Reşat
Nuri GÜNTEKİN - Çalıkuşu
KİTABIN ADI
|
ÇALIKUŞU
|
KİTABIN YAZARI
|
REŞAT NURİ GÜNTEKİN |
YAYIN EVİ
|
INKILAP |
BASIM YILI
|
1993 |
SAYFA SAYISI
|
408 |
KİTABIN KONUSU:
Evleneceğinden önceki gün Feride nişanlısı Kâmran’ın daha
önceden kendisini aldattığını öğrenir. Bunun üzerine Feride
kaldığı teyzesinin evini terk eder ve Fransız Lisesi’nde
aldığı eğitime
güvenerek Anadolu’da
öğretmenlik yapmaya karar
verir. Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde
öğretmenlik yapar.
Bu görevi sırasında Feride Anadolu insanının sorunlarıyla
karşı karşıya gelir. Genç ve güzel bir kadın olan Feride
gittiği yerlerde rahata eremeyecek sürekli yapılan
dedikodular nedeniyle günleri üzüntü içinde geçecektir.
KİTABIN ÖZETİ:
Feride hareketli, yaramaz ve aynı
zamanda da dışarı hiçbir zaman vurmasa bile duygusal bir
kızdır. Üç yaşına kadar Musul’da yaşamış olan Feride
buradaki kuraklıktan dolayı ailesi ile birlikte Kerbelâ’ya
göçmüştür. İstanbul’a göçmeden önce altı yaşındayken
annesini kaybeder. Bundan sonra Feride teyzesinin yanına
İstanbul’a gelir. İstanbul’da yeni akrabalarıyla tanışan
Feride, burada da yaramazlıklarını sürdürür. Yalnız bir tek
Besime Teyzesinin oğlu olan Kâmran’a karşı çekingenliği ve
cesaretsizliği vardır. Kâmran ise yaşça Feride’den büyüktü
ve çok uslu ve ağırbaşlı biridir. Feride dokuz yaşındayken
de büyükannesini kaybetmiştir. Sonra Feride on sene boyunca
okuyacağı Sör Mektebi’ne yazılır. Okula başladıktan kısa bir
süre sonra da babasını kaybeder. Yaramazlıklarına okulda da
devam eden Feride bu yüzden arkadaşlarından ayrı bir
şekilde tek başına oturtulmuştur.
Feride birçok kişinin cesaret edemeyeceği işlerde
yapardı. Meselâ her teneffüs okullarındaki ağaca tırmanır ve
daldan dala atlardı. İşte bunu gören muallim ona “Bu kız
insan değil ÇALIKUŞU” diye bağırmış ve o günden sonra
Feride’nin adı ÇALIKUŞU olarak kalmıştır.
Feride ile Kâmran genelde birbirleriyle kavga
ederler. Ama ikisinin esas ilişkisi Feride’nin yine ağacın
üstündeyken bir akşam Kâmran ile Neriman adında dul bir
kadının konuşmalarını duymalarıyla başlar. Bu günden sonra
Kâmran Feride’den korkmaya başlamıştır ve ona, bu olayı
kimseye anlatmaması için, düzenli aralıklarla hediyeler
gönderir. Fakat bu hediyeler Feride’yi kızdırıyordur. Bir
yaz Feride Tekirdağ’a başka bir teyzesini yanına gider.
Teyzesinin kızı Müjgân Feride’nin çok sevdiği, ağırbaşlı ve
Feride’ye ailede tek söz geçirebilen kişidir. Feride okulda,
arkadaşları kendi sevgililerinden konuşurlarken o da konunun
dışında kalmamak için, Kâmran’ı kendi sevgilisi gibi
anlatmıştır. Feride bunu Müjgân ablasına anlattığı zaman ,
Müjgân, Feride’nin Kâmran’ı sevdiğini anlar ve her zaman
Feride’nin ağzından Kâmran’la ilgili laf almaya çalışır.
Kâmran Müjgân’ın da düşündüğü gibi o yaz Tekirdağ’a gider.
Bir gün salıncakta sallanırken Kâmran Feride’ye evlenme
teklif eder ve daha sonra nişanlanırlar.
Feride Müjgân ablasının önceden de tahmin ettiği
gibi Kâmran’ı çok seviyordur fakat nedense Kâmran’a karşı
çok çekingen davranıyordur. Onunla yan yana gelmemeye özen
gösteriyor ve doğru düzgün konuşmuyordur. Kısaca Kâmran’dan
kaçıyordur.
