamlı izleyin onu."
Gözü yılmak: Daha önce denediği için o durumla
karşılaşmaktan korkmak, o işe girişmekten
çekinmek."Sebzecilik işinden gözüm yıldı, bir daha bu
işe girişeceğimi sanmıyorum."
Gözü yükseklerde olmak: Hâlen bulunduğu durumdan daha
yüksek bir duruma ya da mevkiye çıkmak istemek, böyle
bir amacı gütmek."Bundan böyle küçük şeylerle yetinme,
gözün yükseklerde olsun daima."
Göz yummak: Kabahatlerini, kusurlarını hoş karşılamak,
görmezlikten gelmek, bağışlamak."Sana bu yaşa gelinceye
kadar göz yumdum, ama artık yeter."
Göz yummamak: 1. Hoş görmemek, bağışlamamak. 2. Hiç
uyumamak."Sabaha kadar gözlerimi yummadım."
Gururunu okşamak: Bir kimseyi yüzüne karşı överek,
becerilerini söyleyerek duygulandırmak.
Gücüne gitmek: Bir söz, bir davranış bir kimsenin
onuruna dokunmak, o kimseye ağır gelmek."Doğrusu onun bu
sözleri gücüme gitti, çünkü hak etmedim o sözleri."
Güllük gülistanlık: Sorunları bulunmayan; neşe, bolluk
ve huzur içinde olan yer."Ne zaman güllük gülistanlık
içinde olacağız acaba?"
Gülmekten kırılmak: Aşırı ölçüde gülmek, çok gülmekten
halsiz düşmek."Ne matrak adamdı, hareketlerine gülmekten
kırıldık hepimiz."
Gülüp geçmek: Bir durumu umursamamak, aldırış etmemek,
gülünç bulup üzerinde durmamak."Gülüp geçilecek bir iş
sanmayın sakın, ciddi durun üzerinde."
Günaha girmek: Dini bakımdan suç sayılacak bir iş yapmak
ya da söz söylemek."Sebepsiz yere adam öldürmek, günaha
girmek demektir."
Günaha sokmak: Günah işlemesine yol açmak, dinin
buyrukları dışına çıkmasına zemin hazırlamak."Kes sesini
de bizi günaha sokma."
Günahını vermez: "Çok cimri, eli sıkı, hasis" kimselerin
durumunu anlatmak için kullanılır.
Günah işlemek: Dince suç sayılan bir iş
yapmak."Yetimlerin malını yiyerek günah işleyenlerden
mutlaka hesap sorulacaktır."
Gün almak: 1. Bir iş yapmak için ilgili kişiden gün
ayırmasını; belirli bir tarih tespit etmesini istemek,
randevu almak. 2. Yaşını bitirip daha sonraki yılın bir
ya da birkaç gününü almak."Doktordan gün almayı
unutmamışsındır umarım."
Gün batmak: Güneş batmak."Gün batmadan yola çıkmalıyız."
Güneş almak: Bir yere güneş ışığı ulaşmak."Evin bir
odası güneş almıyor."
Gün görmek: Bolluk, mutluluk, esenlik içinde huzurlu
günler geçirmek."Kaygılanma evlâdım, daha çok günler
göreceksin inşallah."
Gün görmüş: Başından nice işler geçmiş, tecrübeli, görüp
geçirmiş, çok yaşamış."Gün görmüş insanlarla konuşmaktan
zevk alırım."
Gün ışığına çıkmak: Aydınlanmak, açıklığa kavuşmak,
anlaşılır olmak."İşlediği tüm suçlar yakında gün ışığına
çıkacaktır."
Günleri sayılı olmak: 1. İçinde olunan günlerde ölecek
olmak. 2. Bulunduğu yerde kalmak için birkaç günü
kalmak."Doktorlara bakılırsa anneannemin günleri
sayılıymış."
Günü birliğine: Sabah gidip akşam dönmek üzere."Size
günü birliğine konuk olmak istiyoruz."
