Anı (Hatıra)
Toplumların sosyal
hayatlarında anı anlatmak (hatıra nakletmek) önemli bir
gelenektir.Özellikle yaşlı insanlar kendilerinden daha genç
kimselere daha önce görüp geçirdiklerini, yaşadıkları ilginç
olayları naklederler. Türkiye'de Kurtuluş Savaşına katılmış
hemen hemen her asker, çocuklarına ve torunlarına savaş
anılarını uzunuzun anlatmışlardır. İnsanların hayatlarında
önemli bir yer tutan, iz bırakan olaylar kolay kolay
unutulmaz ve gerek sözle gerek yazıyla bunlar nesilden nesle
aktarılır. Dolayısıyla anılar, milleti, yüzyıllar boyu bir
devam zinciri içinde, millî birlik halinde tutan, toplumu
nesilden nesle bağlayan bir kültür unsurudur. Tarih, önemli
ölçüde anılara dayalı
olarak kurulur.
Edebî bir tür olarak anı, bir kişinin aklının erdiğinden
itibaren görüp yaşadığı,kendisi ve toplum için önemli
gördüğü olayları ve durumları belli bir sistem içinde
yazıya
döktüğü, genellikle otobiyografik metinlere denir.
Otobiyografi,
kişinin yalnızca kendisiyle ilgili bilgileri verirken, anı,
hem bireysel hem de toplumsal anlamda pek geniş bir alanı
içerir. Günlük tutan yazar, sıcağı
sıcağına günün olay, yaşantı ve düşüncelerini aktarırken,
anı yazarı, tarih olmuş eski zamanların olaylarını hafızaya
ya da belgelere dayalı olarak ortaya koyar. Bu bakımdan anı
metinleri, yalnızca hatırlanabilen, unutulmayan,
kaydedilebilen olayları içerdiği için tarihi aynen
yansıtmaktan uzaktır. Yaşanmışı unutulmayan izler halinde
verebilir.
Anıların yazılış
sistemi genellikle kronolojiktir. Yazar, yaşayıp
gördüklerini
belli bir tarih
sırası içinde verir.
Ama kimi
yazarlar kronolojiyi gözetmeden
aklına geldiği gibi rast gele yazarlar. Bazı anılarsa, roman
üslûbuyla yazılırlar. Bu durumda yazar da anı-romanın bir
kahramanı konumundadır. Bazı anı kitapları toplum içinde
belli özellikleriyle kendini göstermiş kişilerin
portrelerinden oluşmaktadır. Yazar, görüp tanıdığı önemli
kişilerin, siyasî, edebî, kültürel kişiliklerini, kişisel
özelliklerini ve başka yönlerini tasvirî ve çözümleyici bir
üslûpla anlatır. Bu tür anı kitaplarına
Halit Fahri Ozansoy'un
Edebiyatçılarımız Geçiyor
(1939),
Yahya Kemal Beyatlı'nın
Siyasî
ve Edebî Portreler
(1968) adlı
eserleri örnek olarak gösterilebilir.
Yusuf Ziya Ortaç
Portreler
(1960)
adlı kitabında yirmi dört şair ve yazarın fiziksel ve ruhsal
portrelerini, sanatları ve eserleri ile ilgili
düşüncelerini, kendileriyle yaptığı görüşmeleri, onların
kendi üzerinde bıraktığı izlenimleri kaleme almıştır.
Hakkı Süha Sezgin'in
101 kişiden oluşan
Edebî Portreler'i
de Beşir Ayvazoğlu tarafından alfabetik bir düzen içinde
yayımlanmıştır (İstanbul 1997).
Vecihi Timuroğlu
'nun
Yazınımızdan Portreler
(Ankara
1991) adlı eseri 26 kişiden oluşmaktadır.
Beşir
Ayvazoğlu
da
"Osmanlının Yadigârları", "Yeni Devir Yeni Yüzler", "46
Sonrası" ve "Onlar da Bizden" adlı 4 bölümde topladığı 40
kişinin portresini
Defterimde 40
Suret(İstanbul
1996) adıyla yayımlamıştır.
Türk
Edebiyatında şuara tezkireleri,
menakıpname, siyer, vekayi'name, gazavatname,
fetihname,
sefaretname gibi eserler bilinen anlamıyla birer anı eseri
olmasalar
da bu türe özgü
bazı unsurları barındırmaktadırlar.
Babür Şah
(1488-1530) 'ın
Vakâyi (Babürname),
Timur'un
Tüzükât,
Ebulgazi
Bahardır Han'ın
Şecere-i Türk
adıyla
bizzat yazdıkları
eserleri bir anlamda anı eserleridir.
Hümayunname
(Farsçadan
çeviren: Abdürrab
Yelgar,1944), Hümayun'un kızkardeşi
Gülbeden'in
kaleminden
çıkmıştır. Yine
Hümayun ile ilgili anıları ibrikçisi
Cevher
Tezkiretü'l-Vâkıat
adıyla
kaleme almıştır.
Kanunî Sultan
Süleyman'ın sadrazamı ve eniştesi Damat Lutfî Paşanın
anıları
Asafname
adıyla Hayat
Tarih Mecmuası (S.2, Mart 1968) 'nda yayımlanmıştır.
Kadı
Macuncuzade Mustafa Efendi
(1597) adında
Kıbrıs'a tayin edilen bir kadı, Kıbrıs'a
yakın
bir yerde Malta korsanları tarafından esir edilmesini ve
başından geçenleri,
türlü
anılarını
Sergüzeşt-i
Esirî-i Malta
(1597) adlı
eserinde anlatır.