İstanbul’a döndükten bir süre sonra Kâmran,
amcasının teklifini Feride ile birlikte değerlendirir ve en
sonunda memuriyetini yapmak için amcasının yanına Avrupa’ya
gitmeye karar verir. Bu memuriyet dört sene olmasına rağmen
ikisi için de çabuk geçer. Fakat düğüne üç gün kala hiç
beklenmedik bir olay olur. Feride bahçede dolaşırken kapının
önünde siyah çarşaflı bir kadın görür ve o kadın Feride’ye
Kâmran’ın Avrupa’da başka bir kadını sevdiğini söyler.
Yanında Kâmran’ın yazdığı bir mektubu getirir. Bu olayı
öğrenen Feride derhal evi terk eder ve kendi hayatını kurmak
ve yaşamak için Anadolu’ya gitmeye karar verir.
İstanbul’dan çıkmadan önce Feride annesini dadısı
olan Gülmisal Kalfanın evinde kalır. Yaklaşık bir bir buçuk
aylık bir beklemeden sonra Bursa’nın merkez rüştiyesinde
Coğrafya ve Resim muallimliğine tayin edilir. Fakat
Feride Bursa’ya gittiğinde bir başkasının daha aynı göreve
atandığını görür. Bir aylık bir beklemeden sonra bu görev
Feride’ye çıkartılmıştır. Fakat Feride müdürün ısrarcı
teklifleri ve diğer öğretmenin ağlayışları ile hazırlanan bu
tuzağa, hayat tecrübesi olmadığı ve kalbinin çok temiz
olması nedeniyle düşerek, görevinden istifa edip Bursa’nın
yakınında Zeyniler Köyünde muallimliğe geçer. Müdürün
Feride’yi kandırmak için öve öve bitiremediği Zeyniler Köyü
daha doğru dürüst yolu olmayan hatta okulu bile ahırdan
bozma bir yerdir.
Feride önceleri hiç sevmediği o can sıkıcı ve
karanlık yeri alıştıkça sevmeye başlıyordur. Bu köyde hemen
derse başlamış ve öğrencilerle iyi ilişkiler kurmuştur.
Fakat öğrencilerinin arasında Munise adında bir kız onu çok
etkilemiştir. Bu kız babası ve ablasıyla kalıyordur. Bu kızı
çok sevdiği için onunla diğerlerine oranla daha fazla
ilgileniyordur. Bir gün Munise bir kabahat işler ve babası
onun üzerine yürüyünce evden kaçar. Karlarla bir gün
boğuştuktan sonra Munise Feride’ye sığınmaya karar verir.
Feride bu olay üzerine, Munise’nin babasından da izin alıp
onu evlatlık edinir.
Feride her geçen gün bu küçük köye alışmaktadır.
Bir gün köye bir müfettiş gelir ve okullarını ziyaret eder.
Daha önceden de belirttiğim gibi ahırdan bozma bu okulu
müfettiş gördüğünde bu okulda ders yapılamayacağını söyler
ve okulu kapatmaya karar verir. Feride’ye ise onu başka bir
okula tayin edeceğini söyler. Feride, Maarif Müdürünün
yanına gittiğinde müdür ona açıkta yer olmadığını söyler.
Ama müdürün odasında eski bir arkadaşını görüp, onunla
Fransızca konuşmaya başlayınca bu olay sayesinde Bursa
Darülmuallimatında çalışmaya başlar.
Feride bu okulda da çok mutlu olmuş ve yine
öğrencilerle çok iyi ilişkiler kurmuştur. Artık Feride çok
güzel bir genç kız olmuştur. Bu güzelliği nedeniyle
kendisine Bursa’da “ipekböceği” ismini takarlar. Okul çok
iyi gidiyordur fakat okulda çok sevdiği ve kendisine çok
yakın hissettiği Şeyh Yusuf Efendi, Feride’ye aşık olmuştur.
Üstelik bunu Feride’den başka herkes bilmektedir. Bir gün
bunu bir arkadaşı Feride’ye söyleyince Feride çok utanır ve
artık insan içine çıkamaz olur. Çünkü Şeyh Yusuf hastalanıp
ölünce Feride’ye herkes suçluymuş gibi bakar ve Feride buna
daha fazla dayanamayarak Çanakkale’ye gider.
Maarif Müdürünün emriyle
Çanakkale Rüştiyesi’ne emri çıkan Feride,
Munise’yi de alarak Çanakkale’ye yerleşir. Fakat güzelliği
burada da herkesin dikkatini çeker ve bu sefer ona
“Gülbeşeker” ismini takarlar. O çevrenin en zengin ailesinin
kızlarının öğretmenliğini yapan Feride, kızın da isteğiyle
konağa davet edilir. Fakat bu davetin sebebi başkadır.