Günün adamı: 1. Zamanın gereğine göre tutum ve yön
değiştiren, çıkarını gözeten kimse. 2. Kendisinden o
günlerde çok söz edilen.
Gününü doldurmak: Bir işin gerçekleşmesi için geçmesi
gereken zamanı tamamlamak."Gününü doldurur doldurmaz
senetleri avukata verin."
Gününü gün etmek: Eline geçen imkânları değerlendirmek,
hiçbir şeyi dert edinmeyip hoşça vakit geçirmek."Gününü
gün eden yöneticilerden kurtulacağımız günler yakındır."
Gürültüye (patırtıya) pabuç bırakmamak: Korkutmalara,
tehditlere aldırış etmeyip dilediği gibi davranmak."Öyle
her gürültüye pabuç bırakacak bir adam mı sanıyorlar
beni?"
Güven beslemek: Bir kimseye, bir şeye güven duymak,
inanmak, itimat etmek."O adama güven beslediğiniz için
pişman olmayacaksınız."
Güvendiği dağlara kar yağmak: Güvendiği kimselerden
yardım alamamak, güvendiği bir şeyin işe yaramadığı
anlaşılmak."Çok umutlusun, inşallah güvendiğin dağlara
kar yağmaz."
Güven kazanmak: Söz, davranış ve yaptığı işlerle
çevresindekileri kendisine inandırmak."İnsan, önce güven
kazanmalıdır."
Güven vermek: Kendisinin güvenilir bir kişi olduğu,
kendisine itimat edilebileceği duygusunu
uyandırmak."Oldukça güven veren birisin."
|
|
|
www.edebiyatogretmeni.net

şiir
edebiyat
eğitim
Öğretmenler Edebiyat
Forumu
Sohbet Gazeteler
öss
soruları
kpss soruları
oks soruları
videolar
Şarkı Sözleri
gazeteler
Biyografiler
Koç Burcu,
Boğa Burcu,
İkizler Burcu,
Yengeç Burcu,
Aslan Burcu,
Başak Burcu,
Terazi Burcu,
Akrep Burcu,
Yay Burcu,
Oğlak Burcu,
Kova Burcu,
Balık Burcu
Tatlı Tarifleri,
Kebaplar , Köfteler,
Tavuk Yemekleri,
Makarnalar, Pilavlar,
Çorbalar,
Dolmalar,
Hamur İşleri
,
Sakatat Yemekleri,
Sandviç - Kanepeler
,
Soslar ,
Bisküviler - Kurabiyeler,
Deniz Ürünleri,
Et Yemekleri,
İçki - İçecekler,
Kekler - Pastalar
,
Reçeller - Marmelatlar,
Salatalar,
Sebze Yemekleri,
Yahniler,
Yumurta Yemekleri
Matematik,
Geometri,
İngilizce
Video İzle
Öğretmen
ÖSS
şarkı sözleri
Gazeteler
sbs
Anaokulu
Yemek Tarifleri
Rüya Tabirleri
Türkü Sözleri
Zeka Soruları
Okulöncesi
gebelik
Sağlık
slaytlar
slayt
eğitim haberleri
Zeka Oyunları
ales
burç
türkü sözleri
Şarkı Sözleri
Biyoloji
Cinsel Sorunlar
Şifalı Bitkiler
Gebelik
Burun Estetiği,
Göğüs Estetiği,
Yüz Estetiği
Fizik
Kimya
Biyoloji
aşk şiirleri
Güzel Sözler
Çanakkale
IQ Testi
Atatürk
Öss Puan Hesaplama
Zeka Testi
Msn İfadeleri
Gül Resimleri
Cilt Bakımı
Ansiklopedi
Yemek
Tarifleri
Yemek Tarifleri
Rüya
Tabirleri
Edebiyat
teknoloji
video
Mesajlar
Msn
Nickleri
Rüya Tabirleri
Türkü bilim
Teknoloji
teknoloji |