Tameşvarlı Osman
Ağa
da
1788'de Kara Mustafa Paşa'nın Viyana kuşatması sırasında
düştüğü
esaret
anılarını kaleme alır (M.Şevki Yazman,
Viyana
Muhasarasından Sonra Avusturyalılara Esir Düşen Osman
Ağa'nın Hatıraları
(1961).
XVI.
yüzyılda şair
Zaifî,
anılarını
Sergüzeşt-i Zaifî
adlı
mesnevîsinde kaydetmiştir.
Bu yüzyılda ayrıca
Barbaros Hayreddin Paşa'nın anıları, Seyyid Muradî Reis
tarafından
Gazavât-ı
Hayreddin Paşa
(Barbaros
Hayreddin Paşa'nın Hatıraları, 1995) adıyla kaleme
alınmıştır.
XVII. yüzyılda
Kâtip
Çelebi,
Mîzânü'l-Hak,
Süllemü'l-Vüsûl, Fezleke, Cihannümâ, Keşfü'z-Zünûn
gibi
eserlerinde;
Evliya Çelebi
de
Seyahatname'sinde
bazı anılarını
aktarmışlardır.
Yukarıda verdiğimiz
örnekler tarzında pek çok eser, anı türüyle
ilişkilendirilebilecek niteliktedir. Burada siyasî ve edebî
mahiyetteki anı eserlerin başlıcaları örnek olsun diye
düzenlenmiştir. Bunlar kesin sınırlandırmalar değildir. Bir
siyasî anı kitabında edebî anılar da olabilmektedir.
a. Siyasî ve
Askerî İçerikli Anılar
Tanzimat
döneminden itibaren anı yazma geleneği devlet yönetiminde
bulunmuş önemli kişiler arasında da yaygınlaştı. Siyasî ve
askerî olayların ağırlıklı olarak işlendiği bu tür anı
eserlerinde daha çok siyasî çekişmeler, tarafların
birbirilerini suçlamaları, görevden alınanların, sürgüne
gönderilenlerin kırgınlıkları, sızlanmaları, suçlanan
kişilerin kendilerini savunmaları, devlet yönetiminin nasıl
işlediği ya da işlemediği; devlete, millete yapılan
ihanetler gibi konulara yer verilmiştir. Belli başlı siyasî
ve askerî nitelikli anılara şu örnekler verilebilir:
Reşid Paşa'nın
Hatıraları
(1939);
Midhat Paşa,
Hayat-ı Siyasiyye, Hidematı, Menfa Hayatı
(1907);
Ahmet Cevdet
Paşa,
Tezakir-i
Cevdet
(1853-1887),
Maruzat
(1890);
Ali Kemal,
Yıldız
Hatırat-ı Elimesi
(1910);
İsmail Müştak Mayakon,
Yıldız'da Neler Gördüm
(1940);
Falih Rıfkı
Atay,
Batış Yılları
(1963),
Ateş ve Güneş,
Zeytindağı;
Rıza
Tevfik,
Ben de
Konuşayım
(1993);
Hüseyin Cahit Yalçın,
Siyasal
Anılar
(1976),
Refik Halit Karay,
Minelbab İlelmihrab
(1964);
Ali Fuat Cebesoy,
Millî
Mücadele Hatıraları
(1953);
Afet İnan,
Atatürk'ten
Hatıralar
(1950);
Celal Bayar,
Atatürk'ten Hatıralar
(1955);
Halide Edip Adıvar,
Türkün
Ateşle İmtihanı
(1975).
b. Edebî Muhtevalı
Anılar
Tanzimat
döneminden itibaren edebiyat alanında varlık gösteren pek
çok sanatçı ve yazar, özellikle olgunluk yaşlarında
yazdıkları anılarında edebiyata nasıl başladıkları, içinde
yer aldıkları edebî topluluk ya da çevreleriyle olan
ilişkileri, mücadeleleri, dönemlerinin siyasî, sosyal,
edebî, kültürel görünümüne ilişkin düşünce, gözlem ve
izlenimleri, eserleriyle ilgili açıklamaları gibi daha çok
edebiyat tarihçilerinin ve
edebiyatçıların
biyografilerini merak edenlerin işine yarayabilecek zengin
bir malzeme bırakmışlardır. Edebiyata ilişkin özellikleri
ağır basan bu anıların başlıcaları şunlardır:
Ebuzziya Tevfik,
Nümûne-i
Edebiyyat-ı Osmâniyye
(1876);
Yakup Kadri,
Anamın
Kitabı
(1957),
Gençlik ve
Edebiyat Hatıraları
(1969);
Halit Ziya Uşaklıgil,
Kırk
Yıl
(1936),
Saray
ve Ötesi
(1942);
Ahmet İhsan Tokgöz,
Matbuat
Hatıraları
(1930);
Hüseyin
Cahit
Yalçın,
Edebî
Hatıralar
(1935);
Yahya Kemal Beyatlı,
Çocukluğum, Gençliğim,
Siyasî
ve Edebî Hatıralarım
(1973),
Siyasî ve Edebî
Portreler
(1968). Bunlardan
başka hariciye ve elçilik, cezaevi -avukat, tiyatro, basın,
eğitim ve
öğretmenlik,
din, tarikat konularıyla ilgili
anılar da yazılmıştır.
BAHRİ PEKTAŞ
GAP Anadolu Lisesi
TDE Öğrt.
www.edebiyatogretmeni.net