Konağın sahibi Nerime Hanımın amcasının oğlu İhsan,
Feride’yi beğenmiştir. Davetin esas sebebi evlenme
teklifidir. Fakat Feride bu teklifi herkesi şaşırtacak
şekilde reddeder. Bu olaydan kısa bir süre sonra Hafız
Kurban Efendi adında evli bir adamdan daha evlenme teklifi
alan Feride bu teklifi de reddeder. Tabii Feride artık
sokağa çıkamaz olmuştu.
Bir süre sonra da Nazmiye adında bir arkadaşının
davetini iyi niyeti nedeniyle kabul eden Feride başına neler
geleceğini bilmiyordur. Arkadaşı Feride’ye nişanlısını ve
nişanlısının en yakın arkadaşı olan Burhanettin adında
birini tanıştırır. Daha sonra yemeğe indiklerinde bütün
salon Burhanettin ve Gülbeşeker diye inliyordur. Bu davet
aslında Burhanettin Bey ile Feride’nin arasını yapmak için
düzenlenmiştir. Bu olaydan sonra Feride artık Çanakkale’de
de daha fazla kalamayacağını anlar ve okulun müdiresinin
birkaç yakın arkadaşı ile görüşmek için İzmir’e gider.
Fakat burada işler istediği gibi gitmez. En
sonunda oranın en zenginlerinden birinin kızlarına Fransızca
dersi vermeyi kabul eder. Artık Feride ve Munise köşkte
kalıyorlardır. Fakat köşkün sahibinin oğlu Cemil Bey gece
Feride’yi merdivenlerde sıkıştırır. O evden ayrılmadan önce
Kâmran’ın önceki yaz evlendiği haberini alır. Daha sonra
Maarif İdaresine gittiği zaman Kuşadası’nda Türkçe ve resim
muallimine ihtiyaç olduğunu öğrenir. Feride bu görevi kabul
ettikten sonra, Anadolu yolculuğunda son durağı olan
Kuşadası’na hareket eder.
Kuşadası’nda okulu
istediği gibi yöneten Feride burada da mutluluğu bulmuştur.
Ancak Kuşadası’na gittikten bir ay sonra muharebe başlar ve
okul, kumandanlığın emriyle hastaneye dönüştürülür. Feride,
daha önce Zeyniler’de tanıştığı bir doktoru, Hayrullah
Bey’i, burada tekrar görünce, onun ısrarı sonucu hastane de
hemşirelik yapmaya başlar. Hemşireliğe başladıktan bir ay
sonra Feride’nin hastası İhsan Bey olur. İhsan Bey
muharebede ağır yaralanmış ve ameliyat edilmiştir. Feride
hem İhsan Bey’e acıdığı hem de Kâmran’ı unutmak için, İhsan
Bey’e evlenme teklifi etmiş fakat kendine acındığını anlayan
İhsan Bey bu teklifi reddetmiştir.
Muharebe bittikten sonra mektep tekrar kurulur ve
Feride “Müdire” olur. Fakat acılar burada da Feride’yi
bırakmaz ve Feride Munise’yi toprağa vermenin üzüntüsü ile
tam on yedi gün boyunca kendine gelemez. Onun bu durumunu
gören ve onu bir kızı gibi seven Hayrullah Bey, Feride’yi
iyileşinceye kadar bekler ve onu yanına alır. Bu olaydan
sonra Feride artık Hayrullah Bey ile birlikte kalmaya
başlar. Fakat Feride’nin Hayrullah Bey’in yanında kalması
halk tarafından hoş karşılanmaz ve ikisi hakkında kötü
dedikodular çıkar. Bunun üzerine Hayrullah Bey dedikoduları
engellemek için Feride ile evlenir.
Feride ise evlenmeyi kabul ederken hayatında ilk
ve tek sevdiği Kâmran’dan da ayrılmış oluyordu. Bu durumu
anlayan Hayrullah Bey ölmeden önce son isteği olarak
Feride’den İstanbul’a gitmesini ister ve Feride’ye
Kâmran’a iletmesi için bir mektup verir. Bu mektupta
Kâmran’a Feride’nin kendisini ne kadar sevdiğini yazar.
Ayrıca mektubun içine bu kitabı oluşturan Feride’nin
günlüğünü de koyar.
Feride bu son istek üzerine İstanbul’a gittiğinde
Kâmran’ı ne kadar sevdiğini bir kez daha anlar. Kâmran’da
evlendiği kadını kaybetmiştir. Ayrıca Kâmran evlense bile
yalnızca Feride’yi sevmiştir. Kâmran bu günlüğü okuyunca
Feride’nin de kendisini sevdiğini anlar. Bunu amcasına
anlattığında amcası ve Kâmran, Feride’nin haberi olmadan
kadıya giderler ve nikâh kıydırırlar. Böylece Feride bu
kadar acıdan sonra haberi olmadan hayatta en çok istediği
kişiyle evlenir ve en sonunda mutluluğu bulur.
KİTABIN ANAFİKRİ:
Bence bu kitabı okuduktan sonra şöyle bir yargıya
ulaşabiliriz: “Bazı olaylardan kaçmakla, onlardan
kurtulamayız.”
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Çalıkuşu’ndaki kahramanlar aslında hayatımızda
her an karşılaşabileceğimiz , içimizden
birileri.Kahramanların hiçbiri ütobik özellikleri olmayan ,
karakterleri tam olarak anlaşılabilen kişilerden oluşmuştur.
Kahramanlardan baş kahraman hepinizinde bildigi
gibi , dizi filminde Aydan Şener’in canlandırdığı Feride
diğer bir ismiyle Çalıkuşu. Feride küçüklüğünde heyecanlı ,
hareketli tam anlamıyla yaramazlıktan bıkmayan bir kişiliğe
sahip.Çalıkuşu ismini de Fransız Kolejinde öğrenim görürken
tenefüslerde ağaca çıkıp daldan dala atladığını gören bir
öğretmeninin :
“ Bu çocuk insan değil,çalıkuşu “ diye bağırmasından
almıştır . Feride adı ise bayram elbiseleri gibi pek sayılı
günlerde kullanılan resmi bir ismi olarak kalmıştır.
Feride öğretmenliğe
başlamasıyla gittiği her yerde , güzelliğiyle herkes
tarafından aşık olunan ,
Gülbeşeker,İpekböceği gibi
türlü isimler takılan biri olur.Hakkında dedikodular
olur.Fakat o Kâmran’ı kalbinden atamamasına rağmen Kâmran
ile evliliğine üç gün kala öğrendiği ; Kâmran ‘ ın
başkasıyla birlikte olduğu haberi , Kâmran’a karşı nefret
dolu olmasına sebep olur .Bu öyle bir nefrettir ki
Kâmran’la ilgili olan herşeyden nefret duymaya başlar .
Örneğin yeşillikten nefret etmesinin sebebi Kâmran ‘ın yeşil
gözlü olmasından dolayıdır. Ama Kâmran’ı unutmak için de
öğrencilerine , bulunduğu çevreye birşeyler kazandırmayı ,
gülmeyi öğretmeyi isteyen gönlü çok geniş birisidir. Ayrıca
Feride Türk romanında ilk ideal kahramandır , bu yönüyle pek
çok öğretmene direnç vermiştir.
Kâmran ise uslu ,okumuş , nazik birisi aynı zamanda
Feridenin kuzeni . Kız ayağı gibi küçücük ayaklarında beyaz
podüsüet iskarpinleri ,ipek çorapları,yürürken ince bir dal
gibi sallanıyor zannedilen narin vücuduyla erkekten ziyade
kıza benzeyen birisi . Fakat Kâmran Feridenin deyimiyle yere
bakan yürek yakan cinsinden sinsi bir sarı
çıyandır.Bayanlara karşı zaafı olan birisidir.Ama Feride’ye
karşı daha farklı bir ilgisi vardır, Kâmran evlenmesine
rağmen hala onu sevmektedir.
Munise küçük bir kızdır . Babası ihtiyar bir köy
memuru olan ve üvey annesinden bayağı eziyetler gören bir
çocuktur. Feride bu çocuğa karşı özel bir alaka duyuyor ve
daha sonra köyün muhtarını aracı yaparak onu yanına alıyor
ve beraber yaşıyorlar . Munise bembeyaz denecek kadar uçuk
sarı saçlı , duru beyaz tenli , melek gibi güzel çehreli bir
çocuk . Munise küçük yaşına rağmen görmüş geçirmiş gibi
Ferideyle konuşuyor , Feridenin dert ortağı oluyor .
Müjgân Feride’nin kuzeni.Feride’den üç yaş
büyük .Feride akraba çocukları arasında en ziyade onu
seviyor.Müjgân Feridenin tam zıddı.Çok ağırbaşlı, ayrıca her
istediğini yaptıran birisi.Romanın sonunda Kâmran’la
Feridenin yeniden beraber olmalarını sağlamak için
uğraşıyor.
Dr.Hayrullah Bey çok gün görmüş , temiz kalpli
orta yaşın üstunde ihtiyar denecek birisi.Hastalara yardımcı
olmayı amaç edinmiş , bu yüzden köy köy çağrıldığı yere hiç
çekinmeden giden Dr.Hayrullah Bey Feridenin durumunu da en
iyi bilen birisidir.
Ayrıca Mişel Fransız Kolejindeki arkadaşı ,
Hatice Hanım Zeyniler Köyündeki okulda daha çok dini
derslere giren birisi ,Besime Hanım ise Kâmran’ın annesi .
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Hem bir aşk hem de bir
macera romanı olarak değerlendirilebilecek bu eser, günlük
konuşma diliyle yazılmış ve bu yüzden geniş halk kitleleri
tarafından beğeni kazanmıştır. Yazarın, olayları ülke
gerçeklerinden ve eserin yazıldığı zamandan soyutlamadan ele
alması sebebi ile, o zamanları göremeyen yeni kuşaklar için
bir takım yabancılıklar görülebilir. Örneğin o zamanlarda
çok popüler olan Fransızca terimler ve eski Osmanlıca
kelimeler sıkça kullanılmıştır. Buna rağmen yazarın
anlatımdaki sadelik ve akıcılık bu yabancı kelimelerin
anlamlarını kendiliğinden ortaya koymakta, hiç olmazsa çok
zor anlaşılacak noktalar bırakmamaktadır.
Tasvirlerin oldukça fazla olması, hatta kitabın
önemli bir bölümünü işgal etmesi, okurun, kendisini
olayların içinde gibi hissetmesini sağlamaktadır. Özellikle
insanın ruh halini mükemmel benzetmelerle tasvir eden yazar,
bunu yaparken tabiat güzelliklerini, tabiat olaylarını sıkça
kullanmıştır. Mekân tasvirleri ise okuru adeta olayların
içine alıp, o mekânlarda yaşatmaktadır.
YAZAR HAKKINDA:
Reşat Nuri Güntekin
25 Kasım 1889
tarihinde İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat
Fakültesi’ ni bitirdi (1912). Bursa’ da başladığı (1913)
öğretmenlik hayatına çeşitli okullarda devam etti. Milli
Eğitim müfettişi (1931), Çanakkale milletvekili (1933-43),
Paris Kültür Ateşesi ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi
için gittiği Londra’ da öldü. İstanbul’ da Karacaahmet
Mezarlığı’nda gömülü.
Yazı hayatına Birinci
Dünya Savaşı sonlarında (1917) başlayan, ilk eseri de Eski
Ahbap (uzun hikaye) 1917’ de basılan Reşat Nuri, 1918’ de
tiyatro eleştiri ve araştırmaları yayımlarken bir yandan da
hikayeler (Şair Dergisi, 1918/19; Nedim Dergisi, 1919; Büyük
Mecmua, 1919) yazıyordu. Çalıkuşu’ nun Vakit gazetesinde
tefrikasıyla (1922) geniş bir ün kazandı. Çok hareketli bir
eser olan Çalışkuşu’ nda Anadolu, ilk idealist ve aydın kızı
Feride’ ye kavuştu, geniş ölçüde romana girdi. Bu roman az
okumuş ve aydın, iki sınıfı da, doğal ve canlı diliyle
kendine bağladı. Reşat Nuri’ nin hemen bütün romanlarında
dekor olarak taşra kasaba ve şehirleri çevre, tip, çeşitli
problem ve görüşleriyle Anadolu atmosferi görülür.
Romanlarında sosyal ve hissi konuları işleyen yazar, küçük
hikayelerinde bunların yanına mizahı da ekledi.
Yazdığı, çevirdiği,
kitap biçimine girmiş veya dergi, gazete sayfalarında,
tiyatro
repertuarlarında kalmış tüm eserlerinin toplamı yüzü bulur;
bunlardan 19 tanesi telif romandır, 7 tanesi
hikaye
kitabı. Yazdığı, çevirdiği, uyarladığı, oynanmış, basılmadan
kalmış oyunlarının
sayısı roman ve hikaye kitaplarının sayısını da aşar. 7
Aralık 1956’da İstanbul’da öldü.
En Güzel Paylaşımlar İçin Mail
Grubumuza Üye Olun
Picasa Fotoğraf ve Slayt Programı